Flynn etkisi

Flynn etkisi, Flynn etkisi nedir IQ Seviyesi

Flynn etkisi

Flynn etkisi

Flynn etkisi nedir, Flynn etkisi, ilk olarak James Flynn tarafından bulunan, IQ skorlarının zaman geçtikçe artması ve genel popülasyonda bu artışın belli bir sabitlikte yükselmesidir.

Her nesilin ortalama IQ skorları sabit olarak artış göstermektedir. IQ skorları kesin rakamlar olmasa da genel popülasyonla karşılaştırıldığında bu artışın gerçekleştiğini söylemek mümkündür.

Yani, 100 IQ puanı her zaman ortalamadır ve her zaman popülasyonun geri kalanına göre aynı sayıda doğru cevabın verildiğini göstermektedir.

Flynn etkisi

Flynn etkisi

IQ testinin yaratıcıları soruları tekrardan gözden geçirerek testi yeniden oluşturdular. Her nesilin IQ testi, bir önceki nesle göre biraz daha zorlayıcıydı,çünkü toplumun da genel zekâsı ve bilgisi artış göstermekteydi.

Her nesil, bir önceki neslin IQ testleri kendilerine verildiğinde o neslin aldığı skordan daha yüksek skorlar almaktadırlar.

Flynn Etkisinin arkasında yatan nedenler şunlar olabilir:

Flynn etkisi

Flynn etkisi

Eğitime daha fazla ulaşım: İnsanlar bir önceki nesle göre hem kişi anlamında hem de süre anlamında daha fazla eğitim alıyorlar.

Daha çok maruz kalma: İki nesil önce insanlar video oyunlarda olduğu gibi uzaysal düşünme becerilerine sıklıkla maruz kalmadıklarından, teknoloji geliştikçe kişilerin bu becerilerini geliştirme durumu artmaktadır.

Test yanlılığı: Test doğuştan gelen bilgiden ziyade sonradan öğrenilen bilgi ölçmektedir ve belli bir kültüre göre belirlenmiştir. Bu kültürdeki kişiler gittikçe daha iyi skorlar alacaktır.

Genel beslenme ve sağlık durumu, daha iyi bir aile bakımının olması ve belli engeller için daha iyi bakımın verilmesi de düşük IQ’nun ortaya çıkmasını engelleyicidir.

James Flynn, IQ seviyesinin her geçen zamanda çeşitli etkenlere bağlı olarak, geometrik veya diğer biçimlerde arttığını düşünüyordu. Oysa son yapılan araştırmalar insanlığın zeka seviyesinin, yani IQ’nun, gittikçe dramatik olarak düştüğünü gösteriyor.

Özellikle 1975’lerden sonra, IQ, zeka seviyesinde garip sorunlar yaşanıyor.

Teknolojinin anormal düzeyde gelişmesi, kitap okuma oranlarının azalması, beslenme biçimlerimizin tamamen fabrikasyon ürünlere dayanması , paketlenmiş gıdalar James Flynn’ın teorisini zorluyor…

 

IQ SEVİYEMİZ DÜŞÜYOR   ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ   ANA SAYFA   İLETİŞİM    İNSANLIĞIN ZEKA SEVİYESİ

Bu sitedeki tüm bilgiler sizleri aydınlatmak amaçlı olup tedavi niteliğinde değildir. Özel Tanı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi yazılan yazılardan yola çıkarak uygulanan tedavilerdeki doğacak aksaklıklardan sorumlu tutulamaz. Bu sitenin tüm içeriği Tanı Özel Eğitim Merkezi tarafından hazırlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, çoğaltıp dağıtılamaz ve yayınlanamaz. Tüm hakları saklıdır.

Davranış Bozukluğu Tedavisi

Davranış Bozukluğu Tedavisi

Davranış Bozukluğu Tedavisi

Davranış Bozukluğu Tedavisi

Davranış Bozukluğu Tedavisi

Çocukların gelişim dönemlerinde karşılaşılan sorunlar olağan ve geçicidir, ancak çocuk bu dönemlerde sorunlarını çözerken engellemelerle karşılaşırsa, dönemsel diye nitelenen sorunların çözümü çocuğun ileriki yaşlarına ertelenir. Bu durumlarda ortaya çıkan sorunlar uyum ve davranış bozuklukları olarak tanımlanır.

Bu sorunları taşıyan çocuklar büyük ölçüde tedavi edilebilir. Antisosyal davranışlar, yaşadıkları olumsuz durumlara gösterdikleri bir tepki olduğu için, çocuklarda erişkinlerden daha fazla ve daha kolay tedavi edilebilir.

Bu sorunları taşıyan çocuklar; davranışlarıyla çevresindekilerin kendilerine olumsuz yaklaşmalarına neden olabilirler. Bu durumda çocuk daha da fazla tepki gösterir.

Çok ileri durumlarda, aile bireyleri kendi çocuklarından şiddet görebilirler. Özellikle 10 yaşından önce başlayan uyum ve davranış bozuklukları tedavi edilmez ise ileride suça yatkın olma olasılığı yüksektir.

Çocuklukta davranış bozuklukları kendiliğinden geçmez. Aileler böyle durumlarda mutlaka profesyonel yardım almalıdır.

Ailelere ve öğretmenlere çocuğu pozitif yönlendirmeleri için neleri yapmaları gerektiği anlatılmalıdır.

Çocukların tedavisinde, aile; çocuğun eğitimiyle ilgili danışmanlık almalıdır.

Davranış Terapisi

Uyum ve davranış bozuklukları olan çocuklar kendi duygularını anlatmakta ve başkalarını anlamakta güçlük çekerler. Ben merkezci oldukları için kendilerini başkalarının yerine koyamazlar, dünyayı tehlikeli görür ve kendilerini tehdit altında hissederler, bir sorun karşısında alternatif çözüm bulmakta zorlanır ve agresif bir tutum takınırlar. Bu çocuklarla davranış terapisi çalışılmalıdır.

İlaç Tedavisi

Çocuktaki davranış bozuklukları tehlike duruma gelmişse, (şiddet vb.) ilaç tedavisi düşünülebilir. Psikoterapi yetersiz kalıyorsa, aynı zamanda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, depresyon ve kaygı gibi davranım bozukluklarıda varsa ilaç tedavisi başlatılmalıdır.

Özel eğitim ve Rehabilitasyon Merkezimizde alanında uzman pedagog ve özel eğitim öğretmenleriyle davranış bozukluğu gösteren çocuk ve gençlerimize yönelik eğitim ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI   ANA SAYFA   İLETİŞİM   DİL VE KONUŞMA SORUNLARI

Bu sitedeki tüm bilgiler sizleri aydınlatmak amaçlı olup tedavi niteliğinde değildir. Özel Tanı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi yazılan yazılardan yola çıkarak uygulanan tedavilerdeki doğacak aksaklıklardan sorumlu tutulamaz. Bu sitenin tüm içeriği Tanı Özel Eğitim Merkezi tarafından hazırlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, çoğaltıp dağıtılamaz ve yayınlanamaz. Tüm hakları saklıdır.

Davranış Bozuklukları

Davranış Bozuklukları, Davranış Bozukluğu Nedir

Davranış Bozukluğu Nedir?

Davranış bozuklukları: Çocuklar her yeni gelişim dönemine geçtiklerinde yeni beceriler kazanırlar. Çocuğun edindiği her yeni beceri beraberinde çözülmesi gereken bir sorunu da getirir.

Davranış Bozuklukları

Davranış Bozuklukları

Gelişim dönemlerinde karşılaşılan sorunlar olağan ve geçicidir, ancak çocuk bu dönemlerde çevresindeki yetişkinlerin yanlış tutumlarına maruz kalırsa veya sorunlarını çözerken engellemelerle karşılaşırsa, dönemsel (olağan) diye nitelenen bu sorunların çözümü yeni gelişim dönemlerine ve çocuğun ileriki yaşlarına ertelenir.

Bu durumlarda ortaya çıkan sorunlar uyum ve davranış bozuklukları olarak adlandırılır.

Örneğin, çocuk, sosyal-duygusal gelişimi gereği yaşıtlarıyla oyun oynaması gereken bir yaşta, sürekli yalnız kaldıysa, ileride içine kapanık bir çocuk ve yetişkin olabilir.

Çocuk gelişimsel olarak kendi kendine üstünü giyinme ve yemek yeme davranışlarını yapabilecek becerilere sahipken, aile tarafından sürekli bu becerilerini sergilemesi engellendiyse, bu alandaki gelişimini farketmesi ileriki yaşlara kalacağı için yeni gelişim dönemlerinde ortaya çıkacak sorunlarla baş etmesi güçleşecektir.

Baskıcı, aşırı disiplinli, aşırı koruyucu ve alaycı, aşağılayıcı aile tutumları da uyum ve davranış bozukluklarına yol açar. Uyum bozuklukları yalnızca ailenin yanlış tutumlarına bağlı olarak gelişmez, çevresel faktörlere bağlı olarak da gelişebilir.

Yangın, deprem, tüp patlaması gibi travmatik olaylar; evdeki kavga ve huzursuzluklar, aile içi şiddet gibi aile içi sorunlar; ölüm veya boşanma nedeniyle anne-babadan uzak kalma gibi kayıp ve ayrılıklar da uyum ve davranış bozukluklarına yol açan çevresel faktörlere örnek olarak verilebilir.

Çocuklarda davranış bozuklukları

Altını ıslatma ve dışkı kaçırma, Psikolojik kökenli kekemelik, Parmak emme, Tırnak yeme, Fobiler ve korkular, Yeme bozuklukları ve iştahsızlık, Uyku bozuklukları, Mastürbasyon (kendi kendini tatmin etme), İçe kapanıklık, Çalma, Yalan söyleme, Aşırı hareketlilik, Saldırganlık, Saç yolma, Uyur gezerlik, Bağımlılık, Aşırı inatçılık

Uyum Bozukluğu ile Normal Davranışı Birbirinden Ayırdetmek

Aileler genellikle, çocuğun gelişim dönemine bağlı olarak yaşadığı olağan sorunlarla, uyum bozukluğu olarak kabul edilen davranışlar arasında ayırım yapmanın zor olduğunu ifade eder.

Anne-babalar için bu ayrımı sağlıklı biçimde yapmak çok zordur, ancak belirli kriterleri göz önünde bulundurarak en azından bir uzmana başvurmaları gerekip gerekmediğini tespit edebilirler.

Örneğin, alt ıslatma davranışını ele alalım. Birbuçuk yaşında tuvalet eğitimi almış bir çocuğun, ilk 1-1,5 sene, zaman zaman altına kaçırması normaldir. Çoğu zaman çocuk kaslarını kontrol etmekte güçlük çekebileceği için tuvalet eğitimini takiben gece ve gündüz görülebilen alt ıslatma davranışı normal kabul edilmelidir.

Çocuk 3,5-4 yaşından sonra da alt ıslatma davranışına devam ediyorsa bu davranış uyum bozukluğu olarak kabul edilebilir; çünkü artık yeni bir beceriyi ( tuvalet eğitimi ) kazanımak için gerekli olan adaptasyon süreci aşılmıştır.

Bunun gibi, bebeklik dönemindeki parmak emme davranışı normal kabul edilirken, 1 yaşından sonraki parmak emme davranışı uyum ve davranış bozukluğuna işaret eder.

Anne-babaların çocuğun hangi yaşta karşılaştığı sorunların normal, kısa süreli ve geçici olduğunu tespit edebilmesi için bu konularda bilinçli ve bilgili olması gerekmektedir.

Çocuk gelişimi ve eğitimi konusunda çok okuyan bilinçli aileler bile bu tip sorunları farketmekte güçlük çekmektedirler. Bu nedenle tüm anne-babaları insanın kişilik gelişiminde çok önemli olan 0-6 yaş döneminde 6 ayda bir bile olsa, çocuk gelişimlerini kontrol ettirmek, anne-babanın farkına varamadığı bir sorun olup olmadığını öğrenmek ve ortaya çıkabilecek olası uyum ve davranış bozukluklarına karşı önlem almak için bir psikoloğa başvurmalarında yarar vardır.

Hatalı Anne – Baba Tutumları

Yukarıda sözünü ettiğimiz gibi hatalı anne-baba tutumlarına bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bazen de, davranış bozukluğu başka bir faktöre bağlı olarak ortaya çıkar, ancak hatalı anne-baba tutumları nedeniyle
– Tırmanarak artabilir,
– Yeni uyum ve davranış bozukluk ortaya çıkmasına neden olabilir,
– Öz-güven eksikliği, içe kapanıklık, aşırı kaygılı olma gibi sorunların ortaya çıkmasına katkıda bulunarak kişilik gelişimini olumsuz etkileyebilir.

Anne-babalar çocuğun bilinçli olarak bellirli davranışları yaptıklarını düşünerek sorunu görmezden gelir veya davranışı ve çocuğu baskı altına almaya çalışır Oysa, çocukların çok büyük bir çoğunluğu, bilinçli olarak bu davranışları sergilemez. Çevrelerine bir mesaj vermek için, yani rahatsız oldukları durumları ifade etmek için bunu yaparlar.

Anne-babalar sorunu gidermek için, davranışı yapan çocuğu küçük düşürücü, aşağılayıcı ve suçlayıcı tavırlar sergilerler. Bazı aileler sorunu gidermek için çeşitli ceza yöntemlerine, hatta şiddete bile başvurmaktadırlar.

Mastürbasyon yapan çocuğa ceza vermek, parmağını emen çocuğun ağzına biber sürmek ve altını ıslatan çocuğu deşifre etmek bu tip tutumlara örnek olarak verilebilir. Ailelerin, cezadan ve suçlayıcı tavırlardan uzak durmaları gerekir. Bu tip baskıcı tutumlar sorunu artırmaktan başka bir işe yaramaz.

Bazı aileler ise, sorunu kendi haline bırakıp, kendiliğinden geçmesini beklerler. Oysa, uyum ve davranış bozuklukları kendiliğinden geçmez, mutlaka bu bozukluğun altında yatan sebepler ortadan kaldırıldıktan sonra geçer.

Zaman içinde kendiliğinden geçen inatlaşma, parmak emme, alt ıslatma vb. Sorunlar yukarıda sözünü ettiğimiz normal dönemsel sorunlardır.

Uyum bozukluğu olarak ortaya çıkan davranışlar ise ileriki yaşlarda ortadan kalkmış gibi gözükse bile ya yeni bir sorun olarak, ya da tekrarlanarak karşımıza çıkar.

Örneğin, parmak emme davranışı okul yıllarında tırnak yeme veya öz-güven eksikliği olarak yeniden belirebilir.

Alt ıslatma davranışı olan 3 ve 4 yaşlarında iki çocuğu ele alalım; 3 yaşındaki çocuğun sorunu 6 ay içinde kendiliğinden geçebilir, çünkü bu yaşta görülen bu davranış normaldir; ancak 4 yaşındaki çocuğun davranışı kendiliğinden geçmez, çünkü bu bir uyum bozukluğudur.

Uyum ve Davranış Bozukluğu Tedavisi

Ailelerin uyum ve davranış bozuklukları konusunda çok bilinçli ve dikkatli olmaları, böyle bir sorundan şüphelendiklerinde bir uzmana başvurmaktan çekinmemeleri gerekir.

Psikologlar, anne-baba ve çocukla yapılan ayrı ayrı görüşmelerle sorunun sebeplerini tespit ederler. Çocuğun yaş dönemine, sorunun çeşidine ve şiddetine göre aileye gerekli önerilerde bulunur ve gerek görürlerse çocukla belirli bir süre düzenli olarak görüşerek sorunun ortadan kalkmasını sağlarlar.

Ailelerin de amacı uzmanların amacıyla paralel olmalıdır; amaç, davranış bozukluğunu ortadan kaldırmaya çalışmak değil, bu bozukluğu ortaya çıkaran sebepleri ortadan kaldırmaya çalışmak olmalıdır.

Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezimizde alanında uzman pedagog ve özel eğitim öğretmenleriyle davranış bozukluğu gösteren çocuk ve gençlerimize yönelik eğitim ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

Bu sitedeki tüm bilgiler sizleri aydınlatmak amaçlı olup tedavi niteliğinde değildir. Özel Tanı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi yazılan yazılardan yola çıkarak uygulanan tedavilerdeki doğacak aksaklıklardan sorumlu tutulamaz. Bu sitenin tüm içeriği Tanı Özel Eğitim Merkezi tarafından hazırlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, çoğaltıp dağıtılamaz ve yayınlanamaz. Tüm hakları saklıdır.

DAVRANIŞ BOZUKLUĞU TEDAVİSİ    ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ   EĞİTİM PROGRAMLARIMIZ    TANI ÖZEL REHABİLİTASYON MERKEZİ   İLETİŞİM   PERPA LIFE

IQ seviyemiz düşüyor

IQ seviyemiz düşüyor

IQ seviyemiz düşüyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana dünyaya gelen nesillerin zekâ seviyesinin artış gösterdiğini belirten uzmanlar, 1975 yılı itibarıyla bu durumun tersine döndüğünü aktardı.

IQ seviyemiz düşüyor

IQ seviyemiz düşüyor

1975’ten bu yana IQ seviyemiz düşüyor

Araştırmacılar genç nesillerin zekâ seviyesinin 1975’ten bu yana git gide düştüğüne dikkat çekti. 1975 yılına kadar ise on yıllar boyunca insanlarda yılda ortalama 3 puan IQ gelişimi kaydedildiğini söyledi. ‘Flynn etkisi’ olarak bilinen zekâ seviyesindeki artış döneminin sonlanmasında birçok etken rol oynuyor.

IQ seviyemiz düşüyor

IQ seviyemiz düşüyor

Matematik ve dil öğreniminde değişen tekniklerin düşüşe neden olabileceği belirtilirken, insanların kitap okumak yerine teknolojik cihazlarla daha çok vakit geçirmesinin buna yol açtığı da belirtiliyor. Ayrıca toplamda 730 bin kişi üzerinde yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, yaşları 7 ile 9 arasında değişen çocuklardan haftada en az 1 kez balık yiyenlerin, nadiren yiyenlere göre IQ seviyelerinin ortalama 5 puan daha yüksek olduğu görüldü.

Araştırmaya katılan çocukların ailelerinin eğitim durumları, meslekleri, medeni durumları gibi faktörler sonuçlarda etkili olsa da, balık yemenin IQ seviyesini yükselttiği belirtildi.

IQ seviyemiz düşüyor

IQ seviyemiz düşüyor

Zekâ artışında temel etken beslenme ve sağlık

Viyana Üniversitesi’nde görevli psikologlar insanların bilişsel zekâsının (IQ) her on yılda üç puan arttığını saptadı.

Perspectives on Psycological Science dergisinde yaptıkları bir araştırmanın sonucunu açıklayan Martin Voracek ve Jakob Pietschning, yüz yıldan fazla bir süre içinde, 31 ülkede ve 4 milyondan fazla insanın katılımıyla yapılan zekâ testi sonuçlarını karşılaştırdı.

Araştırmacılar, testlere katılanların elde etikleri sonuçların zamanla daha iyileştiğini gördü.

Psikologlar toplumların bilişsel zekâsının devamlı arttığını daha önce de gözlemlemişti.

IQ seviyemiz düşüyor

IQ seviyemiz düşüyor

Buna göre, bundan 50 yıl önce dünyaya gelen çocuklar, aynı problemleri bugün dünyaya gelen çocuklar kadar başarıyla çözemiyor.

Örneğin, ABD’de çocukların bilişsel zekâsı 1932 ve 1972 yılları arasında 10 puan arttı.

Flynn Etkisi olarak adlandırılan bu fenomenin nedeni ise açıklanamıyordu.

Şimdi Avusturyalı araştırmacılar 2 bin 400 katılımcıyla yaptıkları testleri eski test sonuçlarını da katarak değerlendirdiğinde sadece bu gelişmeyi değil, ülkeler ve kıtalar arasında da farklı gelişme hızları olduğunu belirledi.

Bu sonuçlara göre, 1909 yılından 2013 yılına kadar insanlığın ortalama bilişsel zekâ düzeyi 30 puan arttı.

IQ seviyemiz düşüyor

IQ seviyemiz düşüyor

En büyük artış Kenya’da

Avrupalıların bilişsel zekâsı aynı dönemde dünya ortalamasının altında artarken, Afrika kıtası yaklaşık dünya ortalamasını yakaladı.

Buna karşılık Amerika kıtasında ortalamanın üzerinde bir bilişsel zekâ artışı kaydedildi.

Fakat en büyük gelişmeyi 1950’li yıllardan başlayarak Asya kıtasında yaşayan insanların bilişsel zekâsı gösterdi.

Araştırma, Asyalıların bilişsel zekâsının gelişmesinin diğer kıtalardaki insanları kat kat aştığını ortaya koyuyor.

IQ seviyemiz düşüyor

IQ seviyemiz düşüyor

Viyana Üniversitesi psikologları, en önemli artışların, “akışkan zekâ” olarak adlandırılan mantık ve soyutlama yeteneğinde görüldüğünü de belirledi.

Araştırmacılardan Pietschning, “bu alanda, çeşitli rakam dizileri gibi, insanların fazla bir ön bilgiye sahip olmadan yanıtlayabileceği sorular sorulduğunu” belirtiyor.

“Bugün, insanların çok özel sorunlarla karşı karşıya kaldığı bir dünyada yaşıyoruz” diyen Pietschning, soyutlama yeteneğindeki artışı, internetteki sistemlere giriş işlemleri gibi, bundan yüz yıl önce varolmayan gelişmelere bağlıyor.

Somut bilgilere dayanan testler ise daha düşük bir artışa işaret ediyor.

IQ seviyemiz düşüyor

IQ seviyemiz düşüyor

Örneğin, çeşitli ülkelerin başkentlerinin adının sorulduğu testlerle belirlenen ve kristalleşmiş zekâ adı verilen zekâ türünde ise 2013 yılında teste katılanlar 1910 yılında katılanlardan sadece 20 puan daha başarılı oldu.

Fakat aynı araştırma bütün bu artışların son 20 yılda giderek yavaşladığını da ortaya koydu.

Hatta Finlandiya gibi bazı ülkelerde ufak da olsa bir düşme gözleniyor.

En büyük artış kaydeden ülke ise Kenya.

Araştırma saptanan bilişsel zekâ artışlarının nedenleri konusunda da bazı ipuçları veriyor.

Birçoklarının sandığı gibi kalıtım zekâda rol oynamıyor.

Kenya’nın liderliği, artışın teknik ilerleme seviyesiyle de ilgisiz olduğunun kanıtı kabul ediliyor.

IQ seviyemiz düşüyor

IQ seviyemiz düşüyor

Çevresel etkilerin rolü

Buna karşılık Pietschning, çevre etkilerinin artıştaki rolüne dikkat çekiyor. Özellikle beslenme ve sağlık hizmetlerinin gelişmesi artışı destekliyor.

Toplumun zekâ yeteneklerini ödüllendirmesi ise artışı körüklüyor.

Araştırmacılar, özellikle 2. Dünya Savaşı verilerinin bu tezlerini güçlendirdiğini ifade ediyor.

Savaştan önce her yıl 0,6 puan artan bilişsel zekâ, savaş yıllarında ortalama yılda 0,2 puan artmış.

Pietschning ve Voracek, bunu savaş yıllarının beslenme zorlukları ile okul eğitiminde ve sağlık hizmetlerinde yaşanan kısıtlamalara bağlıyor.

Fakat beslenme olanaklarının iyileşmesi de, bir noktadan sonra ters etki yapıyor.

Pietschning, “o noktadan sonra insanlar sadece şişmanlıyor” diyor ve bunun son yıllarda bilişsel zekânın artışındaki yavaşlamanın arkasında yatan neden olabileceğine işaret ediyor.

IQ Nedir

IQ (Intelligence Quotient) çocuğun zeka yaşının takvim yaşına bölümünün 100 ile çarpımı sonucu elde edilir (zeka yaşı / takvim yaşı x 100 =IQ)

Zekâ, zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyabilme ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneğidir.

Sayılar, düşünceler ve olaylar arasında bağlantı kurabilmeyi, oradan da yeni bir sonuca gitmeyi gerektirir. Zekâ, zihnin bütün işlevlerini kapsayan bir genel güçtür.

Jean Piaget bilişsel işleyişi, biyolojik işleyişin temel değişkenleriyle özdeşleştirerek açıklamıştır. Bilişsel işleyişin başlıca özelliklerini açıklarken, zekânın öncelikle biyolojik faaliyetin özel bir biçimi olduğunu ileri sürmüştür. Zekâ bu yönüyle kalıtsaldır. Kalıtsal olarak edindiğimiz bilişsel yapılar çevrenin etkisiyle tam olarak oluşurlar. Zekânın işleyişiyle bir şekle giren kalıtımsal özellikler bütün bir ömür boyu devam eder; zeka salt doğuştan gelen yapısal faktörlerden oluşmuş değildir, zaman içinde oluşur.

Zekânın işleyişinde değişmeyen özelliklerden biri örgütlenme (organizasyon), diğeri ise uyum (adaptation) dur. Bunlar zekânın özünü oluşturur. Her canlı çevresine uyum sağlar ve kendinde bu uyumu mümkün kılan örgütlenme (organizational) özelliklerini taşır. Uyum sağlamanın da iki alt işlevi vardır: Özümleme (assimilation) ve uyma (accomodation). Biyolojiden ödünç alınan bu kavramlardan ‘özümleme’; çevreden alınan unsurların artık kendi özelliklerini kaybederek o organizmanın bir parçası olmasıdır.’Uyma’ ise dışardan gelen ve uyum sağlamaya çalışan nesneye göre organizmanın kendini ayarlamasıdır.

Piaget’nin Zihin Gelişim Kuramı’nda ‘Özümleme’, kişinin yeni deneyimlerini kendi bilgi sisteminden geçirerek almasıdır. ‘Uyarlama’ kişinin kendi bilgi sisteminin çevrenin gerçeklik isteklerine uyumu şeklinde tanımlanır. Bu iki süreç birlikte şemaları oluşturur. Şema çocuğun çevresiyle etkileştikçe geliştirdiği davranış ve düşünce kalıplarıdır.

Alfred Binet, zekâyı ölçülebilir bir genel bilişsel yetkinlik olarak değerlendirmiştir. 20. yüzyılın başlarında Charles Spearman genel muhakeme yeterliliği kavramı üzerinde durmuştur. Ancak Spearman’ın görüşüne göre zeka testi hem genel hem de bilgiye dayanmalıydı.

Günümüzdeki pek çok zekâ testi Binet ve Spearman’ın zeka kavramları üzerine kurulmuştur. Örneğin sözel ve performans alt testlerinden oluşan Wechsler Zeka Testi, Binet’nin zekaya bütüncül bakışını yansıtır.

Sonrasında ise okul hayatında kullanılan zekâ becerilerinin bütün insan zekâsını tam olarak açıklayamadığı ve zekâ tanımının sınırlarının genişletilmesi üzerinde durulmuştur. Piaget’nin bilişsel teorisine uygun olarak zekânın bulunduğumuz duruma uyum sağlamamızı sağlayan unsur olduğu görüşü önem kazanmıştır.

‘Akademik Zekâ’ ile ‘Pratik Zekâ’ ayırımı yapılmıştır. Ancak bunlar arasındaki bağlantı tam olarak açıklanamamıştır. Gardner araştırmalarına dayanarak yedi farklı zekâdan bahseder: Dil, Mantıksal-Matematiksel, Mekânsal, Müzik, Kinestetik (hareket), Kişisel, Kişilerarası Zekâ.

Gardner gelişimde çevresel ve eğitimin de önemine değinmiştir. IQ farklılıklarında hem biyolojik hem de çevresel faktörler önemlidir. Bir görüşe göre genler zekânın al ve üst limitlerini belirlerken çev. vd., resel faktörler zekanın bu limitler arasında hangi noktada olacağını belirler.

IQ testlerinde kültür faktörü de önemlidir. IQ testleri genel olarak belli bir kültürün ürünüdür ve bu kültürün bilgisine sahip olup olmamak test sonucunu etkiler. Zekayı kültürel çelişkilerden arındırmak üzere kültürel öğelerden bağımsız olan veya her kültür için uygun olabilen IQ testleri hazırlanmıştır. Örneğin Catell Zeka Testi (Cattell Culture Fair Intelligence Test, 2A, 2B) kültürden bağımsız bir testtir. Grup olarak uygulanabilir bir performans testidir.

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ  EĞİTİM PROGRAMLARIMIZ   TESTLER   ANA SAYFA    İLETİŞİM

Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezimizde alanında uzman pedagog ve özel eğitim öğretmenleriyle yaygın gelişimsel bozukluklar gösteren çocuk ve gençlerimize yönelik eğitim ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

Bu sitedeki tüm bilgiler sizleri aydınlatmak amaçlı olup tedavi niteliğinde değildir. Özel Tanı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi yazılan yazılardan yola çıkarak uygulanan tedavilerdeki doğacak aksaklıklardan sorumlu tutulamaz. Bu sitenin tüm içeriği Tanı Özel Eğitim Merkezi tarafından hazırlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, çoğaltıp dağıtılamaz ve yayınlanamaz. Tüm hakları saklıdır.