Duyu Terapisi

Duyu Terapisi

Duyu Bütünleme Terapisi – Duyusal Entegrasyon

Duyu bütünleme nedir?

İnsan vücudunun bazı bölgeleri uyarılarak duyuların birbirleriye uyumlu çalışmaları sağlanabilir. Duyusal işlemler merkezi sinir sisteminde gerçekleşir. Duyularımız uyumlu bir şekilde çalıştığı taktirde, beynimiz gelişime, yeni bilgilere ve öğrenmeye daha açık olur.

Duyusal sorunlar nasıl oluşur?

Duyusal alıcılar, vücuttan bilgiyi alarak merkezi sinir sistemindeki nöronlar üzerinden beyine gönderirler. Beyin bu bilgiyi alıp hızlıca analiz ettikten sonra, vücudumuzun ilgili bölgesinin alına mesaja bir tepki vermesini sağlar.

Duyusal bütünleme ve yaygın gelişimsel bozukluklar

Yaygın gelişimsel bozukluğu olan bireyler çevrelerinden ve vücutlarından duyularıyla aldıkları bilgileri algılama, anlamlandırma ve genellemede sıkıntılar yaşarlar. Duyularını kullanmada güçlüklerle karşılaşıp, genellikle tek yönlü duyu kullanırlar.

Duyusal bütünleme (entegrasyon) terapisi; Bireyin tüm duyularını aynı anda kullanmasını sağlayarak uyum becerilerini geliştirir. Çeşitli tehlikelere karşı önlem alabilmelerini sağlar. Duyusal bütünleme terapisi yöntemiyle, bireylerin duyularını geliştirip ve onların fizyolojik, sosyolojik ve psikolojik alanlarda uygun davranışlarının gelişmesi amaçlanır.

Duyusal entegrasyon yöntemiyle; bireyin çevreye uygun hareket etme becerileri gelişir.

Duyular ne işe yarar?

Konsantre olma yeteneğini sağlarlar.

Yeteneklerin düzenlenmesini sağlarlar.

Kişiliğini yansıtmasına ve özsaygının gelişimini sağlarlar.

Kendini kontrol etmeyi sağlarlar.

Özgüveni sağlarlar.

Akademik öğrenme yeteneğini oluştururlar.

Soyut düşünce ve akıl yürütme kapasitesinin oluşmasını sağlarlar.

Vücudun ve beynin uyum içine çalışmasını sağlarlar.

Başardığımız bir çok işlevsel beceriyi duyu sistemlerimizin bize sağladığı olanaklar ile gerçekleştiririz. Yaygın gelişimsel bozukluklar ve Dikkat eksikliğği ve hiperaktivite tanılı bireylerde öğrenme, iletişim, yaşamsal aktiviteleri yürütme, doğru tepkiler oluşturma, soyut düşünme gibi alanlarda sıkıntılar yaşanabilir.

Duyusal bütünleme sorunu yaşayan çocuklarda en az 2 duyu arasında uyum sorunu yaşanmaktadır.

İnsan vücudunda 7 duyu vardır.
Dokunma, işitme, görme, koku alma, tat alma, denge kurma, ve derin duyu.

EĞİTİM PROGRAMLARIMIZ    TANI ÖZEL REHABİLİTASYON MERKEZİ   İLETİŞİM     REHABİLİTASYON MERKEZLERİ

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu nedir?

Çocuğun, yaşamının her anını etkileyen nörobiyolojik bir bozukluktur.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite kimlerde görülür?

Çocukların %5 inde Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu görülebilir. Erkek çocuklarda kız çocuklara oranla 3 kez daha fazla görülür. Her sınıfta ortalama bir ya da iki öğrencide görülür.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite yeni bir sendrom mudur?

Hayır. Değişik isimlerle anılmakla birlikte, 1900 lü yılların başlarından beri tanınan bir sendromdur. Günümüzde yaygın olan adları, Dikkat Eksikliği Sendromu ve Dikkat Eksikliği Sendromu ile Hiperaktivite Sendromudur.

Sorun nedir?

Dikkati, tek bir noktaya odaklayamamak ve organize olamamak.

Bu sendromun tıbbi bir açıklaması var mıdır?

Evet. Dikkat Eksikliği Sendromu olan ve olmayan bireylerin beyinlerinin kimyasal metabolizmaları arasında farklılıklar saptanmıştır.

Nedeni nedir?

Tek bir nedeni yoktur. Konsantrasyonu sağlamak için milyonlarca beyin hücresi birarada çalışırlar.

Neden olmayan nedir?

Şeker ve diğer gıdalar Alerjiler Anne babaların yetiştirme tarzları.

Çocuğumda Dikkat Eksikliği Sendromu varsa bunu nasıl anlarım?

Dikkat Eksikliği Sendromu, her çocukta kendisini değişik olarak gösterir. Dikkat Eksikliği Sendromu olan bütün çocuklar, dikkatlerini yoğunlaştırmakta ve başladıkları işleri bitirmekte zorlanırlar. Bu zorluğun yoğunluğu çocuklar arasğ değişiklik gösterir. Ders dinlemenin ve yazıları tamamlamanın gerekli olduğu okul hayatğnda sorunlar başgösterir. Okul Ödevleri yapılmaz ya da tamamlanmaz. Dinlemekte ya da direktiflere uymakta zorluk yaşanır. çevredeki en ufak olaylarla ya da kendi düşünceleri ile kolayca dikkati dağılır.

Nasıl emin olabilirim?

Bu sendrom için ne tıbbi, ne nörolojik, ne de psikolojik tek bir test vardır. Dikkat Eksikliği Senromu olan çocukların %30 unda hiperaktivite yoktur. Onların ana sorunu dikkatlerini toplayamamak ve konsantre olamamaktır. Genellikle”uyurgezer” görünümünde, sessiz, uyuşuk ve aşırı duygusaldırlar. Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocukların çoğu ise hiperaktif, düsüncesizce davranan ve organize olamayan bireylerdir. Genellikle, sürekli kıpırdanırlar ve vücutlarının bir parçası sürekli hareket halindedir. Bir yerde oturamazlar. Eşyalarını unuturlar ve kaybederler. Başladıkları işi bitirmeden bir diğerine başlarlar. Müdaheleci ve rahatsız edicidirler. Sıra bekleyemezler. Cevapları soruları beklemeden ağızlarından kaçırırlar. Düşünmeden tehlikeye atılırlar. Normal faaliyetleri”sıkıcı” bulurlar.

Çocuğunuzda Dikkat Eksikliği ve/veya Hiperaktivite Sendromu Varsa

Olumlu davranışları pekiştirmek için olumlu onaylamalar kullanın.

Olumsuz davranışların sonuçlarını, caydırıcı olabilmek için hemen uygulayın.

Olumlu davranışları anında Ödüllendirmek için sonradan bir armağana çevrilmek üzere biriktirilebilecek fiş, çıkartma ya da tablo sistemini kullanınız.

Her zaman bir adım önde olun; olayları önceden tartarak, doğru davranışı önceden saptayın. çocuğunuza ondan beklediklerinizi, olumlu ve olumsuz sonuçlarını açıkca anlatın.

Direktiflerinizi basit tutun. Daima kısa cümleler kullanın ve bir kerede bir ya da ikiden fazla direktif vermeyin.

Sık sık göz göze gelmeye çalışın. Direktif verirken ya da açıklama yaparken çocuğun yüzünüze baktığından emin olun.

Beklentilerinizi yeniden değerlendirin ve onların çocuğun duygusal seviyesine uygun olduğundan emin olun.

Çocuğunuzun hayatını kolaylaştırmak için görsel ipuçları hazırlayın; çekmecelere içeriklerine göre etiket koyun, günlük programı için bir saat çizelgesi hazırlayın vb.

Neye yetenekli olduğunu gözlemleyin. DEHS görülen çocuklar sanata ve yaratıcılığa yatkındır. Neyi yapamadığına odaklanmak yerine yeteneği olduğu konularda başarı kazanabilmesi için firsat yaratın.

Evinizde aynı düzeni uygulamakta titizlenin ki böylece çocuk ne zaman kendisinden ne beklendiginden emin olabilsin. Akşamları hep aynı saatte yatmasını, sabahları aynı saatte kalkmasını sağlamaya çalışın.

Özel eğitim Merkezimizde alanında uzman pedagog ve özel eğitim öğretmenleriyle dikkat eksikliği ve hiperaktivite sorunu olan çocuk ve gençlerimize yönelik eğitim ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

EĞİTİM PROGRAMLARIMIZ    TANI ÖZEL REHABİLİTASYON MERKEZİ   İLETİŞİM     REHABİLİTASYON MERKEZLERİ

Bedensel Engelliler

Bedensel Engelliler

Bedensel Engelliler

Bütün düzeltmelere rağmen iskelet, sinir sistemi, kas ve eklemlerindeki özürlerinden dolayı normal eğitim-öğretim çalışmalarından yeterince yararlanamayan çocuklardır.

Bedensel Engelliler

Bedensel Engelliler

Multiple sklerosis

Çocuklarda bedensel engele yol açan hastalıklardan biri multiple sklerosistir. Ataklar halinde seyreden bu hastalıkta çocuk hareket ile desteklenmezse gelişimi sürekli gerileme gösterebilir.

Doğuştan kalça çıkıklığı

Doğuştan kol veya bacaklarda bir eksiklik, herhangi bir kaza sonucu kol veya bacağının bir kısmının veya tamamının kaybedilmesi, romatizmal hastalıklar v.b. bedensel yetersizlikler, kas iskelet sisteminin doğuştan veya sonradan etkilenmesi, hastalanması sonucunda da açığa çıkarabilir. Doğru tanının zamanında konması, gerekenlerin geç kalınmadan yapılması çocuğun durumunun izin verdiği en üst düzeye ulaşması için ön şarttır. Kalça çıkıklığı olan bir çocuğun problemi ilk aylarında basit cihazlarla tamamen düzeltilebilecekken geç kalındığında ömür boyu sürecek yürüme bozukluklarına neden olmaktadır.

Çocuk felci

tanısı konan çocukların hayati tehlikeyi atlatması için gereken çalışmalar yapıldıktan sonra, daha önce hiçbir sorunu olmayan çocuğun bacağında, kolunda zayıflama, kuvvetsizlik olabilir. Çocuk büyürken zayıf olan kol ve bacakları kullanılmamaya bağlı olarak incelebilir. Zamanla bu bölgeler diğer kol ve bacağa göre kısa kalabilir. Bunları önlemek amacıyla ve bu bölgelerin kuvvetini yeniden kazanıması için fizyoterapistler tarafından verilecek egzersiz programını düzenli bir şekilde yapmanız gerektiğini unutmayın.

Çocuğunuzun bedensel yetersizliği onun tüm gelişimini olumsuz etkiler.

Çocuk eğer emekleyemiyor, yürüyemiyor veya oturamıyorsa çevresiyle ilgisi buna bağlı olarak sınırlı olacaktır. Çocuğun bedensel yetersizliğine rağmen çevresiyle aynışekilde ilişki kurmasını sağlamak sizin görevinizdir. Bu nedenle olduğunca çevreyi çocuğun ayağına getirmek, bir deyişle emeklemese de, oyuncağı tutamasa da ona oyuncağı göstermek, sesini dinletmek, gözüyle takip etmesini sağlamak çocuğunuzun gelişimine destek olacak etkinliklerdir.

Bebeğinizin yetersizliklerini ve özelliklerini çok iyi tanımanızı öneririz
Böylece yapamayacağı hareketler için onu zorlamamış olursunuz. Zorlanacağı durumlar mutlaka olacaktır.

Bedensel engelli çocuğunuzu yardımla yapabildiği becerilerinde destekleyip yardımcı olunki bir süre sonra yardımsız olarak yapmayı başarabilsin. Yapabildiklerini de görmezliğe gelmeyin, küçümsemeyin. Bazı şeyleri yapabildiğini görmek ona güven ve cesaret verecektir.

7. Bedensel engelli çocuğunuz için doktorunuz ve fizyoterapistimiz çocuğunuzun hareketleri açısından ve kasıntılarını azaltmak için cihaz uygun görmüş olabilir. Bunları nasıl kullanmanız gerektiğini iyi öğrenmeniz gerekmektedir. Çocuğunuz bu cihazları kullanmayı başlangıçta reddedebilir, ağlayabilir. Kısa süreli olarak kullanmaya başlamanız onun alışması açısından daha iyi olacaktır. Tepki gösterdiyse onu fazla ağlatmadan oyun havası içinde oyuncakları ile oyalayarak belki şarkı söyleyerek onu razı etmeye çalışmanızı öneririz.

8. Bazı bedensel yetersizlikler ve beraberinde uyaran eksikliği olması, yetersiz çevre çocukla ilişki kurmak için tedavinin bitmesinin beklenmesi çocukta zihinsel yetersizliğin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu konuda daha önce değindiğimiz gibi çocuğunuza erken yaşlarda uyarıcı yönünden zengin çevre sağlanması gereklidir. Cerebral Palsy, Multiple Skleroz, Spina Bifida gibi durumlarda çevresel yoksunluktan bağımsız olarak zihinsel yetersizlik ikinci bir problem olarak ortaya çıkabilir. Bu durumda erken eğitim programları uygulanan kurumlara, merkezlere başvurmanız, özel eğitim çalışmalarına katılmanız siz ve çocuğunuz için çok yararlı olacaktır

9. Çocuğunuzun bedensel özrünün yanında zihinsel özürü yoksa normal okullarda eğitim görmelerinin mümkün olduğunca desteklenmesi gerektiğini de aklımızdan çıkarmayalım Bedensel engelli çocuklar motor-hareket becerilerindeki yetersizlik dışında yaşıtlarıyla ortak özellikleri olduğu için gerekli düzenlemelerle normal okullarda n en çok yararlanacak çocuklardır.

10. Çocuğunuzu göndereceğiniz okulu seçerken bazı notalara dikkat etmeniz gerekmektedir. Okulun bulunduğu yerin ulaşılması zor bir yerde ( örn. yokuşta ) olmamasına, yolların düzgün olmasına dikkat etmeniz gerekir. Bulunduğunuz çevrede çocuğunuz için uygun şartlara sahip bir okul bulamadıysanız, okul ulaşımını sağlayamadığınız yerde ise bedensel engellilerle ilgili yatılı bir okul için girişimde bulunmanız gerekir.

11. Çocuğunuz bedensel özrü yanında zihinsel özrü de varsa hedefimiz onun çevresine kendi sınırları içinde en az bağımlı yaşamasını sağlamak olmalıdır. Bu nedenle giyinme, soyunma. yemek yeme, tuvaletini yapma yardımla da olsa basit ev işlerini yapma gibi günlük yaşam becerilerini kazanımasına yardımcı olmak gerekir. Çocuğunuz belki ev dışında bir işte çalışamayacak ancak bu becerileri öğrenmesi onun çevresine en az bağımlı yaşamasını sağlayacaktır.

12. Yetişkin olmasının en önemli özelliği, bir işe sahip olmaktır Çocuğunuzda diğer yetişkinler gibi kendine uygun bir işte çalışmaktan zevk alacaktır. Çocuğunuzun aldığı eğitime bağlı olarak kazanımış olduğu çeşitli beceriler vardır.

Bu beceriler, göz önünde bulundurularak ev içinde veya ev dışında yapabileceği bir iş çocuğunuz için çok önemlidir Çocuğunuzun özrü fazla ise ( hem kolları hem de bacakları özürden etkilenmişse) ona daha fazla yardım etmeniz gerekecektir. Eğer özrü hafif derecede ise, yardım ile bir çok ışın gerektirdiği işlevleri yerin getirebilir.

Özel eğitim Merkezimizde alanında uzman pedagog ve Özel eğitim öğretmenleriyle çocuk ve gençlerimize yönelik eğitim ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

BEDENSEL ENGELLİLER DESTEK EĞİTİM PROGRAMI

HİZMETLERİMİZ    EĞİTİM PROGRAMLARIMIZ   TANI ÖZEL EĞİTİM   İLETİŞİM

Down Sendromu Nedir

Down Sendromu Nedir

Down Sendromu Nedir

Down Sendromu Nedir

Down Sendromu Nedir

Down Sendromu Tanımı

Down Sendromu Nedir

Down sendromu, bir diğer adıyla Mongolizm; genetik düzensizlik sonucu insanda fazladan bir 21. kromozomun bulunması durumu ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan tabloya verilen isimdir. 

Down Sendromu Nedir

Down Sendromu Nedir

Down sendromu vücutta yapısal ve işlevsel değişiklikler ile tanımlanır. Vücuttaki küçük ve büyük farklılıkların bileşimi yapısal olarak sergilenir. 

Down sendromu genellikle zihinsel kavramadaki bozukluklar ve fiziksel gelişimin tipik yüz görünümü gibi farklı olmasıyla ilişkilendirilir. 

Down sendromlu çocuklar genellikle orta seviyede öğrenme güçlüğü gibi sorunlar yaşarlar. 

Down sendromu gebelik sırasında ya da doğumda tanımlanabilen bir hastalıktır. 

Down Sendromu Nedir

Down Sendromu Nedir

Dünyada down sendromuna her 800 ile 1000 doğumda 1 rastlanır.

Down Sendromu Ne Değildir?

Down Sendromu, psikolojik, psikiyatrik bir sorun değildir. Genlerimizden kaynaklanan doğum sonrası asla müdahale edemeyeceğimiz, asla değiştiremeyeceğimiz bir durumdur.

Down Sendromlu çocuklar tedavi edilemezler, çünkü henüz genlerini değiştirebilecek bir teknolojiye sahip değiliz. fakat Down Sendromlu çocuklara eğitimsel olarak yardım edebilir, yaşam kalitelerini ciddi düzeyde ciddi düzeyde artırabiliriz.

Her zaman desteğe, yardıma hazırız. Özel tanı Özel Eğitim Merkezi olarak yanınızdayız.

Özel eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’mizde alanında uzman pedagog ve özel eğitim öğretmenleriyle down sendromu bulunan çocuk ve gençlerimize yönelik eğitim ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

DOWN SENDROMU   EĞİTİM PROGRAMLARIMIZ   KÜTÜPHANE    TANI ANA SAYFA   TANI İLETİŞİM      REHABİLİTASYON MERKEZLERİ

Down Sendromlu Çocuğun Eğitimi

Down Sendromlu Çocuğun Eğitimi

Down Sendromlu Çocuğun Eğitimi

Down Sendromlu Çocuğun Eğitimi

Down Sendromlu Çocuğun Eğitimi

Down Sendromlu Çocukların Eğitimi

Down Sendromlu çocukların büyüme ve gelişimleri

Down Sendromlu çocukların büyüme ve gelişimleri, genetik yapı, çevre koşulları duyu-hareket gelişimi, kişilik oluşumu ve öğrenme alanlarındaki yetenekleriyle değerlendirilir. Down Sendromlu çocuklarla normal çocuklar arasındaki en belirgin gelişimsel fark; gelişim hızı ile ilgilidir; yani aynı gelişim basamakları farklı hızla tırmanılır. Örneğin hareket gelişiminin temel göstergelerinden olan emekleme, ayakta durma, sıralama ve yürüme gibi aşamalara daha uzun sürede ulaşılır.

Down Sendromlu Çocuğun Eğitimi Yürüme

Başka bir organik sorunu olmayan Down Sendromlu çocuklar, 2 ya da 3 yaşında yürüyebilirler. Down Sendromlu çocukların zihinsel gelişimi, genelde 2-7 yaşındakilerin gelişim düzeyindedir. Ancak, erken başlanan sürekli eğitim, bu yaş sınırını daha üst basamaklara taşıyabilmektedir. Bu çocukların dikkat süreleri kısa, bellekleri zayıftır. Soyut kavramları öğrenmede çok zorluk çekerler.

Konuşma

Yürüdükten, bir-iki yıl kadar sonra konuşurlar. İlk sözcükleri 3 yaş civarında kullanmaya, cümle kurmaya 6 yaş civarında başlarlar. Kendisine söylenenleri anlama becerileri, bağımsız konuşabilme becerilerinden daha yüksektir. Sosyal gelişimleri, zihinsel gelişimlerinden genellikle iki-üç yıl öndedir. Bu nedenle çoğu kez olduklarından zeki görünebilirler.

Çevreleri ile uyumlu ilişkiler kurabilirler

Problemlerine özgü karakteristik özellikler gösterirler. Sevimli, neşeli, dünyayla barışık, karşısındakilerin yaşı-konumu ne olursa olsun hemen yakınlık kurabilen, ama buna karşın inatçı, istemediğini yapmayan, kendi yapabileceği bir işi başkasına yaptırmaya eğilimlidirler. Bundan dolayı anne ve babanın çocuğu ağır bir biçimde koruması gelişimini yavaşlatacaktır.

Gerektiğinde fırsatlar vererek, eğitimciyle paralel bir şekilde uygulamaları evde tekrar etmek yararlı olacaktır. Anne ve babanın tutarlı olması, alınan kararların uygulanması çocuğun kişilik gelişiminde çok önemli bir yer tutmaktadır.

Down Sendromlu Çocuğun Eğitimi

Down Sendromlu çocuklar sağlık sorunları olmazsa, eğitimde çok alıcı olabilen çocuklardır. Ödül kullanma, eğitimlerinde çok etkili olabilir. Büyük kas becerileri, öz bakım becerileri, algı-dikkat-taklit-kavram becerileri ve sosyal becerileri sistemli ve uyumlu bir çalışmayla belirli bir seviyeye getirilebilir. Ama, dil gelişimleri geç ve zor ilerleyecektir. Bu konuda aile üyeleri sabırlı, hoşgörülü olmalı, çok ısrarcı olmamalıdır.

Down Sendromlu çocuklar, yaşamın ilk haftalarından itibaren sevgi, şefkat, bakım ve çevresel uyarıcılara karşı duyarlıdırlar. ilk günlerden başlayarak, bebeğe uygulanacak duyu-hareket gelişimini destekleyici etkinliklerin planlaması ve sürdürülmesi, gerek bebeğe gerekse aileye büyük yarar sağlar.

Hareket gelişimini destekleyici egzersizler

Bebeklikte hareket gelişimini destekleyici egzersizlerle görsel-işitsel uyarıcılar, bu dönemde uygulanabilecek en uygun destekleyici etkinliklerdir. Anneyle bebek arasındaki sıcak ilişkinin gelişim ve eğitimdeki önemi büyüktür. Anne, bebeğini sık sık kucağına almalı, onunla yaptıkları hakkında konuşmalıdır. Hiçbir uzman çocuğun belirli bir düzeye ulaşmasına tek başına yardımcı olamaz. Bu düzeyi yakalamanın birincil koşulu anne ve babanın eğitime katılmasıdır. Belirli becerilerin kazandırılmasına yönelik etkinliklerin günde iki kez 10-15 dakika sürdürülmesi yeterlidir.

Kas gevşekliği

Kas gevşekliği bebek jimnastiği ile azaltılabilir. Erken eğitim bebeklerin daha neşeli ve güvenli olmalarını sağlar. eğitim alan çocukların Ayağa kalkma, yürüme gibi becerileri, eğitim almayanlara göre daha önce gelişir, özbakım becerileri kazanmaları da hızlanır. gelişiminin çok iyi gitmesi, çocuğun geleceği hakkında kesin tahminlerde bulunmak için yeterli olmayabilir.

Gelişim hızı bebeklikten çocukluğa geçişte düşme gösterebilir. Bu düşüş çocuğun gelişiminin durduğu veya gerilediği anlamını taşımaz. Zihin ve gelişim yaşının, takvim yaşından daha yavaş ilerlemesi bu düşüşün temel nedenidir. Erken eğitim almayan bebeklerde, gelişim ilerlemesi daha yavaş olacaktır. Bebeklikte ve ilk çocukluk yıllarında düzenli ve sistemli bir şekilde eğitim alan çocuklar, okul öncesi eğitim kurumlarına devam etmeye hazır hale gelebilirler.

sürekli hareket yeteneğine kavuşmuş hafif (50-70 IQ) veya orta derecede (30-50 IQ) zihinsel gelişim geriliği olan down sendromlu çocukların, kurumlarda yaşıtlarıyla beraber grup eğitimi almaları, gelişimini olumlu yönde etkiler. Hafif derecede zihinsel gelişim geriliği olan down sendromlu çocuklar, birçok beceriyi normal yaşıtlarından genellikle iki-üç yıl sonra kazanırlar.

Eğitimlerinin temel hedefleri dikkat gelişmesi, komut alma, hareket gelişimi ve grup içi iletişim olmalıdır. Down sendromlu çocukların eğitiminde müzik, sanat, oyun ve dramanın özel önemi vardır. Bu çocukların müziğe karşı duyarlılıkları fazladır. Ses ve hareket ritmi büyük oranda ilgilerini çeker.

Oyun ve Müzik

Davul ve zil çalmak, şarkı söylemek, dans etmek onları en fazla neşelendiren etkinliklerdir. Müzik ve dansın eğitim programlarında etkin bir şekilde kullanılması dil gelişimini desteklemesi açısından yararlıdır. Sanat çalışmaları down Sendromlu çocukların sosyalleşmelerini ve zihinsel yeterliliklerini geliştirdiği gibi, el-göz eşgüdümünü de sağlar, kalem veya fırçayı uygun şekilde tutabilme, makas kullanma gibi beceriler, küçük kasların kontrol edilebilmesine önayak olur ve göz ile elin eşgüdümlü çalışmasını destekler. Böylece çizimlerini belirli bir düzeye kadar getirmek mümkündür.

Genelde oyun, özellikle de hayal oyunları çocukların gelişiminde çok önemli bir yere sahiptir. Down sendromlu çocuklar oyunları kendi başlarına başlatamazlar. Oyun alışkanlığının kazanılmasında yetişkinin yardımına ihtiyacı vardır. Down sendromlu çocukların bir kısmı normal ilkokullara gecikmiş bir yaşta da olsa başlayabilmektedirler.

Özel eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi mizde alanında uzman pedagog ve özel eğitim öğretmenleriyle down sendromlu çocuğun eğitimi ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

Bu sitedeki tüm bilgiler sizleri aydınlatmak amaçlı olup tedavi niteliğinde değildir. Özel Tanı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi yazılan yazılardan yola çıkarak uygulanan tedavilerdeki doğacak aksaklıklardan sorumlu tutulamaz. Bu sitenin tüm içeriği Tanı Özel Eğitim Merkezi tarafından hazırlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, çoğaltıp dağıtılamaz ve yayınlanamaz. Tüm hakları saklıdır.

DOWN SENDROMU   EĞİTİM PROGRAMLARIMIZ   KÜTÜPHANE    TANI ANA SAYFA   TANI İLETİŞİM      REHABİLİTASYON MERKEZLERİ

Dil ve Konuşma Terapisi

Dil ve Konuşma Terapisi

Dil ve Konuşma Sorunları ile ilg­ili araştırmalara dayanarak konuş­ma  bozukluklarının giderme  ve
önleme yöntemlerini oluşturuyor.

Pedagojik bir bilim olarak dil ve konuşma terapisi aynı zamanda tıbbi bilimlere bağlı ki bu bilimler­le yakın bir işbirliği olmadan herhangi bir ciddi  konuşma bozukluğunun araştırması ve tedavisi mümkün değil. Örneğin, birçok dil ve konuşma bozukluğunun nedeni  olan  beyin hasarları söz konusu olduğunda tıbbi araştırma ve teşhis koyma me­totları uygulanıyor ve var olan bozuklukların giderilmesi veya azalmasını sağlayan ve böyle­likle de dil ve konuşma terapisi­nin etkisini artıran gerekli ilaçlar kullanılıyor.

Ayrıca dil ve konuşma terapisi dil bilimine de bağlı. Çünkü konuşma bozuklukları tedavisi için terapistin çocukların konuşma gelişmesi­nin temel prensipleri dahil olarak dil standartlarını iyi derecede bilmesi şart. Örneğin, çocukların hiç konuşmaması veya ağır dil ve konuşma   bozukluklarının  ol­ması durumunda, bu çocuklara konuşmanın normal gelişme  süre­cinde ilk ortaya çıkan kelimeler ve sözcük grupları öncelikli olarak öneriliyor.

Dil ve konuşma terapisinin te­ori ve uygulamasında, bilişsel süreçlerin fizyolojisi, pedagoji, psi­koloji ve diğer bilimlerin verileri kul­lanılmaktadır. Dil ve konuşma  bo­zuklukları tedavisinde iyi sonuçları elde etmek için dil ve konuşma bozuklukları uzmanı sadece bir pedagog olarak değil, iyi bir psi­kolog olarak da hastaya doğru bir yaklaşım sergilemesi ve güvenini kazanması gerekmektedir.

Çocuğun ağır dil ve konuşma bozukluklarının olması ve özellikle hiç konuşmaması, karakter yapısını da olumsuz bir şekilde etkilemekte ve davranış değişik­Iiklerine yol açmaktadır. Bunun nedeni, çocuğun en  temel ihtiyaçlarını bile giderememesidir. Örneğin, çocuk acıkabilir, susayabilir, bir yere gitme veya bir şey yapma ar­zusunu duyabilir ama etrafındakil­erin bunu her zaman doğru bilm­eleri mümkün değildir; çocuk ise bu durumlarda ağlamaya başlay­abilir, hatta öfke krizine bile girebil­ir. Bu tarz davranış biçimleri çoğu zaman kalıplaşmakta ve çocuğun yetişkinler ve diğer çocuklarla olan ilişkilerini olumsuz etkilemek­tedir.

Bir örnek verelim; üç yaşında bir çocuk konuşamıyor ve annesin­den uzun süre istediğini alamadıktan sonra kendini yere atıyor ve çaresizlikten ayaklarını yere vuruy­or. O an odaya giren komşunun elinde bir bardak su görüyor ve hemen kalkıp kadına doğru koşuy­or. Çocuk susamış ve sadece su istiyordu fakat el işaretleriyle bile istediğini anlatamadı… Bu durum­ların belli bir sıklıkla tekrar olmasını bir düşünün.

Dil ve konuşma bozukluk­ları olan insanlar, ‘ikincil psikolojik tabakalama’ denilen konuşma  bo­zukluğuna olan tep­kilerden dolayı birçok sorun yaşıyor. Bu tarz ta­bakalamaların oluşması, çocuğun konuşma aracılığıyla temas kurmaya çalıştığında çoğu kez başarısız olması ve etrafındakilerin konuşma bozukluğuna yanlış tepki vermelerinden (suçlamalar, alay etme gibi tepkiler) kaynaklanıyor.

ikincil psikolojik tabakalamalar­ dan dolayı oldukça hafif konuşma bozukluğu (normal konuşan insan­ların neredeyse fark etmediği bo­zukluklar) bile bu konuşma  bozukluğu olan kişi için bir felaket olarak algılanmak­tadır. Bu duygular dil ve konuş­ma  bozukluğu tedavisine de en­gel olabilir; ki bu özellikle  birçok kekemelik vakası için geçerlidir. Bundan dolayı dil ve konuşma bozukluklarının, ikincil psikolojik ta­bakalamaların henüz oluşmadığı veya belirgin olmadığı erken yaşlarda tedavi edilmesi gerek­mektedir.

Dr. Sima Arslan / Dil ve Konuşma Terapisti

Dil ve konuşma terapisi; çocuklarda ve erişkinlerde konuşma, dil, iletişim, yutma bozukluklarının yönetimi ve tedavisi ile ilgili uygulamalardır.

Dil ve konuşma terapisti (DKT); alanında lisans eğitimi veren fakülte veya yüksekokullardan mezun veya diğer lisans eğitimleri üzerine dil ve konuşma terapisi alanında yüksek lisans veya doktora öğrenimi görmüş; bireylerin sesi, konuşma ve dil bozukluklarının önlenmesi için çalışmalar yapan ve ilgili uzman tabip tarafından teşhisi konulmuş yutkunma, dil ve konuşma bozukluklarının rehabilitasyonunu sağlayan sağlık meslek mensubudur.

Dil ve Konuşma terapisi nasıl yapılır?

Dil Müdahale Faaliyetleri:

Dil ve konuşma terapisti; dil gelişimini teşvik etmek için oyun, konuşma, resimler, kitaplar ve nesneler vasıtasıyla çocukla iletişime geçer. Terapist, doğru telaffuzu modelleme ve dil becerileri oluşturmak için tekrarlama egzersizlerini kullanabilir.

Artikülasyon Terapisi:

Hece veya ses üretiminde, egzersizler terapistin çocuk için doğru modeli seslemesi ve hecelemesini içerir. Terapistin çocukları teşvik ettiği oyunun seviyesi, çocuğun yaşına uygun ve özel ihtiyaçları ile ilgilidir. Terapist, fiziksel olarak “r” sesi gibi bazı seslerin nasıl çıkarılacağını dil hareketleriyle çocuğa gösterir.

Oral-Motor/Beslenme ve Yutma Terapisi:

Terapist; yüz masajı, çeşitli dil, dudak ve çene egzersizleri de dahil olmak üzere ağız kaslarını güçlendirici aktiviteleri düzenler. Ayrıca farklı yiyecek dokuları ve ısılarını kullanarak çocuğun yutma farkındalığını yükseltir.

Kimler dil ve konuşma terapisine ihtiyaç duyar?

Dil ve Konuşma terapisi gerektiren durumları kısaca şöyle özetleyebiliriz:

Artikülasyon bozukluğu: Bazı sesleri söyleyememe ya da yanlış söyleme.

Konuşurken sesin kısılması, çatlaması gibi ses problemleri,

Gecikmiş konuşma, örneğin üç yaşına gelmiş bir çocuğun konuşmaması ya da çok kısa cümleler kurarak konuşması,

Kekemelik,

Afazi, dizartri gibi beyin kanaması, kaza gibi travmatik beyin hasarlarının neden olduğu dil ve konuşma bozuklukları,

Yutma problemleri,

Down Sendromu, Otizm gibi nedenlerden kaynaklanan dil ve konuşma bozuklukları,

Dudak ve damak yarıklığı gibi anomalilere bağlı dil ve konuşma problemleri,

İşitme engeline bağlı dil ve konuşma bozuklukları

Rehabilitasyon merkezimizde, alanında uzman terapistler yönetiminde dil ve konuşma bozuklukları konusunda terapi hizmeti verilmektedir. Kekemelik vb. dil ve konuşma sorunlarına ömür boyu mahkum değilsiniz.

EĞİTİM PROGRAMLARIMIZ   TANI ANA SAYFA   TANI İLETİŞİM

Dezintegratif Bozukluk Heller Sendromu

Dezintegratif Bozukluk

Heller Sendromu Çocukluk Çağı Dezintegratif Bozukluğu

Çocukluğun dezintegratif bozukluğu olan çocuklarda doğumdan itibaren en az iki yıl tamamen normal gelişim kaydedilir. Belirtiler sıklıkla 3-4 yaş arası görülmeye başlar. Bu tanıyı koyabilmek için belirtilerin 10 yaştan önce gelişmiş olması gerekir. ağır mental retardasyonla ve lokodistrofiyle (ilerleyici çocuk nörolojisi hastalıkları) birlikte görülmektedir.

Ayrıca epilepsiye rastlama olasılığı da sıktır. Başlangıç ani veya dereceli olabilir. ilk bulgular, aktivitede artış, huzursuzluk ve anksiyetedir. Daha sonra konuşma ve diğer yetilerde kayıplar kaydedilir, klinik tablo platoya erişir ve sonraki gelişim sınırlı olabilir. Eğer ilerleyici bir nörolojik bozukluğun sonucu olarak ortaya çıkıyorsa klinik tablo kötüleşme hatta ölümle sonuçlanabilir.

Bu psikoza heller demansı veya infantil demans da denilmektedir. Otizmdeki gerilemeyle ilişkisi tartışmalıdır. Genelde, nöroloji kliniklerinde yataklı tetkiklerle teşhis edilir.

Öncesinde normal işlev gören çocuğun 3-4 yaşlarında başlayan zeka, dil ve sosyal işlevlerinde birkaç ay içinde gelişen deteryasyon (yıkım)’dur. Tahminen otistik bozuklukların 10’da biri sıklıkta gözlenir. Erkek/kız oranı 4-8/1’dir.

Sebep bilinmiyor. Konvulzif sendromlar, tuber sklerozis ve çeşitli metabolik hastalıklarla birlikte bulunabilmektedir: Çocukluğun Dezintegratif bozukluğu DSM-IV Tanı ölçütleri şunlardır:

a. Doğumdan sonraki iki yıl içinde yaşına uygun sözel ve sözel olmayan iletişim, toplumsal ilişkiler, oyunlar ve uyumsal davranışların olması ile kendini belli eden gürünüşte normal bir gelişmenin olması

b. Aşağıdakilerden en az iki alanda daha önce edinilmiş olan becerilerin (10 yaşından önce) klinik olarak önemli ölçüde yitirilmesi.

Bunlar:

Sözel anlatım ya da dili algılama

Toplumsal beceriler ya da uyumsal davranış

Bağırsak ya da mesane kontrol

Oyun

Motor beceriler

c. Aşağıdakilerden en az iki alanda olağan dışı bir işlevselliğin olması:

Toplumsal etkileşimde nitel bir bozulma (sözel olmayan davranışlarda bozulma, yaşıtlarıyla ilişki kuramama, toplumsal ya da duygusal karşılıklar verememe vb. )

İletişimde nitel bozukluklar (konuşulan dilin gelişiminde gecikme olması ya da hiç gelişmemi olması, bir söyleşiyi başlatamama ya da sürdürmede, dilin basmakalıp ve yineleyici bir biçimde kullanılması, çeşitli imgesel oyunlar oynamama vb. )

Motor basmakalıp davranışlar ve mannerizmler de içinde olmak üzere davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı, basmakalıp ve yineleyici görüntülerin olması.

Çocukluk çağı dezintegratif bozukluğu (ÇÇDB), yaşamın ilk iki yılında sözel ve sözel olmayan iletişim, sosyal etkileşim becerileri, oyun, mesane ve bağırsak kontrolü ile motor davranış alanlarında normal gelişimi takiben 2-10 yaşları arasında belirtilen alanların en az ikisinde gerileme gözlenen nöropsikiyatrik bir sendrom olarak tanımlanmaktadır.

Klinik tabloya, toplumsal etkileşim ve iletişimde nitel bozulma, davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı, basmakalıp ve yineleyici bir örüntü eşlik edebilir.

ÇÇDB, ICD-10’da Rett Sendromu’ndan ayrılması amacıyla “Çocukluk Çağının Diğer Dezintegratif Bozuklukları” başlığı altında yer alırken DSM-IV’te “Yaygın Gelişimsel Bozukluklar” başlığı altında sınıflandırılmıştır. Yazında ÇÇDB’ye, dezintegratif bozukluk, Heller Demansı ya da Heller Sendromu isimleri de verilmektedir.

Yakın dönemde yayımlanmış olan DSM-5’te tanı kategorisi ile ilgili değişiklik yapılmıştır. DSM-IV’te “Yaygın Gelişimsel Bozukluklar” çatısı altında yer alan otistik bozukluk, Asperger Sendromu, başka türlü adlandırılamayan yaygın gelişimsel bozukluk ve ÇÇDB tanıları yerine birleştirilmiş tek bir tanı olarak “Otizm Spektrum Bozukluğu” kullanılması önerilmiştir.

Genetik alt yapısı nedeniyle Rett Sendromu tanıya dahil edilmemiştir. ÇÇDB etiyolojisi hala net olarak bilinmeyen ve oldukça nadir görülen bir bozukluktur. Toplumdaki prevalansının 100.000’de 1.1 ve 6.4 arasında değiştiği gösterilmiştir. Net oranlar saptanamamış olsa da, ÇÇDB’nin erkeklerde kızlara göre daha sık görüldüğü bildirilmektedir. ÇÇDB’nin ortalama başlangıç yaşı 3.36 yıldır. Ancak yazında 1.2 ile 9 yaşları arasında başlayan olgular bildirilmiştir.

ÇÇDB sinsice (aylar içinde) veya akut bir biçimde (günler içinde) başlayabilir. Olguların bir kısmında, işlevsellikteki gerileme ortaya çıkmadan önce anksiyete, aşırı hareketlilik ve irritabilite gibi öncü belirtilerin olduğu “haber verici dönem” saptanabilir. Bu “haber verici dönem” pratikte, anksiyete bozuklukları, depresif bozukluk, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gibi birçok klinik tablo ile karışabilmektedir.

Bu yazıda, ender görülen bir tablo olan ÇÇDB nedeniyle polikliniğimizde izlediğimiz 3 yaş 3 aylık bir erkek olgu sunulmuştur.

OLGU

Üç yaş üç aylık erkek olgu polikliniğimize “konuşmama, aşırı hareketlilik ve huzursuzluk” yakınmaları ile getirildi. Annesinden, çocuğunun çok hareketli olduğu, yerinde bir an bile durmadığı ve sürekli kendi etrafında döndüğü, çok huzursuz ve sinirli olduğu, ismi seslenildiğinde dönüp bakmadığı, göz temasının kısıtlı olduğu, konuşmadığı, kimseyle iletişim kurmadığı, yaşıtlarıyla ve oyuncaklarla oynamadığı öğrenildi.

Özgeçmişinde; annenin ikinci gebeliğinden, hastanede, normal spontan vaginal doğumla 3150 gr ağırlığında, miadında dünyaya geldiği, gebelik dönemi süresince, doğum sırasında ve sonrasında herhangi bir sorun yaşanmadığı öğrenildi.

Annenin ilk gebeliğinden olan, kendisinden üç yaş büyük sağlıklı bir kardeşinin olduğu; kaybedilmiş gebelik, küretaj ya da ailede erken bebek-çocuk ölümü olmadığı belirtildi. Olgunun nöro-motor gelişimi sorgulandığında, bir yaşına kadar anne sütü aldığı, yürümeye bir yaşında, cümle kurmaya iki yaşında başladığı, 2.5 yaşından beri gündüzleri idrar ve dışkısını söylediği, geceleri ise annesinin altına bez bağladığı, yaşıtlarıyla ve oyuncaklarıyla oynadığı, iletişiminde herhangi bir problem olmadığı ifade edildi.

Üç yaşına kadar gelişiminde herhangi bir sorun izlenmeyen olgunun ilk yakınmalarının yaklaşık üç ay önce başladığı, bir gece aniden ağlayarak ve çığlık atarak uyandığı ve o geceden sonra ailesinin anlam veremediği korkuları olduğu, uyku düzeninde bozulma meydana geldiği bildirildi. Ardından aşırı hareketlilik, sürekli kendi etrafında dönme, konuşmama, idrar ve dışkısını söylememe, aşırı sinirlilik, çevreyle iletişim kurmama, ismi seslenilince dönüp bakmama ve gelişiminde giderek artan biçimde gerileme yakınmalarının olduğu öğrenildi.

Soygeçmişinde belirgin bir özellik yoktu. Anne 29 yaşında, lise mezunu, ev hanımı; baba 31 yaşında, yüksekokul mezunu, memur olarak çalışmakta idi. Anne-baba arasında kan bağı bulunmadığı, çekirdek ve geniş ailede herhangi bir psikiyatrik, nörolojik ya da metabolik hastalığı olan, gelişimsel gerilik öyküsü bulunan bir birey bulunmadığı öğrenildi. Altı yaşında sağlıklı erkek kardeşi ile ilişkileri, yakınmalarının başlangıcına kadar iyi olarak tariflenen olgunun, sonrasında kardeş ilişkileri bozulmuştu. Anne-baba tutumları olağan olarak izleniyordu.

Mevcut yakınmalarla öncelikle pediatrik nöroloji polikliniğine başvurduğu, burada nörometabolik hastalıklar açısından değerlendirildiği öğrenilen olgunun bu amaçla yapılan kan tetkiklerinde herhangi bir problem saptanmadığı, tiroid fonksiyon testlerinin normal sınırlar içerisinde olduğu öğrenildi. Çekilen uyku-uyanıklık elektroensefalografi (EEG)’sinde ve kraniyal manyetik rezonans görüntüleme (MRG)’sinde patolojik bir bulguya rastlanmayan olgunun, nörolojik muayenesinde de olağan dışı bir durumla karşılaşılmadığı bildirildi. Sonrasında olgu bu haliyle tarafımıza yönlendirilmişti.

Psikiyatrik görüşmede, olgunun bilincinin açık olduğu ancak görüşme odasında göz ilişkisi kurmadığı, ismi seslenildiğinde bakmadığı, verilen komutlara uymadığı, konuşmadığı, görüşme boyunca hareket ettiği ve odanın ortasında kendi etrafında sürekli döndüğü gözlendi.

Olguda DSM-IV tanı ölçütlerine göre, doğumdan sonraki iki yıl içinde yaşına uygun, görünüşte normal bir gelişimin olması, daha önce edinilmiş sözel anlatım, toplumsal beceriler, bağırsak ve mesane kontrolü, oyun, motor beceri gibi alanlarda 10 yaşından önce yitim olması, toplumsal etkileşim ve iletişimde nitel bozukluklar, motor basmakalıp davranışlar ve manyerizmler de içinde olmak üzere davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı basmakalıp ve yineleyici örüntülerin olması ve bu bozukluğun başka yaygın gelişimsel bozukluk (YGB) veya şizofreni ile daha iyi açıklanamaması nedeniyle ÇÇDB düşünüldü. Olası bir organik hastalığı gözden kaçırmamak adına, pediatri kliniği ile iletişim halinde olunarak, olgunun bu haliyle ÇÇDB olarak değerlendirilmesinin uygun olduğu kanaatine varıldı.

Belirtilerine yönelik risperidon 0.5mg/gün başlandı. Aileye psiko-eğitim yapılarak olguya bireysel ve grup özel eğitim önerildi ve üç hafta sonra kontrole çağrıldı. Eş zamanlı olarak pediatri kliniğinde de takiplerinin devam edilmesi önerildi. Olgu sonraki kontrolüne gelmedi. Bundan yaklaşık dört hafta sonra randevu dışı olarak başvurdu. Bu başvurularında, bürokratik işlemlerin halen sürmesinden dolayı özel eğitime başlayamadıklarını, bu yüzden kontrole gelemediklerini ancak ilacı düzenli kullandıklarını ve kısmi fayda gördüklerini belirttiler.

Yapılan organik değerlendirmelerde herhangi bir sorun saptanmayan olgunun, öncekine göre göz temasının bir miktar arttığı ve yönergelere daha iyi uyduğu izlendi. İlaçla ilgili herhangi yan etki gözlenmedi. Aileye davranışçı önerilerde bulunularak, hastalığın doğası ve ebeveynlere düşen sorumluluklar ile ilgili daha ayrıntılı bilgi verildi, risperidon 0.75mg/gün’e yükseltildi. Sonraki kontrolde, özel eğitime başladıkları, okulda ılımlı düzeyde uyum sorunları yaşamasına rağmen sonrasında bu sorunların düzeldiği, öncekine göre göz temasının artmış olduğu izlendi. Olgunun tarafımızdan izlemi sürmektedir.

TARTIŞMA

Bu yazıda, ÇÇDB tanısıyla izlenen üç yaş üç aylık bir erkek hasta bildirilmiştir. ÇÇDB çocuk psikiyatrisi pratiğinde oldukça nadir görülen ve etiyolojisi hala tam olarak bilinemeyen bir bozukluktur (5). ÇÇDB ile ilgili literatür çoğunlukla olgu sunumlarından oluşmaktadır (9-13). ÇÇDB ortalama üç yaşlarında, sinsice veya akut bir biçimde (günler içinde) başlayabilmektedir (8,9). Olguların bir kısmında, işlevsellikteki gerileme ortaya çıkmadan önce anksiyete, aşırı hareketlilik ve irritabilite gibi öncü belirtilerin olduğu “haber verici dönem” saptanabilmektedir (8).

Olgumuzda bozukluk üç yaş civarında akut bir biçimde başlamış, bu durum öncelikle organik bir bozukluk olabileceğini düşündürerek aileyi pediatrik nöroloji kliniğine yönlendirmiştir. Pediatrik nöroloji tarafından değerlendirilen olgunun yapılan tetkiklerinde ön planda organik bir patoloji olmadığı kanaatine varılmış, bu haliyle tarafımıza yönlendirilen olgu, DSM-IV ölçütlerine göre ve dışlama yöntemiyle ÇÇDB olarak değerlendirilmiştir.

Olgunun klinik belirtilerinin tam olarak ortaya çıkmasından önce gözlenen anksiyete bulguları, uyku problemleri ve aşırı hareketlilik yakınmalarının, klinik kitaplarda sözü edilen “haber verici dönem” özelliklerini gösterdiği de dikkati çekmiştir. Bu durum bize, “çocuğun kendisinde olan gerilemeyi fark ettiği ancak dile getiremediği için davranışlarına yansıttığı bir dönemi yaşadığını” düşündürmüştür. Sonrasında olguların yitimle birlikte farkındalık yetilerinin azalıyor olması, “haber verici dönem” bulgularını azaltıyor olabilir.

Literatür incelendiğinde, ÇÇDB olan çocuklarda en sık konuşma alanında bozulma gözlenirken bunu sırasıyla toplumsal beceriler ve uyum davranışlarında bozulma, stereotipik davranışlar, bağırsak ve mesane kontrolünü kaybetme ve motor beceri kaybı izlemektedir (9,14,15).

Olgumuzda da literatüre benzer kayıplar olduğu saptanmış, erken müdahalenin önemi düşünülerek, pediatri kliniğinden izlemine son vermeden süratle bireysel ve grup özel eğitime yönlendirilmiştir.

Özel eğitime başladığı ilk günlerde uyum sorunu yaşayan olgunun, sonrasında bu uyum sorunlarının kısa bir süre içinde azaldığı ve ortadan kaybolduğu, ilaç tedavisi ile birlikte özel eğitime cevap vermeye başladığı gözlenmiştir.

Literatürde ÇÇDB olgularında, zihinsel yetilerdeki kaybın kalıcı olduğu bildirilmekle birlikte (16), olgumuzda izlediğimiz ılımlı miktar düzelme, ÇÇDB tanısını erken akla getirmenin ve “organik testlerin tamamı tamamlanmamış bile olsa” en azından destekleyici müdahalenin erken başlamasının, yeti kaybının hızını azaltabileceğini düşündürmüştür.

ÇÇDB tanısı koymadan önce, nörolojik bozukluklar, kronik nöro enfeksiyonlar veya epileptik ensefalopatilerin ayrılması ve ÇÇDB’ye eşlik edebilecek epilepsinin ayrımı için detaylı bir nörolojik inceleme yapılması gerekmektedir (15).

Olgumuzun çocuk nörolojisi polikliniğinde yapılan nörolojik muayenesi, istenilen rutin kan tetkikleri ve tiroid fonksiyon testlerinde, çekilen kranial MRG ve EEG’sinde herhangi bir patolojik özellik saptanmamış ve ön planda organik etiyoloji düşünülmemiştir. ÇÇDB’de diğer YGB’ları da ayrıcı tanıda düşünülmeli, özellikle de otizm ile mutlaka ayrıcı tanısının yapılması gerekmektedir.

ÇÇDB olguları ilk iki yaşta nöromotor gelişimin normal olması ve ilerleyici yeti kaybı bulunmasıyla otizmden ayırt edilebilmektedir. Otizm olan olgularda belirtiler üç yaşından önce başlamaktadır. Belirtiler başladığında dil gelişiminin yeterli olmadığı görülür. Motor becerilerde genellikle bozukluk görülmez. Edinilmiş bağırsak ve mesane kontrolünün yitirilmesi yoktur ve bilişsel işlevlerde ilerleyici bir yıkım gözlenmez (16). Bu nedenlerden dolayı olgumuzda otizm düşünülmemiştir.

ÇÇDB’nin özgül bir tedavisi bulunmamaktadır.

Hastanın ve ailenin psikoeğitimi, özel eğitim ve psikofarmakolojik ajanlar başlıca tedavi yöntemleridir. Özellikle anksiyete bulguları, aşırı hareketlilik, kendini yaralayıcı davranışlar, saldırganlık, davranış sorunları bulunması durumunda psikofarmakolojik tedavi seçeneği sıkça gündeme gelmektedir. Bu belirtilere yönelik atipik antipsikotiklerin (11,17-20) ve özgül serotonin geri alım inhibitörlerinin (20) literatürde sıkça kullanıldığı görülmektedir.

Olgumuzda literatüre uygun şekilde sinirlilik, davranış sorunları ve aşırı hareketlilik yakınmalarına yönelik risperidon tedavisi başlanmış, ayrıca aileye uygun psikoeğitim verdikten sonra olgu temel becerilerin kazandırılması amacıyla özel eğitime yönlendirilmiştir. Olgunun son kontrolünde, uygulanan tedavilerden kısmen fayda gördüğü izlenmiştir. Bu durum bize, tanı ve destekleyici tedavide erken müdahalede bulunmanın önemini bir kez daha vurgulamıştır.

ÇÇDB, YGB’ları içerisinde en az tanınanıdır. Tanı koydurucu özgül bir testin olmayışı, belirtilerinin otizme benzemesi ve bozukluğun başlangıç dönemi bulgularının birçok başka psikiyatrik bozukluklarla karıştırılabilmesi nedeniyle ÇÇDB tanısı atlanabilmektedir. Bu nedenle daha fazla klinik olgunun sunulması ve yapılacak daha geniş çaplı, uzun süreli çalışmalar ile olguların izleme çalışmaları, bozukluğun ortaya çıkış tarzını anlamamıza ve ÇÇDB tanısını daha erken yakalayıp, erken müdahale etmemize yardımcı olacaktır.

Kaynak: Düşünen Adam The Journal of Psychiatry and Neurological Sciencesi, Volume 27, Number 4, December 2014 – Kemal Utku Yazıcı, İpek Perçinel

Özel eğitim Merkezimizde alanında uzman pedagog ve özel eğitim öğretmenleriyle Dezintegratif Bozukluklar üzerine çocuk ve gençlerimize yönelik eğitim ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

YAYGIN GELİŞİMSEL BOZUKLUKLAR

YGB ile ilgili okuyabileceğiniz diğer yazılar
Otizm
Otizm Nedir
Otizmin Nedenleri
Otizm Belirtileri
Otizm Tedavisi
Otistik Çocukların Eğitimi
Yaygın Gelişimsel Bozukluklar
YGB en sık sorulanlar
YGB Destek Eğitim Programı
Asperger Sendromu
Rett Sendromu
Atipik Otizm
Otizm Hastalık Değildir
Hipotonik Bebek
Yaşananlar İz Bırakır
YGB Tanımı ve Özellikleri

YGB Tanımı ve Özellikleri

YGB Tanımı ve Özellikleri

Yaygın Gelişimsel Bozukluklar Özür Grubunun Tanımı ve Özellikleri

YGB Tanımı ve Özellikleri

YGB Tanımı ve Özellikleri

YGB Tanımı ve Özellikleri

Yaygın gelişimsel bozukluk, birden fazla bozukluğu içeren genel bir tanı grubu olup erken çocukluk döneminde başlayan sosyal etkileşim, dil gelişimi ve davranış alanlarında yetersizliklere sahip olma durumudur.

Davranış Sorunları, yineleyici, sınırlı ilgi ve davranışları kapsamaktadır. Bu durumlar gelişimin birçok alanını etkileyerek kalıcı ve süreğen işlev bozukluklarına yol açarlar.

1980 öncesinde Amerikan Psikiyatri Birliğinin sınıflandırmasında yaygın gelişimsel bozukluklar çocukluk şizofrenisinin bir alt tipi olarak sınıflandırılmaktaydı. Amerikan Psikiyatri Birliği, 1994 yılında yaygın gelişimsel bozuklukları be bozukluktan oluşan bir grup olarak sınıflandırımıştır.

 

Bunlar;

Otizm
Rett Sendromu
Çocukluğun Dezintegratif Bozukluğu
Asperger bozukluğu
Başka Türlü Adlandırılmayan yaygın gelişimsel Bozukluk (Atipik Otizm)
‘ tur .

Otizm

YGB Tanımı ve Özellikleri

YGB Tanımı ve Özellikleri

Otizm, yaşamın erken dönemlerinde başlayan ve yaşam boyu süren, sosyal ilişkiler, iletişim, davranış ve bilişsel gelişmede gecikme ve sapma gibi özellikler gösteren nöropsikiyatrik bir bozukluk olarak kabul edilmektedir.

Yaygın gelişimsel bozuklukların en iyi bilineni otizm (İnfantil otizm olarak da bilinir.) olup karşılıklı sosyal etkileşimde, sözel iletişimde bozukluklar ve basmakalıp stereotipik davranış örüntüsü ile karakterizedir. İnfantil otizm kavramı ilk kez Leo Kanner tarafından 1943 yılında tıp literatürüne kazandırılmış ve 1980’e kadar bu terim kullanılmıştır.

Otizm terimi, zaman içinde yerini, otizm spektrum bozuklukları (ASD-Autism Spectrum Disorders) terimine bırakmıştır. Otizm spektrum bozuklukları, yaygın gelişimsel bozukluklarla (Pervasive Developmental Disorders-PDD) eşanlamlı olup ileri düzeyde ve karmaşık bir gelişimsel yetersizlik anlamında kullanılmaktadır. Otizm ise bu sınıflandırma altında yer alan kategorilerden yalnızca biridir.

Otizm spektrum bozukluğunun nörolojik nedenlerden kaynaklandığı sanılmaktadır. Otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin önemli bir bölümünde (yaklaşık %35), beyindeki anormal elektrik hareketlerine bağlı olarak nöbet, istemsiz hareketler, bilinç yitimi vb. nörolojik sorunlar da görülebilir. Otizm spektrum bozukluğu bir ruh hastalığı değildir, ancak belirtileri bazı ruh hastalıklarını çağrıştırabilir. Yapılan bilimsel araştırmalar, otizm spektrum bozukluğunun çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin sosyoekonomik özellikleriyle ilişkisi olmadığını göstermiştir.

Otizm spektrum bozukluğunun kalıtsal olabileceği yönünde bulgular vardır, ancak buna yol açan gen ya da genler henüz bulunmuş değildir. Önceki yıllarda otizm spektrum bozukluğunun görülme oranının 500’de bir olduğu kabul edilirken son verilere göre otizm spektrum bozukluğunun yaklaşık her 150 çocuktan birini etkilediği düşünülmektedir.

Ayrıca, erkeklerdeki yaygınlığı kızlardan dört kat fazladır.Sanıldığının aksine, otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin çoğunda, farklı düzeylerde zeka geriliği görülür. Ayrıca, zeka testlerinde belli alanlar, diğer alanlara kıyasla çok daha geri çıkabilir. Otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin pek azında (yaklaşık %10), çok güçlü bellek, müzik yeteneği vb. üstün özelliklere rastlanır.

Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından 2000 yılında yayımlanmış olan DSM-IV-TR (Ruhsal bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı) kılavuzuna göre yaygın gelişimsel bozukluklar içinde yer alan otizm tanısının konulabilmesi için aşağıda sıralanan belirtilerden en az altısının görülmesi gerekir.

Ayrıca, bu belirtilerden en az ikisinin sosyal etkileşim sorunları kategorisinden, en az birer tanesinin ise diğer iki kategoriden (iletişim Sorunları ve sınırlı/yinelenen ilgi ve davranışlar) olması şarttır. Bu belirtilerden en az birinin 36 aydan önce ortaya çıkmış olması da bir diğer koşuldur. Otizm spektrum bozukluğu şemsiyesi altında yer alan diğer kategoriler için daha farklı ölçütler söz konusudur. Aşağıda, her bir belirtiye ilişkin ayrıntılıar yer almaktadır:

a. Sosyal Etkileşim Sorunları

Sosyal etkileşim için gerekli sözel olmayan davranışlarda yetersizlik
Sıra dışı göz kontağı özellikleri: göz kontağı hiç kurmamak, çok kısa süreli kurmak ya da alışılmadık biçimde kurmak. Örneğin, birden bire gözlerini karşısındakinin gözlerine dikmek ve kaçırmak gibi.

Jest ve mimik kullanımında sınırlılık: konuşurken çok az jest ve mimik kullanmak.

Başkalarına yaklaşmada sıra dışı özellikler: Sosyal ortamların gerektirdiği mesafeyi ayarlayamamak, Başkalarına fazla yakın ya da uzak durmak.

Ses kullanımında sıra dışılık: konuşurken alışılmadık ses kalitesi ve vurgu özellikleri göstermek.

Yaşa uygun akran ilişkileri geliştirememek

Arkadaşlık kurmakta zorlanmak: çok az sayıda arkadaşa sahip olmak ya da hiç arkadaş edinememek.

Akranlarla etkileşimde bulunmamak: Kendi yaşıtlarıyla oynamada, konuşmada vb. çok isteksiz davranmak. Örneğin, yalnızca kendisinden çok küçük ya da büyük kişilerle etkileşimde bulunmak.

Yalnızca özel ilgilere dayalı ilişkiler geliştirmek: Belli kişilerle, yalnızca belli ilgilere dayalı olarak (favori konularda) etkileşimde bulunmak.

Grup içinde etkileşimde bulunurken zorlanmak: İş birliğine dayalı oyunların kurallarına uymakta zorlanmak.

Başkalarıyla zevk, başarı ya da ilgi paylaşımında sınırlılık

Yalnız olmayı tercih etmek: Başka, genellikle aile üyeleriyle ya da arkadaşlarıyla birlikte yaptığı pek çok şeyi (TV izlemek, yemek yemek, oyun oynamak vb. ) yalnız başına yapmayı yeğlemek.

Belli olay ya da durumlara dikkatini çekme çabası göstermemek. Örneğin; Şaşırtıcı bir durum karşısında başkalarına işaret etmemek, bir şey başardıığında başkalarıyla paylaşmamak vb.

Sözel övgü karşısında tepki vermemek: Başta kendisine yönelttiği övgü sözleri ya da sözel onaylamalar karşısında çok az tepki vermek ya da hiç tepki vermemek. Örneğin, hoşnutluk belirtisi göstermemek.

Sosyal-duygusal davranışlarda sınırlılık

Başka ilgisi karşısında tepkisiz kalmak: Birileri kendisine seslendiğinde ya da kendisiyle etkileşmek istediğinde tepki vermemek, duymuyormuş ya da fark etmiyormuş gibi davranmak.

Başkasının yaptıklarına karşı ilgisizlik: Ortama birinin girmesi, ortamdan birinin çıkması, birinin konuşmaya başlaması gibi başka çocukların çok ilgisini çeken bazı olaylar karşısında ilgisiz kalmak; böyle durumlarda, gülümseme gibi hoşnutluk ya da ağlama gibi hoşnutsuzluk ifadeleri göstermemek.

Başkasının duygularını anlamada yetersizlik: Üzülen, ağlayan, kızan, sevinen vb. kişiler karşısında duyarsız davranmak. Örneğin, üzgün birini rahatlatma çabası göstermemek.

İletişim Sorunları

Dil gelişiminde gecikme

İki yaşından büyük olup da tek bir sözcük bile söylememek.
Üç yaşından büyük olup da iki sözcüklük basit ifadeler (Baba git.’ vb. ) kullanmamak.

Konuşmaya başladıktan sonra basit bir dil bilgisi yapısı kullanmak ya da belli yanlışları tekrarlamaya devam etmek.

Karşılıklı Konuşmada zorluk
Karşılıklı Konuşma başlatmada, sürdürmede ve sonlandırmada önemli sorunlar göstermek: örneğin; bir kez konuşmaya başlayınca konuşmayı uzun bir monolog şeklinde sürdürmek ve karşısındakilerin yorumlarını göz ardı etmek.

Konuşma konularında seçicilik: Kendi favori konuları dışındaki konularda çok zor ve isteksiz olarak konuşmak.
Sıra dışı ya da yinelenen dil kullanmak

Başkalarının kendisine söylediklerini tekrarlamak.
Televizyondan duyduklarını ya da kitaplardan okuduklarını, ilişkisiz zamanlarda ve bağlam dışı olarak yinelemek.

Kendisinin uydurduğu ya da yalnızca kendisine anlam ifade eden sözleri tekrarlamak.

Ağır resmi ve didaktik konuşma özellikleri göstermek.

Gelişimsel düzeye uygun olmayan oyun senaryolu oyunlarda sınırlılık: Oyuncaklarla evcilik, okulculuk, doktorculuk vb. hayali oyunlar oynamamak.

Sembolik oyunlarda sınırlılık: Bir nesneyi başka bir nesne olarak (çubuğu mikrofon olarak vb. ) kullanarak oyun oynamamak.

Oyuncaklarla alışılmadık biçimlerde oynamak. Örneğin; topu zıplatmak yerine sürekli olarak bir eliyle vurmak, legoları birbirine takıp bir şeyler yapmak yerine sıraya dizmek vb.

Sosyal oyunlara ilgisizlik: Küçük yaşlardayken sosyal oyunlara karşı ilgi göstermemek.

Sınırlı /Tekrarlayıcı İlgi ve Davranışlar
Sınırlı alanda, yoğun ve sıra dışı ilgilere sahip olmak

İlgi takıntıları: Bazı konulara karşı ağır ilgi duymak ve başka konuları dışlayarak sürekli o konularla ilgili konuşmak, okumak, ilgilenmek vb. istemek.

Bazı sıra dışı konulara ağır ilgi duymak. Örneğin; astrofizik, uçak kazaları ya da sulama sistemleri.

İlgi duyduğu konularla ilgili ince ayrıntılıar anımsamak: Kendi favori konularındaki en ince ayrıntıları bile ezbere bilmek.

Belli düzen ve rutinlere ilişkin ağır ısrarcılık
Belli etkinlikleri her zaman belli bir sırayla yapmak istemek: örneğin, arabanın kapılarını hep aynı sırayla kapatmak.

Günlük rutinlerde değişiklik olmamasını istemek. Örneğin; eve gelirken hep aynı güzergahı izlemek ya da eve geldiğinde önce televizyonu açıp sonra tuvalete gitmek.

Günlük yaşamdaki değişiklikler karşısında ağır tepki göstermek:
En ufak bir değişiklik karşısında ağır kaygılanmak ya da öfke nöbeti yaşamak.

Değişiklikleri daha kolay kabullenebilmek için meydana gelecek değişikliklerle ilgili önceden bilgi sahibi olmaya gereksinim duymak.

Tekrarlayıcı (kendini uyarıcı) davranışlar

Sıra dışı beden hareketleri: Parmak ucunda yürümek, çok yavaş yürümek, kendi ekseni etrafında dönmek, durduğu yerde sallanmak, farklı bir beden duruşuna sahip olmak vb.

Sıra dışı el hareketleri: Ellerini sallamak, parmaklarını gözlerinin önünde hareket ettirmek, ellerini farklı biçimlerde tutmak vb.

Nesnelerle ilgili sıra dışı ilgiler ve takıntılar
Nesneleri sıra dışı amaçlarla kullanmak: Örneğin, oyuncak arabanın tekerleklerini çevirmek ya da oyuncak bebeğin gözlerini açıp kapamak vb. davranışları tekrar tekrar yapmak.

Nesnelerin duyusal özellikleriyle ağır ilgilenmek: örneğin, eline aldığı her nesneyi koklamak ya da gözlerinin önünde tutarak ve evirip çevirerek incelemek.

Hareket eden nesnelere ağır ilgi göstermek: örneğin; tekerlek ya da pervane gibi dönen nesnelere, akan su ya da yanıp sönen ışık gibi hızlı hareket eden görüntülere uzun sürelerle bakmak.

Nesne takıntıları: Bazı sıra dışı nesneleri (bir silgi ya da küçük bir zincir parçası vb. ) elinden bırakmak ya da gözünün önünden ayırmak istememek.

2. Rett Sendromu

Rett Sendromu, ilk defa Dr. Andreas Rett tarafından Tanımlanmış, Dr. Bengt Hagberg ve çalışma arkadaşları tarafından 1983 yılında yayınlanan raporla, bir hastalık olarak dünya çapında tanınmıştır. Rett Sendromu (RS), dünyada çeşitli ırklarda ve etnik gruplarda, özellikle kız çocuklarında görülen nörolojik bir rahatsızlıktır.

Bu sendromun, erkeklerde de görülebileceii bilinmektedir, fakat erkeklerde görüldüğüünde bu bebeklerde genellikle düşük, doğum anında ölüm veya anne karnında erken ölüm gibi durumlar ortaya çıkmaktadır.

RS’li çocuklar, 6-18 aylık olana kadar normal veya normale yakın bir gelişim gösterirler. Bu süreden sonra çocuk, geçici durgunluk veya gerileme sürecine girer, iletişim kurma becerisini yitirir ve ellerini birbirine kenetler. Hemen ardından stereotipik el hareketleri, yürüyüş bozuklukları ve kafa gelişiminde gözle görülebilir bir yavaşlama ortaya çıkar. nöbet geçirme, uyanıkken düzensiz soluk alıp verme gibi problemlerle de karşılaşılabilir.

Rett Sendromu‘nun, otizm, beyin felci veya spesifik olmayan gelişme bozukluklarında olduğu gibi teşhisi çok zordur. Dünyada, çeşitli ilkelerde yapılan araştırmalara göre her 23 binde 1 doğumdan, 10 binde 1 doğuma kadar ulaşan oranlarda RS’li kız çocuğu doğmaktadır.

Bazı çocuklar konuşma kabiliyetlerini yitirmeden önce tek tek kelimeler kullanmaya ve kelime kombinasyonları yapmaya başlayabilirler. RS’in şiddetinin bütün hastalar için zor olduğunu tahmin etmek zor değildir.

Apraxia (denge bozukluğu), en temel vücut hareketlerinin yerine getirilmesinde yetersizlik ve RS’in sebep olduğu tüm engelli davranışların gözlemlenebildiği durumdur. Gözün sabit bakışı ve konuşma kabiliyeti de dahil tüm vücut hareketlerine etki ederek çocuğun kontrollşekilde hareket etmesini zorlaştırır.

Apraxia ve sözel iletişim becerisinin eksikliği nedeniyle, zekanın doğruyu tayin etmesi de zorlaşır. Çoğu geleneksel test metotları, ellerin kullanımına ve/veya sözel iletişime gereksinim duyar bu durum RS’li bir çocuk için belki de imkansızdır.

RS’te büyüme genellikle yavaştır, birçok RS’li bayan yaşına göre oldukça küçük gürünmektedir. yapılan çalışmalar, doymak bilmez bir iştahları varmış gibi görülmelerine rağmen birçoğunun orta dereceden üst sınıra kadar değişebilen oranlarda yetersiz beslenme problemi ile karşı karşıya olduklarını göstermektedir.

Buna; yutma zorluğu, yetersiz besin girişi, enerjinin dengesiz harcanması veya vücudun besleyici gıdalardan yeteri kadar yararlanamaması gibi problemler neden olmaktadır. Bu gibi durumlarda, kilo almasına ve boyunun uzamasına yardımcı olacak, dikkatini ve etkileşimini geliştirecek tamamlayıcı bir beslenme programı (ağız yoluyla yüksek kalori/kilo aldırma diyetleri, NG tüp veya gastrostomy butonu) uygulanmalıdır.

Bütün bu zorluklara rağmen, Rett Sendrom’lu bir hasta orta yaşlarına, hatta daha ileri yaşlara kadar öğrenmeye devam edebilir, ailesi ve arkadaşlarıyla iyi vakit geçirebilir. Bütün duygular hakkında tecrübe sahibidirler, evde veya topluluk arasında sosyal, eğitim veya eğlence amaçlı aktivitelere katıldıklarında, ho ve çekici kişiliklerini gösterirler.

3: Çocukluğun Dezintegratif bozukluğu

Çocukluğun dezintegratif bozukluğu olan çocuklarda doğumdan itibaren en az iki yıl tamamen normal gelişim kaydedilir. Belirtiler sıklıkla 3-4 yaş arası görülmeye başlar. Bu tanıyı koyabilmek için belirtilerin 10 yaştan önce gelişmiş olması gerekir. ağır mental retardasyonla ve lokodistrofiyle (ilerleyici çocuk nörolojisi hastalıkları) birlikte görülmektedir.

Ayrıca epilepsiye rastlama olasılığı da sıktır. Başlangıç ani veya dereceli olabilir. ilk bulgular, aktivitede artış, huzursuzluk ve anksiyetedir. Daha sonra konuşma ve diğer yetilerde kayıplar kaydedilir, klinik tablo platoya erişir ve sonraki gelişim sınırlı olabilir. Eğer ilerleyici bir nörolojik bozukluğun sonucu olarak ortaya çıkıyorsa klinik tablo kötüleşme hatta ölümle sonuçlanabilir.

Bu psikoza heller demansı veya infantil demans da denilmektedir. Otizmdeki gerilemeyle ilişkisi tartışmalıdır. Genelde, nöroloji kliniklerinde yataklı tetkiklerle teşhis edilir.

Öncesinde normal işlev gören çocuğun 3-4 yaşlarında başlayan zeka, dil ve sosyal işlevlerinde birkaç ay içinde gelişen deteryasyon (yıkım)’dur. Tahminen otistik bozuklukların 10’da biri sıklıkta gözlenir. Erkek/kız oranı 4-8/1’dir.

Sebep bilinmiyor. Konvulzif sendromlar, tuber sklerozis ve çeşitli metabolik hastalıklarla birlikte bulunabilmektedir: Çocukluğun Dezintegratif bozukluğu DSM-IV Tanı ölçütleri şunlardır:

a. Doğumdan sonraki iki yıl içinde yaşına uygun sözel ve sözel olmayan iletişim, toplumsal ilişkiler, oyunlar ve uyumsal davranışların olması ile kendini belli eden gürünüşte normal bir gelişmenin olması

b. Aşağıdakilerden en az iki alanda daha önce edinilmiş olan becerilerin (10 yaşından önce) klinik olarak önemli ölçüde yitirilmesi.

Bunlar:

Sözel anlatım ya da dili algılama
Toplumsal beceriler ya da uyumsal davranış
Bağırsak ya da mesane kontrol
Oyun
Motor beceriler

c. Aşağıdakilerden en az iki alanda olağan dışı bir işlevselliğin olması:
Toplumsal etkileşimde nitel bir bozulma (sözel olmayan davranışlarda bozulma, yaşıtlarıyla ilişki kuramama, toplumsal ya da duygusal karşılıklar verememe vb. )

İletişimde nitel bozukluklar (konuşulan dilin gelişiminde gecikme olması ya da hiç gelişmemi olması, bir söyleşiyi başlatamama ya da sürdürmede, dilin basmakalıp ve yineleyici bir biçimde kullanılması, çeşitli imgesel oyunlar oynamama vb. )

Motor basmakalıp davranışlar ve mannerizmler de içinde olmak üzere davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı, basmakalıp ve yineleyici görüntülerin olması

4. Asperger bozukluğu

Asperger Sendromu’nda, tipik olarak otizmli bireylerde görülen sosyal ilişki ve iletişim sorunlarının yanı sıra sınırlı ilgi alanı görür. çok sınırlı konularda ve dar çerçeveli alanlarda derin bilgilere sahiplerdir, bu nedenle bu çocuklara”küçük profesör” yakıştırması yapılır.

Otizmden farklı olarak zamanında konuşmaya başlarlar; ağır bilgiçlik ve el becerilerinde özel sorunlar görür. Bu çocuklar normal veya üstün zekaya sahiptirler. Mekanik oyuncaklara çok düşkündürler ve ilgi alanı sınırlı olan insanlarla daha iyi yakınlık kurarlar. Amaçsızca birtakım nesneleri toplayabilirler, öz bakım sorunları yoktur.

Erişkinlikte ise kurallara sıkıca bağlı, soğuk ve mesafeli insanlar olarak tanınırlar. Bu bireylerin sosyal hayatında, genelde bir tane çok yakın arkadaşları vardır ve bu kişinin de sıklıkla dar, kısıtlı ilgi alanı vardır.

Duygusal hayatında hep akılcı ve heyecansız yorumlamalara sahiptir, davranış sorunları görülebilir, jest, mimik ve vücut dilini kullanmada sorunları vardır. Bu sendromda genetik ilişki sıklıkla baba ve oğul arasında kurulur. Otizm ve Asperger Sendromu birbirine dönüşebilir bir nitelik taşır.

Asperger Sendromu’nun klinik özellikleri şöyle sıralanabilir:

Normal dil gelişimi, normal zeka ve hatta bazen üstün zekaya sahip olma, beceriksizlik, bilgiççe, ders veriyormuş gibi konuşma tarzı, antisosyal şiddet içeren davranışlar görülmektedir. Görülme sıklığı 1000’de 1’dir. Erkeklerde 2-4 kat daha fazladır. Tanı genelde 5 yaş civarında konabilir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu ve depresyonla eşzamanlı görülür. Özellikle dede ve babalardan ailevi geçiş görülür.

5. Başka türlü Adlandırılamayan yaygın gelişimsel Bozukluk (Atipik Otizm)

Atipik otizm, dil ve sosyal iletişimle ilgili sorunlar, dilin amaca yönelik kullanımındaki sorunlar, ağır çekingenlik, ağır utangaçlık, gündelik ve özel yaşamında belli ilkelere ağır katı yaklaşım ve bağlılık gibi durumlarla ilişkili olarak göz önüne alınabilir. Bazı kişilik tipleri ve bozuklukları (Şizoid kişilik, Şizotipal kişilik, çekingen kişilik) yine atipik otizmle ilişkili olabilir, fakat farklıar vardır.

Örneğin, şizoid kişilikler toplumsal ilişkileri anlar, özellikle istemezler. Buna karşın otizmli bireylerde ilişki kurma arzusu olduğu, ama beceremedikleri ileri sürülmüştür.

Atipik otizmle tipik otizm arasındaki farklıar oldukça tartışmalıdır. Araştırmalar ve sonuçlar yeterli olmasa da elde edilen belli bulgular vardır. Tipik otizmde, tanı kalıcıdır. Hafiften ağıra giden bir yelpazesi vardır. Dil sorunu bazı olgularda düzelir, ama çoğu kez kalıcıdır. Kendine zarar verme davranışı sıktır. Yaş, cinsi, ailede benzer durum özellikleri ve iletişim sorunu temelde atipik otizmle aynıdır.

Stereotipilerin ağırlırlığı, sıklığı, şiddeti küçük yaşlarda atipik otizmle aynı olabilir ve ilerleyen yaşa rağmen değişmeden kalıcı olabilir. Zeka en ağırdan en hafife kadar değişen düzeylerde geri olabilir. Dar ilgi alanı, takıntılı davranış, duyusal belirtiler atipik otizmde görülenle aynı olabilir.

Geç yürüyebilir. Öz bakım sorunları belirgindir ve ilerleyen yaşa rağmen kalıcı olabilir. Buna karşın atipik otizmde ilerleyen yaşla tanı değişebilir ve bir kişilik özelliğinee dönüşebilir. Otizm belirtileri zamanla kaybolabilir; iyi eğitimle ve elverişli şartlarda tamamen normale dönebilir.

Ağır formu yoktur ve hafif otizmden ayrılması zordur. Bu nedenle normal gelişimin bir parçası olarak görülebilir. Otizme özgü davranışlar belirli durumlarda (zorlanma) açığa çıkacakşekilde maskelenebilir veya değişik gürünümler altında gizlenebilir (yalancı dışa dönüklük vb. ). Mizah anlama ve oluşturmada, karşı cinsle ilişki başta olmak üzere insan ilişkilerinde hep ciddi sorunlar yaşanır.

Dil sorunu varsa kısa sürelidir; sonuç olarak düzgün gramer ve fonoloji ile konuşurlar. Kendine zarar verici davranış görülmez. Belirtiler şiddet ve bir araya geliş yoğunluğu açısından, toplumsal yasayı ve düzeni bozacak şekilde belli bir sınırı aşmaz. Genel gelişim eğrisi elverişli şartlar altında düzelme yönündedir.

Öğrenme sorunları olabilir ve okul sorunları yaşanır. Stereotipik (tekrarlayıcı) hareketler ilerleyen yaşla sebat etmez. Dar ve yoğunlaşmış bir ilgi alanı vardır, ancak toplumsal açıdan daha anlamlı bir konuda (mesleğinde vb. ) bu durum başarıya neden olabilir. Takıntılı davranış, ritüeller atipik otizmde daha belirgin olabilir. Panik ataklar sık görülebilir.

Bu sitedeki tüm bilgiler sizleri aydınlatmak amaçlı olup tedavi niteliğinde değildir. Özel Tanı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi yazılan yazılardan yola çıkarak uygulanan tedavilerdeki doğacak aksaklıklardan sorumlu tutulamaz. Bu sitenin tüm içeriği Tanı Özel Eğitim Merkezi tarafından hazırlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, çoğaltıp dağıtılamaz ve yayınlanamaz. Tüm hakları saklıdır.

YAYGIN GELİŞİMSEL BOZUKLUKLAR     ANA SAYFA

YGB Destek Eğitim Programı

YGB Destek Eğitim Programı

YGB Destek Eğitim Programı

Yaygın Gelişimsel Bozukluklar Destek Eğitim Programı

YGB Destek Eğitim Programı

YGB Destek Eğitim Programı

YGB Destek Eğitim Programı

Bireylerin, var olan yeterliklerinin en üst düzeyde geliştirilerek sosyal yaşama etkin katılımının artırılmasının temel yolu eğitimdir.

Özel eğitime ihtiyacı olan tüm bireylerde olduğu gibi yaygın gelişimsel bozukluğu (YGB) olan bireylerde de eğitim ve ev ortamları uygun şekilde yapılandırıldığında, işlevsel eğitim Programları geliştirildiğinde, öğretim süreci bireysellik esasına göre hazırlandığında, bağımsız yaşam becerilerinin edinilmesi ve toplumsal entegrasyon bağlamında önemli ilerlemeler kaydedilmektedir.

Yaygın gelişimsel bozukluğu olan bireylerin bağımsız yaşam becerilerini geliştirmeleri, davranış problemlerinin azaltılarak gereksinimleri olan beceriler kazanabilmeleri, uygun eğitim Programlarıyla Bütünleştirilmiş, yapılandırılmış ve zenginleştirilmiş öğretim ortam erken yaştan itibaren sağlanmasıyla doğrudan ilişkilidir. yaygın gelişimsel bozukluk gösteren bireylerin, Tanı aldıkları ilk andan itibaren destek eğitim Programlarına alınarak gelişimlerinin desteklenmeleri gerekmektedir. Bireyin örgün eğitime dahil olduktan sonra da düzeyine/tanısına uygun destek eğitim Programlarına katılması, gelişiminin en üst düzeyde desteklenmesini sağlayacaktır.

Yaygın gelişimsel bozukluklar (YGB), sosyalleşme ve iletişim gibi çoklu temel fonksiyonların gelişmesinde gecikmeleri de içeren bir spektrum bozukluğudur. Bu grupta yer alan en çok bilinen yaygın gelişimsel bozukluk otizmdir. Bu yelpazede yer alan diğer bozukluklar, Rett Sendromu, çocukluğun Dezintegratif bozukluğu, Asperger Sendromu ve Başka türlü Adlandırılamayan Bozukluk (Atipik Otizm)’tur.

YGB’li bireylerin erken çocukluk döneminden başlayarak yetişkinlik dönemindeki iş ve mesleki eğitim Programları da dahil olmak üzere yaşam boyu süren kaliteli ve nitelikli bir Özel eğitim hizmeti almaları, bozukluğun türüne, derecesine, bireyin yaşına ve özelliklerine, ihtiyaçlarına göre işlevsel olarak planlanmış eğitim Programlarının sayısının artırılması, çeşitlendirilmesi ile mümkün olabilmektedir.

YGB Destek Eğitim Programı Yapısı

Yaygın Gelişimsel Bozukluklar Destek Eğitim Programının Yapısı

Yaygın Gelişimsel Bozukluklar Destek eğitim Programı, hedeflenen amaçlara ulaşmayı sağlayacak çeşitli modüller ve bu modüllere yönelik kazanımlardan oluşmaktadır. Her bir modülde bireylerde ulaşılması beklenen kazanımlar, içerik, açıklamalar ve ölçme değerlendirme bölümlerileri yer almaktadır.

Modüller bireyselleştirilmiş eğitim programı hazırlama ve uygulamaya imkan sağlayacakşekilde, kendi içerisinde Bütünlüğü olan ve birbirini işlevsel olarak tamamlayacak yapıda hazırlanmıştır.

Modüllerde yer alan kazanımlar bireye kazandırılacak bilgi, beceri ve tutumlardan oluşmaktadır.

Modüller uygulayıcıya rehber olabilmesinin yanında eğitim kurumunun uygulayacağı eğitime de bir standart getirdiği gibi ölçme değerlendirme sürecini de kolaylaştırmaktadır.

YGB Destek Eğitim Programı Giriş

Yaygın Gelişimsel Bozukluklar Destek Eğitim Programı Giriş

Bireylerin, var olan yeterliklerinin en üst düzeyde geliştirilerek sosyal yaşama etkin katılımının artırılmasının temel yolu eğitimdir. Özel eğitime ihtiyacı olan tüm bireylerde olduğu gibi yaygın gelişimsel bozukluğu (YGB) olan bireylerde de eğitim ve ev ortamları uygun şekilde yapılandırıldığında, işlevsel eğitim programları geliştirildiğinde, öğretim süreci bireysellik esasına göre hazırlandığında, bağımsız yaşam becerilerinin edinilmesi ve toplumsal entegrasyon bağlamında önemli ilerlemeler kaydedilmektedir.

Yaygın gelişimsel bozukluğu olan bireylerin bağımsız yaşam becerilerini geliştirmeleri, davranış problemlerinin azaltılarak gereksinimleri olan beceriler kazanabilmeleri, uygun eğitim programlarıyla bütünleştirilmiş, yapılandırılmış ve zenginleştirilmiş öğretim ortamı erken yaştan itibaren sağlanmasıyla doğrudan ilişkilidir.

Yaygın gelişimsel bozukluk gösteren bireylerin, tanı aldıkları ilk andan itibaren destek eğitim programlarına alınarak gelişimlerinin desteklenmeleri gerekmektedir. Bireyin örgün eğitime dahil olduktan sonra da düzeyine/tanısına uygun destek eğitim programlarına katılması, gelişiminin en üst düzeyde desteklenmesini sağlayacaktır.

Yaygın gelişimsel bozukluklar (YGB), sosyalleşme ve iletişim gibi çoklu temel fonksiyonların gelişmesinde gecikmeleri de içeren bir spektrum bozukluğudur. Bu grupta yer alan en çok bilinen yaygın gelişimsel bozukluk otizmdir. Bu yelpazede yer alan diğer bozukluklar, Rett Sendromu, çocukluğun Dezintegratif bozukluğu, Asperger Sendromu ve Başka türlü Adlandırılamayan Bozukluk (Atipik Otizm)’tur.

YGB’li bireylerin erken çocukluk döneminden başlayarak yetişkinlik dönemindeki iş ve mesleki eğitim programları da dahil olmak üzere yaşam boyu süren kaliteli ve nitelikli bir özel eğitim hizmeti almaları, bozukluğun türüne, derecesine, bireyin yaşına ve özelliklerine, ihtiyaçlarına göre işlevsel olarak planlanmış eğitim programlarının sayısının artırılması, çeşitlendirilmesi ile mümkün olabilmektedir.

Yaygın gelişimsel bozukluklar destek eğitim programı, özel eğitim hizmetleri kapsamında özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam eden yaygın gelişimsel bozukluğu olan bireylerin eğitim ortamlarından verimli ve etkili biçimde yararlanmalarını sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Bu Programın hazırlanmasında 3797 sayılı Millî eğitim Bakanlığının Teşkilat ve görevleri hakkında Kanun’un Ek 3. maddesi ile 24/07/2008 tarihli ve 5793 sayılı Bazı Kanun ve Kanun hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun’un 25. maddesi dayanak teşkil etmektedir.

YGB Destek Eğitim Programı Düzeyi ve Amaçları

Yaygın Gelişimsel Bozukluklar Destek Eğitim Programı Düzeyi ve Amaçları

PROGRAMIN DÜZEYİ

Program, yaygın gelişimsel bozukluklar tanı grubu içerisinde yer alan her yaştaki bireyin gelişimsel özellikleri, eğitim ihtiyaçları ve öncelikleri dikkate alınarak hazırlanmıştır.

YGB Destek Eğitim Programı GENEL AMAÇLARI

Bu program ile bireylerin; işlevsel becerilerin kazandırılmasına ön koşul oluşturan temel eşleme ve taklit becerilerini geliştirmeleri, sosyal etkileşim başlatma ve sürdürme becerilerini geliştirmeleri, iletişim becerilerini geliştirmeleri, bağımsız çalışma ve işlevde bulunma ile organize olma becerilerini kazanmaları, öz bakım ve günlük yaşam becerilerini geliştirmeleri, akademik becerilerini geliştirmeleri, toplumsal yaşama katılım ve sosyal uyum becerilerini geliştirmeleri beklenmektedir.

PROGRAM İLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR

Modüllerde yer alan kazanımlar Yaygın Gelişimsel Bozukluklar Destek eğitim Programı’nın genel amaçlarına ulaşmayı sağlayacak nitelikte belirlenmiştir.

Yaygın gelişimsel bozukluk gösteren bireylerin başka bir yetersizliği olması halinde, sahip olduğu diğer yetersizlik alanına ait programlardan birey için uygun olan modüller belirlenerek bireysel eğitim programına dahil edilmelidir.

Programı oluşturan modüller ve kazanımlar bireylerin yaşadığı güçlükler göz önünde bulundurularak hazırlanmıştır. Bireyin ihtiyaçlarına göre aynı anda birden fazla modülden kazanımlar bireysel eğitim programına dahil edilebilir.

Program modüllerinde yer alan kazanımların gerçekleşebilmesi için öğrenme ve öğretme sürecinde modülde belirtilen gerekli araç-gereç ve donanımlar sağlanmalıdır.

Programda yer alan modüller arasında genel bir hiyerarşik düzen olmakla birlikte bireyin yaşı, tıbbi tanısı, gelişim düzeyi ve öncelikli ihtiyaçları dikkate alınarak modüllerin seçiminde farklı yapılandırmalar olabilir. Ancak eşleme, taklit, yönerge takip beceri modülleri öğrenmeye hazırlık çalışmalarına temel oluşturduğu için bireyin eğitim programında öncelikli olarak yer almalıdır.

Bireyin eğitim planı doğrultusunda bağlı olduğu rehberlik ve araştırma merkezi, varsa devam ettiği okul ya da kurum ve diğer ilgili kuruluşlarla iş birliği yapılmalıdır. Bireyin eğitim planı, yapılacak çalışmalar, öneriler konusunda varsa devam ettiği kurum/okul personeli (sınıf öğretmeni, rehber öğretmen, özel eğitim öğretmeni, branş öğretmeni, kurum psikoloğu, okul öncesi öğretmeni, sosyal hizmet uzman vb. ) ile görüş alışverişi yapılarak bireyin gelişimi desteklenmelidir.

Bireyin destek eğitim sürecinin sonunda devam ettiği kurum tarafından hazırlanan gelişim raporu ve ekinde birey kazanım günlük yaşama geçişini ve kalıcılığını sağlayacak öneriler, bağlı olduğu rehberlik ve araştırma merkezinin yanı sıra bireyin ailesine, 2828 sayılı yasa ile devlet koruması altında bulunan bireyin yasal vasi statüsünde olan kuruma, varsa devam ettiği okulun rehberlik ve psikolojik danışma servisine iletilmelidir.

Destek eğitim sürecinde bireyselleştirilmiş eğitim programı geliştirme birimince gerek görülmesi durumunda uzman (psikiyatrist, sosyal hizmet uzmanı, fizyoterapist, dil ve Konuşma terapisti, iş ve uğraşı terapisti vb. ) desteği alınabilir.

Destek eğitim programının verimliliğini artırmak amacıyla modüllerde yer alan uygulamaya yönelik kazanımların gerçek ortamlarda ya da yapılandırılmış ortamlarda işlenmesi sağlanmalıdır.

YGB Destek Eğitim Programı Aile Eğitimi

YGB Destek Eğitim Programı Aile Eğitiminin Planlanması

Aile eğitiminin planlanması ve aile iş birliği

Bireyin gelişim ve eğitim sürecinde aile, okul ve toplum üçgeni temel bir role sahiptir. Okul ve ailenin iş birliği ise bireyin çok yönlü ve sağlıklı gelişimi için gerekli bir faktördür. Bu iş birliği sayesinde öğretmen veya uygulayıcı ile aile, bireyin gelişimini birlikte takip eder, destekler ve öğrenilenler pekiştirilir.

Ailenin eğitim sürecine katılımındaki rolleri:

A) Ailenin, eğitim kurumu tarafından hazırlanan programlara katılarak bilgilendirildiği katılım türü (Öğrenen rolü),

B) Ailenin, haber bültenleri, veli toplantıları ile bilgilerin aktarıldığı katılım türü (Bilgi alıcı rolü),

C) Ailenin, kendi çocuğunun öğretmeni olduğu katılım türü (öğreten rolü),
D) Ailelerin gönüllü olarak eğitim faaliyetlerinde yer aldıkları katılım türüdür.

Ailenin eğitim sürecindeki rollerini yerine getirmesi, katılımı ve iş birliği Özel eğitime ihtiyacı olan bireyler açısından çok daha fazla önem taşımaktadır. Özel eğitimin ve destek eğitim programlarının daha etkili duruma gelmesi ve işlevselliğinin artırılması uygulayıcılar, anne-babalar ve ailelerin birlikte çalışmaları ile sağlanabilecektir.

Ailelerin eğitim sürecine katlımlarının önemi

Ailelerin, özel eğitim sürecine aktif olarak katılma ve iş birliği sağlamanın önemini destekleyen nedenler şu şekilde sıralanabilir:

Aileler, Özel eğitime ihtiyacı olan bireyin gerçek durumunu herkesten daha iyi bilirler ve onları daha iyi tanırlar. Çocuğun öğrenmeleri ile daha ilgilidirler.

Aileler, bireyin eğitime başladığı andan itibaren, onun eğitim programına doğrudan katılan ilk yetişkin grubudur.

Aileler, toplum tarafından kendilerine ve çocuklarına sağlanan eğitim hizmetlerinin niteliğini artırmada etkili olabilirler.

Aileler, öğretim süreci boyunca çocuklarına eğitim hizmeti veren ekip tarafından alınan kararları izleyebilir ve uygulayabilirler.

Bireyselleştirilmiş eğitim Programları (BEP)

Bireyselleştirilmiş eğitim Programları (BEP)’nın uygulanması ve BEP’in gereği olarak toplantıların düzenlenmesi anne babalara yeni roller sunmakta, aile-uygulayıcı toplantıları, aile-uygulayıcı görüşmelerine dönüşerek yeni bir boyut kazanımaktadır. Böylece anne babaların özel eğitimine katılımı artmakta, aile-uygulayıcı iletişimi gelişmekte, birbirleriyle ve başkalarıyla daha üretken ilişkiler kurmayı öğrenmektedirler.

Özel eğitimde aile katılım ve iş birliği süreci;

Öğretici olarak aileler, Aile eğitim Programları ve destek grupları olarak ikiye ayrılmaktadır.

Öğretici Olarak Aileler

Tüm anne babalar doğumdan itibaren çocuk birçok beceriyi öğrenmesinden sorumludurlar.

Normal gelişim gösteren bireyler birçok beceriyi anne babalarından kolaylıkla öğrenebilirken özel eğitime ihtiyacı olan bireyler sistematik öğretim uygulamalarına gereksinim duymaktadırlar. Bu nedenle anne babaların öğretici olarak yetiştirilmesi gündeme gelmektedir.

Özel eğitime ihtiyacı olan bireylere, ev ortamında her gün rutin olarak yerine getirmek durumunda oldukları önemli becerilerin öğretiminde, yeterli uygulama olanağı sağlanamayabilir.

Ailelerin öğretici olarak görevlendirilmesi sürecinde, tüm gelişim alanları ile ilgili olarak çocuğuna nasıl katkıda bulunacağına yönelik sistematik bilgilendirmeler yapılmalı, örnek etkinlikler ve uygulamalar hazırlanarak ailenin süreci tamamlaması hedeflenmelidir.

Ailelerin öğretici olarak görev aldıkları bu uygulama sürecinde; öğretim oturumları için her gün belirli bir zaman ayrılmalı, öğretim süreci 5-10’ar dakikalık oturumlar biçiminde düzenlenmeli, bireye tutarlı davranılmalı ve yapılan çalışmalar mutlaka kaydedilmelidir.

Aile Eğitim Programları ve Destek Grupları

Aile eğitim Programları, anne babalara yeni eğitim politikaları, yasal düzenlemeler, özel eğitim yöntemleri, öğretim stratejilerinin ev ortamında ve diğer sosyal ortamlarda kullanımına ilişkin bilgi veren tek oturumluk programlardan ya da bireyselleştirilmiş eğitim planlarının hazırlanması ve davranış yönetimi ve kontrolü, problem çözme, stresle başa çıkma yeterliliklerinin kazandırılması gibi çok oturumlu ve farklı amaçlara dönük programlardan oluşabilmektedir.

YGB Destek eğitim Programı, aşağıda belirtilen modüllerden oluşmaktadır:

YGB Destek eğitim Programı, Özel eğitim hizmetleri kapsamında özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam eden yaygın gelişimsel bozukluğu olan bireylerin eğitim ortamlarından verimli ve etkili biçimde yararlanmalarını sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Programın detaylarına aşağıdaki tablodan ulaşabilirsiniz.

Özel eğitim Merkezimizde alanında uzman pedagog ve özel eğitim öğretmenleriyle Yaygın Gelişimsel Bozukluklar üzerine çocuk ve gençlerimize yönelik eğitim ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

YGB DEP Öğrenme ve öğretme süreci YGB DEP Ölçme Değerlendirme
Eşleme Becerileri Taklit Becerileri
Yönerge Takip Becerileri Görsel Destek Kullanımı
Alıcı Dil Becerileri İfade Edici Dil Becerileri
Oyun ve Müzik Becerileri Özbakım Becerileri
Günlük Yaşam Becerileri Motor Beceriler
Sosyal Beceriler Okuma Yazma Modülü
Matematik Modülü YGB Eğitim Programı pdf

Yaygın Gelişimsel Bozukluklar      Eğitim Programlarımız    Ana Sayfa

Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezleri