Öğretme Nedir

Öğretme Nedir

Öğretme Nedir

Öğretme Nedir

Öğretme Nedir?

Bilimsel içerikli bilgilere sahip isen, ve bu bilgileri gelecek kuşaklara anlatma kavrama duygun var ise, ve ve bu duyguları bilimin gereklerine göre yapacak isen, öğretme budur…

Öğretme, geçmişi temel alır, geleceği işaret eder…

Geçmişte böyle öğreniliyor du ‘ yu, geçmişte böyle anlaşılıyorduyu anlatıp, bugünün gereklerini eğitim açısından anlatabilmektir…

Kim öğretiyor? Öğretmenler..

Kim öğreniyor? İhtiyacı olan herkes..

Toplumsal, bilimsel bir birikime sahip iseniz, öğretebilirsiniz. Değilseniz..

Aslolan öğrenmektir..

 

Asperger sendromu Nedir

Asperger sendromu nedir Asperger Bozukluğu

Asperger sendromu Nedir

Asperger sendromu

Asperger Sendromu Nedir – Asperger’s Syndrome

Asperger sendromu, Asperger bozukluğu, sosyal etkileşimde zorluklar ve sınırlı ilgi ve etkinliklerle tanımlanan otistik bozukluklardan biridir. Asperger sendromu diğer OSB’lerden dil ve bilişsel gelişimde genel bir gecikme olmamasıyla ayrılır. Her ne kadar standart tanı ölçütleri arasında belirtilmemişse de motor sakarlık ve atipik dil kullanımına sıklıkla rastlanır.

Asperger sendromunun adı Avusturyalı çocuk doktoru Hans Asperger’den gelmektedir. Asperger, 1944 yılında, tedavi için gelen sözel olmayan iletişim becerileri eksik, yaşıtlarıyla empati kuramayan ve fiziksel olarak sakar olan çocukları tanımlamıştır. Elli yıl sonra AS Hastalıkların ve İlgili Sağlık sorunlarının Uluslararası İstatistiksel Sınıflaması’nda (ICD-10) ve Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Sınıflandırması’nda (DSM-IV) Asperger bozukluğu olarak tanınmıştır.

AS’nin birçok yönü hakkında cevaplanmamış sorular bulunmaktadır; örneğin AS ile yüksek işlevli otizm arasındaki ayrım şüphelidir; kısmen buna bağlı olarak AS’nin prevalansı kesin olarak belirlenmemiştir. Her ne kadar araştırmalar genetik kökenli olduğunu desteklese ve beyin görüntüleme teknikleri beynin özel bölgelerinde yapısal ve işlevsel farklılıklar tespit etmiş olsa da AS’nin kesin nedeni bilinmemektedir.

Asperger sendromu için tek bir tedavi yoktur ve çeşitli müdahalelerin etkinliği yalnızca sınırlı veri ile desteklenmektedir. Müdahaleler belirtileri ve işlevselliği geliştirmeye yöneliktir. Tedavinin ana yöntemi davranışsal terapidir ve zayıf iletişim becerileri, takıntılı ya da yineleyici rutinler ve sakarlık gibi özel bozukluklar üzerine yoğunlaşır.

AS’i olan bireylerin büyük çoğunluğu farklılıklarıyla başa çıkmayı öğrenebilmektedir ama bağımsız bir yaşam sürebilmeleri için sürekli moral desteğe ve teşviğe ihtiyaçları olabilir.

Araştırmacılar ve AS’li kişiler, AS’in iyileştirilmesi gereken bir hastalık ve normalden bir sapma olduğuna dair görüşlerden uzaklaşılıp, bunun bir engellilikten çok farklılık olduğu görüşüne yakınlaşılmasını sağlamıştır.

Sınıflandırma

Asperger sendromu, bireyin işlevselliğini etkileyen sosyal etkileşim ve iletişim bozuklukları ile sınırlı ve yineleyici ilgi ve davranışlarla belirtilen psikolojik durumlar spektrumu olan otistik spektrum bozukluklarından (OSB) ya da yaygın gelişimsel bozukluklardan (YGB) biridir.

Diğer psikolojik gelişimsel bozukluklar gibi ASB de bebeklik ya da çocuklukta başlar, remisyon ya da relaps göstermeksizin düzenli bir seyir izler ve beynin çeşitli sistemlerinde olgunlaşma ile ilgili değişikliklerden kaynaklanan bozukluklar içerir.

ASB, sosyal bozukluklar gibi otizme benzer kişisel özellikler gösteren ama ASB olduğu kesin olmayan geniş otizm fenotipinin bir alt kümesidir Diğer OSB türlerinden otizm belirtileri ve olası nedenleriyle AS’ye en benzer olanıdır ama tanısı iletişim bozuklukları ve bilişimsel gelişmede gecikmeler gerektirir.

Rett sendromu ve çocukluğun dezintegratif bozukluğu otizm ile çeşitli belirtileri paylaşır ama ilgisiz nedenleri olabilir; ve başka türlü adlandırılmayan yaygın gelişimsel bozukluk (YGB-BTA) ise ölçütler daha belirgin bir bozukluğu göstermediğinde teşhis edilir.

AS ile yüksek işlevli otizmin örtüşen yönleri (yüksek işlevli otizm zekâ geriliği olmayan otizmdir) tam olarak belirli değildir. OSB’nin güncel sınıflandırması, durumların gerçek doğasını yansıtmıyor olabilir.

Asperger Sendromu – Asperger’s Syndrome

Asperger sendromu, otistik gurubun bir Bölümü olan bir özürdür. Bu genelde, gurubun daha ”yüksek” tarafında yer aldığı düşünülen kişilere uygun bir tanıdır.

Guruptaki daha başka tanılar, otizim ve yüksek fonksiyonlu otizmdir. Asperger sendromu ve yüksek fonksiyonlu otisim genelde birbirinin yerine kullanırlar. Asperger sendromu herşeyi etkileyen bir gelişme bozukluğu (PDD Pervasive development disorder) (HEGB) olarak sınıflandırılmıştır: bu da hayatın her yönünü etkilediği anlamına gelir.

John’un hikayesi

İnsanlar John’la karşılaştıkları zaman, onun bazı problemleri olduğunu fark edemeyebilirler. John, herkes gibi okula gitmeyi çok istiyordu ve olaylara katılamadığı için de çok hayal kırıklığına uğradı. Hiçbir zaman takımlara seçilemiyordu, ve bahçede oynarken diğer çocuklara katılamıyordu. Ancak, matematik ve bilgisayarda çok iyiydi, ve arkadaşlarını, şakaları hatırlamadaki mükemmel hafızasıyla eğlendirebildiğini keşfetti.

18 yaşına geldiğinde John’a Asperger sendromu tanısı kondu. Daha sonra ise disleksiya ile tanımlandı, aynı zamanda depresyon da geçiriyordu.

Yetişkinliğe adım atarken, GCSE ve A-level (mezuniyet) notlarının çok iyi olmasına rağmen, özel bir destek sağlanana kadar, üniversite hayatıyla baş etmekte çok zorlandı. Mülakat teknikleri ve gününü organize etmekte, özel destek görene kadar, iş bulmakta çok zorlandı, bu destek ona birçok kapıyı açtı. İş verenleri onun çok çalışkan ve detaylara dikkat eden birisi olduğunu düşünüyorlar.

Jane’nin hikayesi

Jane’in okulda çok arkadaşı yoktu ve okul bahçesinde oynanan hayali oyunları anlayamıyordu. Başkalarının düşündüğü ama söylemediği şeyleri söylediği için, arkadaşları ona çok kaba birisi olduğunu söylüyorlardı. Bir yetişkin olarak da dışarı çıkıp arkadaşlarla kaynaşmayı çok zor buldu, ama satıranç oynamaktan çok keyif alıyordu, eşiyle de bir satıranç kulübünde tanıştı. Kocası ve çocukları onun bir rutine bağlı kalmak istemesini ve ani değişikliklerden aşırı rahatsız olmasını anlayışla karşıladılar, ev hayatlarını da buna göre ayarladılar.

Jane bir muhasebeci olarak iş buldu, işi, iş yerinde yapısal değişiklikler olup, birçok çalışan değişene kadar çok iyi gidiyordu. Jane bunlardan aşırı derecede huzursuz oldu, ve bir doktora gitti. Doktor onu, sonunda ona asperger sendromu tanısı koyan bir pisikoloğa havale etti.

Asperger sendromu olan kişilerin ne gibi sorunları vardır?

Asperger sendromu belirsiz bir durumdur – görünmeyen bir sendrom olduğu için, bu sendromu olan kişiler, birçok kişi tarafından yanlış anlaşılmıştır. Belirsizdir, aynı zamanda tanımlanması da zordur, genellikle, ”üçlü bir eksiklik” olarak tanımlanmıştır – üçlü bir zorluklar seti.

Toplumsal ilişkilerde zorluklar

İletişimde zorluklar

Hayal gücünde zorlanmalar

Asperger sendromu, genelde özel ilgilerin olmasını ve rutin bozulduğu zaman aşırı rahatsız olmayı kapsar.
Aşağıda bu üç zorluklarla ilgili bazı deneyimler belirtilmiştir.

Toplumsal ilişkilerde zorluklar

“Bir parti yapmayı çok istiyorum ama nasıl organize edebileceğim konusunda hiçbir fikrim yok.”

”Arkadaş edinmeyi çok zor buluyorum.”

”İnsanlarla kaynaşmak doğal olmuyor, kaynaşmayı öğrenmem gerekiyor.”

”Bazan durumları ve göstergeleri yanlış anlıyoruz.”

”Sanki görünmez bir duvarın arkasındayım.”

”Reçel kavanozuna kapanmış bir arı gibi hissediyorum.”

” İlişkilerle ilgili fikirlerimi filimlerden edindim. Bu bakış açısının çok realistik olmadığını biliyorum.”

”Toplumsal konularda ip uçlarını zor algılıyorum ve hata yaptığım zaman ne yapmam gerektiğini kestiremiyorum.”

”Olaylara katılma yetimin eksikliğine çok üzülüyorum.”

”Bazen sadece bakarak başkalarının yaşını veya sosyal statüsünü anlamakta, herkesten daha fazla zorlanıyoruz.”

”Bazen bir konuşmayı devam ettirmekte zorlanıyoruz.”

”Bazen başka ülkelerden olan insanlarla anlaşmayı daha kolay buluyoruz.”

İletişimde zorluklar

”Bazen başkalarının söyledikleri şeyleri anlamakta zorluk çekiyoruz.”

” ”İki ile ikiyi toplayamıyor” gibi deyimleri anlamakta zorluk çekebiliriz.”

”Söylenenleri kelimesi kelimesine algılamaya meyilliyiz.”

”Bazan, başkalarının konuyla ilgilenmediğini fark edemeyip, bir şey hakkında durmadan konuşuruz.”

”Sıralı bir şeyler yapmakta zorlanırız, sıramızın geldiğini anlayamayız.”

”Bazan kendimizi anlatımakta zorluk çekeriz.”

”Eğer, asperger sendromunuz varsa, konuşmaları anlamak, yabancı bir dili anlamaya benzer.”

”Bazan göz teması kurmakta zorluk çekeriz ve hatta göz teması kurmak bize acı verebilir, insanlar da bizi bu yüzden yanlış anlayabilirler, dürüst olmadığımızı veya kasıntı olduğumuzu düşünebilirler.”

Hayal gücünde zorluklar

”Çoğumuz başkalarının ne hissettiğini anlamakta zorlanırız.”

”Çocuk olarak bazan, oyun bahçesinde oynanan ve hayal gücü gerektiren hikayelere veya şakalara katılamayız. Bu bazılarımızın büyürken öğrendiğimiz bir şeydir.”

”Başkalarını ne bildiğini anlamakta zorlanırız. Daha çok zorlandığımız bir alan ise başkalarını ne düşündüğünü anlamaktır.”

”Hikaye ve piyesleri anlamakta zorluk çekeriz.”

”Bazan başkalarının hissettikleriyle özdeşleşmekte zorluk çekeriz.”

”Duyguların ve yüz mimiklerinin ne ifade ettiğini anlamak bizim için çok zordur – birisi kocaman gülümsüyorsa, daha açık anlaşılır, ancak, daha az belirgin mimikleri anlamak zordur.”

”İnsanlar iletişimde ve toplumsal ilişkilerde zorluk çekenlerin sadece asperger sendromu olan kişiler olmadığını unutmamalıdırlar. Herkes bir yere kadar bunları zor bulur, ancak, asperger sendromu olan kişiler bunları daha da zor bulurlar.”

Özel ilgiler

”Bizim hayatımızı yöneten özel ilgilerimizin olması daha muhtemeldir.”

”Ben özel ilgi olan bir şeyden ayrılmam gerektiği zaman, o şeyi bırakmayı çok zor buluyorum.”

”İlgimiz olan bir alanda çalışabilmemiz veya eğitim görebilmemiz için, bazan özel ilgi duyduğumuz şeyleri geliştirebiliriz.”

”Bayraklara olan ilgimi herkes paylaşamıyor.”

”Elektirik direklerine ve nasıl yapıldıklarına bakmaktan gerçekten de çok keyif alıyorum.”

Rutinler

” Rutine yapılan değişikliklerle başa çıkmakta herkesten daha fazla zorlanabiliriz. Bu da tatile çıkmayı veya yeni bir işe girmeyi çok zorlaştırabilir.”

”Eğer, daha önceden uyarılırsam, değişiklikten o kadar da rahatsız olmam, ancak bunun aniden karşıma çıkmasındansa, haberli olarak yapılması gerekir.”

Sebepler

Asperger sendromuna neden olarak, çevresel faktörler, beyin zedelenmesi, zor doğum veya bebekken geçirilen hastalık gibi birçok sebep öne sürülmüştür. Şu anda sebebin ne olduğuna kimse kesin olarak emin olamıyor. Araştırmalar halen sürmekte, ancak, kişilerin genetik yapısının asperger sendromunda önemli rol oynadığı düşünülmektedir.

Genel yargı

Asperger sendromu kültür ve dil ayırımı gözetmez. Bu, kadınlardan çok erkekleri etkileyen bir durumdur. İnsanlar, asperger sendromu olan kadınların karşılaştıkları zorlukları görmekte zorlanabilirler.
”Asperger sendromu olan kişilerin, diğer insanlara göre, disleksik olmaları, sindirim ve akıl sağlığı ile ilgili sorunlar yaşamaları daha olağandır.”

Neleri iyi yaparız?

Asperger sendromu yaşamak, endişelendirici ve üzücü bir durum olabilir, ancak, bizim yapmakta iyi olduğumuz, herkesin ise yapmakta zorlandığı şeyler vardır. Birçoğumuz zekiyizdir ve IQ seviyemiz yüksektir. Aşağıda bizim guruba dahil olanların yapmakta iyi olduğu bazı şeyler verilmiştir.

”Olay ve sayıları hatırımda mükemmelşekilde tutabiliyorum – örneğin; araba plakaları ve çarpım tablosu gibi. Telefon numaralarını yazmama bile gerek yok. Şakaları, fıkraları ve hatta senoryoları hatırımda tutma yeteneğim mükemmel.”

”On yıl önce yaptığım konuşmaların detaylarına kadar mükemmel bir şekilde hatırlıyorum. (Bu da, diğer kişi bir şeyi söylediğini hatırlayamazsa, tartışmalara sebep olabilir!)”

”Çok kuvvetli bir adalet anlayışım var.”

”Bilgisayar paketleri konusunda çok yetenekliyim.”

”Yabancı dil öğrenme konusunda çok yetenekliyim.”

Bize neler yardımcı olabilir?

”İnsanlar asperger sendromu olan kişileri anlamak için çaba harcamalıdırlar.”

”Öğrenme konusunda yardıma gereksinim duyarız – örneğin, üniversitedeyken eve gelen bir yardımcı, bana bazı şeylerin nasıl yapılacağını gösterdi,”

”Deneme yoluyla öğrenebiliriz.”

”Ev içindeki şeyleri, duygularımızı ve arkadaşlığı öğrenebilmek için desteğe gereksinim duyarız.”

”İnsanlar, açık ve net bir şekilde bizimle konuşarak – yapmamız gerekenleri anlaması kolay bir şekilde anlatarak ve bu işleri yaparken bize destek olarak bize yardımcı olabilirler.”

”İş bulmak için desteğe gereksinimiz vardır. İş bulmada ve iş hayatımızı yönlendirirken aldığım destek hayatımı değiştirdi.”

”Kendi işimizi kuduğumuz zaman da desteğe gereksinim duyarız.”

”İnsanlar anlatımak iştediklerini alaya başvurmadan, açık ve net bir şekilde anlatımalıdırlar. Bize ne söylediklerini hatırlamalı ve söylediklerinde tutarlı olmalıdırlar.”

”İnsanların, durumumuzu ve bazan garip davranışlarımızı, anlayışla karşılaması ve kabul etmesi çok önemlidir. ”

”Bazan insanların bizim arkadaşlığı veya bir konuşmayı başlatamadığımızı ama bize yardımcı olurlarsa kendi şartlarımızda olaylara katılacağımızı anlamaları önemlidir.”

”Bizim için kuralların açık olması gereklidir. Toplum içinde ne yapıp yapmamamız gerektiğinin bize söylenmesi gereklidir.”

”Sıcak bir yaklaşımla, açık ve doğrudan olmanız çok yararlı olacaktır.”

”İyi yönlerimiz ve yeteneklerimiz üstünde yoğunlaşın.”

Özel eğitim Merkezimizde alanında uzman pedagog ve Özel eğitim öğretmenleriyle asperger sendromlu çocuk ve gençlerimize yönelik eğitim ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

Yaygın Gelişimsel Bozukluklar   YGB en sık sorulanlar   YGB Destek Eğitim Programı    Ana Sayfa   İletişim

Tanı Facebook

 

Okula Uyum Sorunları

Okula Uyum Sorunları

Okula Uyum Sorunları

Okula Uyum Sorunları

Okula Uyum Sorunları

Okula Uyum Sorunu Nedir?

Çocukları ilkokula yeni başlayacak bazı aileler çocuk okula uyum sağlayıp sağlayamayacağı konusunda kaygılar taşıyabilirler. Bu konudaki muhtemel problemleri aşabilmek için veliler ve öğretmenlerin birlikte hareket etmesi gerekir.

Ailelerin okula yeni başlayacak çocuklarını okulla ve öğretmenle tehdit etmemeleri gerekir. Anne-babaların çocuğunu okula götürürken soğukkanlı ve tutarlı olması gerekir.

Duygusal davranarak, çocuk okula gitmek istemiyor diye onu okul yolundan geri çevirmek, onun okula uyumunu çok geciktirir. Ancak aileler tarafından öğrencideki okul korkusunun acil sorun olarak görülerek, nedeninin araştırılması gerekir.

Okul, çocuklar için yeni bir sosyal ortamdır, çocuğun bu ortama uyumu, aileden kazandığı iletişim becerileri ve ilişki biçimlerini kullanmasıyla mümkündür. Çocuğa anaokulu döneminde ve daha öncesinde kendi ayakları üzerinde durabilme yeteneğinin verilmiş olması çocuğun okula uyumunu kolaylaştıracaktır.

Ancak aile içindeki iletişimsizlikler, çocuğun zeka düzeyi ve öğretmen hataları, çocuğun okula uyumunu zorlaştırabilir. Çocuk, okula uzun süre uyum sağlayamazsa; aile, rehber öğretmen birlikte hareket etmeli, uyumsuzluk devam ederse mutlaka bir uzmana başvurmalıdır.

Okula uyum sorunu sadece okula yeni başlayanlarda görülmez. Bir üst sınıfa geçen ara sınıf öğrencilerinde de uyum sorunu görülebilir. Çünkü yaz tatilinde rahatlama dönemine giren çocuklar okullar açıldığında tekrar ders çalışma, erken kalkma sorumluluğu ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu durumdan aşırı etkilenen bazı öğrenciler özellikle ilk günlerde dersi dinlemek, okula gitmek istemeyebilir. Fakat bu sorunlar kısa sürede aşılır.

Okul stresinden kurtarmalıyız

“Okul” çocuklarda strese yol açabilir. Okul stresinin en temel nedenlerinin başında okul hakkındaki belirsizlikler ve bilgisizlikler gelmektedir. Daha önce dar bir sosyal çevrede bulunan öğrenciler bu yüzden okula başlama konusunda isteksizlik ve stres yaşayabilir. Bu bakımdan çocuk okula başlamadan önce bilgisizlikler ve belirsizlikler giderilmeye çalışılmalıdır.

Her şeyin başı anlayış

Anne babalar çocuklarına karşı anlayışlı olmalıdır.”Bebek misin sen, kocaman adam oldun, korkacak ne var?” gibi bastırıcı yöntemlerden uzak durmalıdırlar. Bu yaklaşım sorunları çözmez, bastırır. Bastırılan bir sorun da sonradan daha büyük bir şekilde karşımıza tekrar çıkar.

Okul ile ilgili Abartılı anlatımlara son verin

Okul hakkındaki abartılı yorumlardan kaçınılmalı, çocuklara okul, sınıf, sıra, öğretmen, müdür, ders, teneffüs, sınıf arkadaşı ve okul arkadaşı gibi kavramlar konusunda bilgiler verilmelidir.

Çocuğu”okul”la korkutmayın

Hata yaptıklarında onları okul veya öğretmenle korkutursak, çocuğun öğretmenden ve okuldan soğumasına neden oluruz. Okul ceza verilen bir yer olarak gösterilmemelidir.

Okul gezdirilebilir

Gideceği okul mümkünse gezdirilmelidir: Çocuk, aynı okula gidecek akraba veya tanıdık çocuğu varsa o çocuklarla tanıştırılabilir. Okulda nasıl davranacağı çocuğa ayrıntılışekilde anlatılmalıdır. Mümkünse öğretmeniyle önceden tanışılmalıdır.

Kıyafetleri önceden alınabilir

Çocuğun okul kiyafetlerini önceden alıp evde denemesini, onlara alışmasını sağlayabiliriz. Çocuğun okulda kullanacağı kitabı, defteri ve kırtasiye malzemelerini seçerek kendisinin almasına izin verilmelidir. Böylece çocuk okul ile ilgili güzel duygular hissedecek, psikolojik olarak kendisini okula hazırlayacaktır. Aileler okulun açıldığı ilk birkaç gün çocuğu okula bizzat götürebilir. Ancak bunda da aşırı korumacı bir tavır takınmamalıdır.

Okul, öğrencinin baştan savıldığı bir yer değildir

Aileler çocuğa”Okullar açılsa da senden kurtulsam.” dememelidir. Öğretmenleri de her şeye kızan, sürekli ceza veren, hep yargılayan bir kişi olarak değil; öğrencileri çok seven, onları yarınlara hazırlayan bir kişi veya kişiler olarak göstermelidir. Çocuklarımız öğretmenlerini çok sevmeli, onlara derin saygı duymalıdır.

Ailenin aşırı koruyucu tavrı okul fobisine sebeb oluyor

Bir hata yaptıklarında çocuklarımızı okul veya öğretmenle korkutursak, çocuğun öğretmenden ve okuldan soğumasına neden oluruz. Okul ceza verilen bir yer olarak gösterilmemelidir. Okul fobisinin temel nedenlerinden bir,i aileden ayrılma korkusudur. Çocuk aşırı korumacı bir anlayışla yetiştirilmişse, arkadaşlarıyla iletişimi çok az olmuşsa, dışarıya pek çıkmamışsa kendi ayakları üzerinde duramıyorsa ailesinden uzak kalmak onu çok korkutur.

Bu durum pek çok çocukta görülür ve zamanla düzelir. Ancak düzelmeme olasılığı da vardır. Birbirine duygusal anlamda aşırı derece de bağlı ailelerde çocuk okula gittiğinde anne babasının ona olan sevgisinin azalacağını düşünebilir. Kardeşi varsa kendisine gösterilen sevginin bundan sonra kardeşine yöneleceğini zannedebilir.

Annesinin babasının başına bir şey gelebileceğinden endişe edebilir. Bütün bunlar da çocukta okul fobisine yol açabilir. Ailenin çocukla kurduğu yanlış iletişim de okul fobisinin kaynağı olabilir. Anne veya baba,”Beni üzersen annesiz, babasız kalırsın!” ya da benzeri sözler kullanarak çocuğu kontrol altında tutmaya çalışmışlarsa çocuk her tehlikede sığındığı ailesinin kendisini bırakıp gideceğini düşünebilir.

Okul fobisinin belirtileri nelerdir?

Okul fobisi (korkusu), kuvvetli bir endişe sebebiyle çocuğun okula gitmeyi reddetmesi veya bu konuda isteksiz görünmesidir. Okul fobisi yaşayan çocuklar genellikle okul saati yaklaştığında isteksizliklerini bedensel yakınmalar ile dile getirmeye çalışır. Çocukta mide bulantısı, karın ya da baş ağrısı şeklindeki bedensel şikayetler genellikle sabahları uyanır uyanmaz başlar.

İştahsızlık ve uykuda huzursuzluk, sık sık hasta olmadığı halde hastaymış gibi davranmak, alınganlık ve sinirlilik, enerji kaybı, okul etkinliklerine karşı ilgisizlik, utangaçlık ve içekapanıklık gibi belirtiler görülür. Çocuklardaki bu belirtiler, okula gitmemelerine karar verilir verilmez de kaybolur.

Çocuklar aslında buşekilde davranarak anne-babalarını okula gitmemek için ikna etmeye çalışırlar. Aileleri onlara “Tamam, bugün okula gitmeyebilirsin.” derse, çocuktaki psikosomatik olan bu sorunlar birdenbire ortadan kalktığı, ağrıların geçtiği görülür. Ancak çocuğun evde kalması uzadıkça okula başlaması da güçleşir. “Yatışsın, düzelir, sonra göndeririz, iyileşince göndeririz.” şeklindeki yaklaşımlar sorunun çözümünü oldukça zorlaştırır.

Okul fobisi yaşayan çocuklar için sadece okula gitmek sorundur. Bu çocuklar evde kaldıkları sürece hayatlarından memnundurlar. Hiçbir sorun yaşamazlar. Bu yüzden gerçekte ciddi sorunları ve hastalıkları yoktur.

Özel eğitim Merkezimizde alanında uzman pedagog ve özel eğitim öğretmenleriyle okula uyum sorunları olan çocuk ve gençlerimize yönelik eğitim ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

Bu sitedeki tüm bilgiler sizleri aydınlatmak amaçlı olup tedavi niteliğinde değildir. Özel Tanı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi yazılan yazılardan yola çıkarak uygulanan tedavilerdeki doğacak aksaklıklardan sorumlu tutulamaz. Bu sitenin tüm içeriği Tanı Özel Eğitim Merkezi tarafından hazırlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, çoğaltıp dağıtılamaz ve yayınlanamaz. Tüm hakları saklıdır.

Öğrenme Güçlüğü Dil ve Konuşma Terapisi
Burdon Dikkat Testi Sosyal ve Duygusal Gelişim
Öğrenme Eğitim Programı Aile eğitimi
Öğrenme Teorileri Bedensel Engelliler
Yaygın Gelişimsel Bozukluklar Eğitim Programları
Zihinsel Engelliler Duyu Terapisi
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Özürlü Hakları
Down Sendromu Özel eğitim Kanunu
Davranış Bozuklukları Etkinliklerimiz
Ana Sayfa İletişim

 

Öğrenme Nedir

Öğrenme nedir, Öğrenme Teorileri Piaget, Bruner

Öğrenme nedir

Öğrenme Teorileri ve Teknoloji Destekli Yapılandırmacı (Constructivist) Öğrenme

Öğrenme Teorileri Özet

Öğrenme Nedir

Öğrenme Nedir

Öğrenme Nedir, Fen bilimleri eğitimindeki en yaygın öğrenme teorileri Piaget, Bruner, Gagn ve Ausubel tarafından geliştirilmiş teorilerdir. Bunlar dışında özellikle son yirmi yılda ortaya atılan öğrenme döngüsü yaklaşımı ve yapılandırmacı öğrenme teorisi pek çok eğitim araştırmacısı tarafından savunulmaktadır.

Bu çalışmada bu teoriler kısaca ele alınmakta ve özellikle yapılandırmacı öğrenme teorisinin fen bilimleri eğitiminde uygulanma şekilleri olan Dört aşamalı model, 5E modeli ve 7E modeli ayrıntılı olarak açıklanmaktadır. Ayrıca yapılandırmacı öğretime uygun etkinliklerin geliştirilmesinde bilgisayar teknolojisinin kullanımı konusunda önerilerde bulunulmuştur.

Öğrenme Nedir

Öğrenme Nedir

Fen bilimlerindeki yeniliklerin ve buluşların hem ilkelerin gelişmesine büyük katkılar sağladığı, hem de bilimsel ve teknolojik gelişmelerin temel dayanağı olduğu bilinmektedir. Bu durum fen bilimlerinin ve onun eğitiminin öneminin gün geçtikçe artmasına ve bütün ulusların fen bilimlerinin geliştirilmesine önem vermesine yol açmaktadır.

Bu amaçla ilkeler fen eğitimi programlarını geliştirmeye, öğretmenlerin niteliğini yükseltmeye ve eğitim kurumlarını araç-gereçlerle donatmaya çalışmaktadırlar. Fen eğitimi Programlarının okullardaki uygulayıcılar öğretmenler olduklarına göre, öğretmenlerin çağdaş bilgi, beceri ve tutumlara sahip olarak yetiştirilmeleri ve fen bilimleri eğitiminde kullanılan yeni öğrenme ve öğretme yaklaşım ve kuramlarından haberdar olmaları önem taşımaktadır.

İnsanlar yaşamları boyunca çevre ile etkileşim sonucu bilgi, beceri, tutum ve değerler kazanırlar. Öğrenmenin temelini bu yaşantılar oluşturur. Genel anlamda düşünüldüğünde öğrenme bireyde davranış değişikliği meydana getirme süreci olarak tanımlanabilir. Bir başka tanıma göre ise öğrenme çevresi ile etkileşimi sonucu kişide oluşan düşünce, duyu ve davranış değişikliğidir. Ancak bu değişikliğin nasıl olduğu konusunda farklı görüşler vardır.

Öğrenme Nedir

Öğrenme Nedir

Öğrenmenin nasıl gerçekleştiği bilişsel ve davranış kuramlarıyla açıklanmaya çalışılmaktadır. Bilişsel kuramcılara göre öğrenme zihinsel bir süreçtir ve zihne ulaşan bilgilere anlam verilmesi ile gerçekleşmektedir. Bu anlam verme öğrencinin kendi deneyimine, sahip olduğu kültüre, içinde öğrenmenin gerçekleştiği etkileşimin doğasına ve öğrencinin bu süreçteki rolüne göre değişmektedir.

Öğrenmenin nasıl meydana geldiğini açıklamak için pek çok teori ortaya atılmakla birlikte, fen öğretiminde en çok kullanılan teoriler Jean Piaget, Jerome Bruner, Robert Gagn ve David Ausubel tarafından geliştirilen teorilerdir. Bunların dışında son yıllarda öğrenme Döngüsü (Learning Cycle) ve yapılandırmacı veya Oluşturmacı öğrenme (The Generative or Constructivist Model) modelleri ortaya atılmıştır.

Bu modellerin öğretimde kullanımına yönelik ayrı ayrı çalışmalar literatürde mevcut olmakla birlikte, bütün öğrenme teorilerini uygulanma basamakları ile birlikte bir arada içeren bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu alandaki açığı kapatmak amacıyla, bir literatür taraması niteliğindeki bu çalışmada fen öğretimini etkileyen bu teoriler ayrı ayrı ele alınmış, özellikle yapılandırmacı öğrenme modeli ve bu modelin sınıf ortamında uygulanma biçimleri üzerinde durulmuştur.

Öğrenme Nedir

Öğrenme Nedir

Öğrenme Nedir, Jean Piaget’in Öğrenme Kuramı

Piaget, öğrenmeyi yaşa bağlı bir süreç olarak kabul eden zihinsel gelişim kuramına dayalı olarak açıklamıştır. Zihinsel gelişimi açıklamaya yönelik olarak ise çok farklı ve kapsamlı bir bakış açısı ortaya koyarak, bu süreci doğumdan başlayan ve yetişkinliğe kadar devam eden dört dönemde değerlendirmiştir.

O’na göre dönemler ilerledikçe çocukların kavrama ve problem çözme yeteneklerinde niteliksel gelişmeler gözlenmekte ve her bir dönem kendisinden önce gelen dönemlerin özelliklerini de içermektedir. Bu dönemler ve bu dönemlerdeki bireylerin bazı özellikleri aşağıda verilmiştir:

Öğrenme Nedir

Öğrenme Nedir

Öğrenme nedir? Duyusal Devinim (Sensorymotor) Dönemi:

0-2 yaş arası dönem olup, bu dönemde birey sözel olmayan davranışlar gösterir. Bu dönemde bebek, dönem içinde duyular ve motor faaliyetleri yoluyla dış dünya ile ilişki kurar, dönem içinde ilerledikçe çevresinde olanları ve kendisinin çevresinden farklı olduğunu keşfetmeye başlar. Dönemin sonuna gelindiğinde bebek, karmaşık olmayan zihinsel işlemleri gerçekleştirmeye başlayarak işlem öncesi döneme geçer.

Öğrenme nedir?, İşlem Öncesi (Pre-operational) Dönem:

2-7 yaş arası dönem olup, bu dönemde birey sözcük dağarcığını zenginleştirerek dilini geliştirir ve benlik kavramını oluşturur: Çocuk tümüyle ben merkezli bir düşünme yapısına sahiptir. Bu yaşlardaki çocuklar kendi görüşlerinin olabilecek tek görüş olduğuna inanırlar, çevrelerindekilerin kendilerininkinden daha farklı bakış açılarına sahip olabileceklerini anlayamazlar.

Bu dönemdeki çocuklarda korunum fikri gelişmemiştir. Dönemin sonuna doğru ilerledikçe ben merkezli düşünce gittikçe azalmaya ve yerini mantıklı düşünceye bırakmaya başlar. Böylece somut işlemler dönemine geçilir.

Öğrenme Nedir

Öğrenme Nedir

Öğrenme nedir?, Somut İşlemler (Concrete Operational) Dönemi:

7-11 yaş arası dönem olup, ilköğretimin ilk beş yılına denk gelir. Bu dönemde bireyin sınıflama, sınıflandırma, karşılaştırma, dört işlem yapma ve dönüştürme gibi becerileri gelişir, çocuğun işlemleri muhakeme edişi mantıklı bir hale gelir. İşlem öncesi dönemde çözülemeyen korunum problemleri bu dönemde çözülür.

Somut işlemler döneminde çocukların bilişsel yapılar bazı problemleri zihinsel olarak çözebilecek düzeye gelmiş olmakla birlikte, bu dönemde bir problemin çözülmesi somut nesnelerle bağlantılı olmasına bağlıdır. Somut işlemler dönemi zihinsel işlem yapma yeteneğinin henüz gelişmediği işlem öncesi düşünce ile mantık işletme yoluyla muhakeme yapabilen soyut düşünce arasında bir geçiş dönemi olarak kabul edilebilir.

Öğrenme nedir?, Soyut İşlemler (Formal Operational) Dönemi:

11 yaş ve sonrası dönem olup, bu dönemde bireyde ayırt etme, değişkenleri belirleme ve kontrol etme, hayal kurma, soyut kavramları algılayabilme gibi beceriler gelişir. Genelleme, tümdengelim, tümevarım gibi zihinsel işlemler yapılabilir. Birey kendi düşünce süreçlerinin farkındadır, kendi düşüncelerini eleştirir, diğer bilinen gerçekleri ölçüt alarak kendi yarg doğruluğunu yoklayabilir.

Son dönem olan bu dönemden sonra bilişsel yapıda niteliksel bir gelişme ortaya çıkmaz. Ancak geliştirilen yaşantılara bağlı olarak niceliksel gelişmeler her zaman mümkündür.

Piaget’in önerdiği bu yaş sınırları bilimsel araştırmalarla tam olarak kanıtlanamamıştır. Çoğu zaman bireylerin dönemler arasında daha ileri yaşlarda geçiş yaptıkları gözlenmektedir. Piaget’e göre sınıf öğretmenleri öğrencilerinin bireysel farklılıkların bilişsel gelişim açısından dikkate almalı ve öğrencilerden bilişsel gelişim düzeylerinin üstündeki etkinliklerde başarılı olmaları beklenmemelidir.

Öğrenme Nedir Jerome Bruner’in Öğrenme Kuramı

Fen öğretimine kavram öğretimi ve buluş yoluyla öğretim ile iki önemli katkı sağlayan Bruner, kavram öğretimi sürecinde kavramın adı, kavramın tanımı, kavramın özellikleri ve kavramla ilgili örnekler adım izlenmesi gerektiğini savunur.

O’na göre öğrenciler bu sırayı izleyerek kavramları sınıflandırırlar ve daha kolay öğrenirler. Bruner de Piaget gibi öğrenmeyi aktif bir süreç olarak görmekte ve öğretimin öğrencilerin aktif katılım ile gerçekleştirimesini önermektedir. O’na göre öğrencinin öğrenmeye aktif katılımı ancak buluş yoluyla öğretim ile mümkündür.

Buluş ya da keşfetme yaklaşımı belli bir problemle ilgili verileri toplayıp, analiz ederek soyutlamalara ulaşmayı sağlayan, öğretimde öğrenci aktifliğine dayalı, güdüleyici bir öğretim yaklaşımıdır. Bruner’e göre öğretmenin rolü paketlenmiş bilgiyi öğrenciye sunmaktan çok, öğrencinin kendi kendine öğrenebileceği ortamı oluşturmaktır.

O’na göre bunu sağlamanın yolu da buluş yoluyla öğretimdir. çünkü bu yaklaşım düşünme, deneme ve bulmayı esas alır. Bunun için de öğretmen öğrencilere kavramları, ilkeleri kendisinin vermesi yerine, öğrencileri deney yapmaya, ilkeleri ve kavramları bulmaya teşvik etmelidir.

Öğrenciyi belli alanlarda öğretime tabi tutmak, onların belleğine bazı sonuçlar yerleştirmek değil, ona bilginin elde edilmesine imkan verecek sürece katılmasını öğretmektir.

Bruner, buluş yoluyla öğretimin öğrencilerin zihinsel gelişmişik düzeylerine göre üçekilde uygulanabileceğini savunur. Bunlar bağımlı buluş yoluyla öğretim, yarı-serbest buluş yoluyla öğretim ve serbest buluş yoluyla öğretimdir.

Bağımlı buluş yoluyla öğretimde öğretmen problem ve çözüm için uygulanacak metotları verir, fakat çözümü öğrenciye bırakır. Bu uygulama biçimi bilişsel seviyesi düşük olan veya bilimsel süreç becerileri yeterince gelişmemiş olan öğrencilerin oluşturduğu sınıflarda uygulanabilir.

Yarı-serbest buluş yoluyla öğretimde öğretmen sadece problem durumunu ortaya koyar, çözüm için kullanılacak yöntemleri ve çözümü öğrencilere bırakır. Bilişsel seviyesi normal ve bilişsel süreç becerileri yeterince gelişmiş öğrencilerin oluşturduğu sınıflarda bu yaklaşımın kullanılması mümkündür.

Serbest buluş yoluyla öğretimde ise öğretmen ne problemin belirlenmesine, ne de çözüm için kullanılacak metotlara ve çözüme katkıda bulunur. Problemi, çözüm yollarını ve çözümü bulma tamamen öğrenciye bırakılmıştır.

Öğretmen çalışmalar tamamlandıktan sonra gerekli kontrolleri yaparak öğrencilere geri bildirimde bulunur. Bu yaklaşım bilişsel gelişmişlik düzeyi yüksek olan öğrencilerde uygulanabilen bir yaklaşımdır.

Buluş yoluyla öğretimin en önemli sınırlılıkları bu yolla öğrenmenin çok zaman alması, bu yöntemin ancak çok iyi bilen kişiler tarafından uygulanabilmesi ve çok sayıda araç-gereç gerektirdiği için maliyetinin yüksek olmasıdır.

Öğrenme Nedir Robert Gagn’nin Öğrenme Kuramı

Gagn’nin fen öğretimine en önemli katkısı, bir konunun öğrenilmesi için ders amaçlarının öğrencilerde meydana gelecek davranış değişiklikleri cinsinden yazılmasını savunmasıdır. O’na göre öğretim basitten karmaşığa doğru aşamalı bir sırada yapılmalıdır.

Burada önemli olan öğretim sonunda ulaşılması gereken hedefi belirlemek ve öğretim etkinliklerini ona göre düzenlemektir. Bu görüşe göre en sonunda ulaşılması istenen amacı en başa ve ona ulaşmak için diğer alt amaçları hiyerarşik bir şekilde basitten karmaşığa doğru sıralamak en önemli noktadır.

Gagn’ye göre öğrenme birbiriyle ilişkili sekiz kategoriden oluşan bir süreçtir. Bu süreçte en basit öğrenme olan işaretle öğrenme hiyerarşinin en başında, en karmaşık öğrenme çeşidi olan problem çözme ise hiyerarşinin en sonunda yer alır.

Bu sekiz kategori şunlardır:

1. İşaretle öğrenme (signal learning),
2. Uyarım-tepki ile öğrenme (stimulus-response learning),
3. Zincirleme öğrenme (chaining),
4. Sözel öğrenme (verbal learning),
5. Ayırt ederek öğrenme (discrimination learning),
6. Kavram öğrenme (concept learning),
7. Kural (ilke) öğrenme (rule learning),
8. Problem çözme (problem solving)

Gagn’ye göre okul öğrenmelerinde en çok kullanılan öğrenme türleri, ayırt ederek öğrenme, kavram öğrenme, kural öğrenme ve problem çözmedir.

Eğitimin en önemli amacı ise öğrencilerde problem çözme davranışların geliştirmektir. O’na göre öğretmenler ders içi etkinliklerini planlarken önce konu ile ilgili temel amacı belirlemeli, konuyu alt amaçlara ayırmalı ve öğrencilerin bu sekizli hiyerarşideki yerini belirleyerek öğretimi buna göre planlamalıdır.

Gagn’nin öğrenme kuramında da öğrencilerin öğrenme etkinliklerine aktif katılımlar ve öğrenmede sorumluluk almaları gerektiği vurgulanmaktadır.

Öğrenme Nedir David Ausubel’in Öğrenme Kuramı

Ausubel’in öğrenme teorisi; öğrenmeyi etkileyen en önemli faktör öğrencinin mevcut bilgi birikimidir, bu ortaya çıkarılıp öğretim ona göre planlanmalıdır cümlesi ile ifade edilebilir.

Ausubel, geliştirdiği anlamlı öğrenme kuramı ile fen öğretimini etkilemiştir. O’na göre öğrenmenin çoğu sözel olarak gerçekleşmektedir ve önemli olan öğrenmenin anlamlı olmasıdır. Sözel öğrenme, eğer etkili bir şekilde uygulanırsa, anlamlı olabilir.

Ayrıca, sözel yolla öğrenciye kısa sürede fazla miktarda bilgi aktarılır. Anlamlı öğrenmedeki ön koşul, öğrenciye öğretilecek konuyla ilgili ön bilgilerin kazandırılmasıdır. Ausubel sözel öğrenmenin psikolojik esaslarını dört madde halinde özetlemiştir:

i. Yeni öğretilecek olan kavram, bilgi ve ilkeler önceden öğrenilmiş olanlarla ilişkilendirildiğinde anlam kazanırlar. öğrenci bu ilişkiyi kuramazsa konuyu kavrayamaz.

ii. Her bilgi ünitesi kendi içinde bir bütün oluşturur. Bu Bütünde kavramlar ve kavramlar arası ilişkiler vardır. Öğrenci bu düzeni anlayamazsa ve yeni konunun ilişkilerini göremezse konuyu kavramakta güçlük çeker.

iii. Yeni öğrenilecek konu kendi içinde tutarlı değilse veya öğrencinin önceki bilgileri ile çelişiyorsa, öğrenci tarafından kavranması ve benimsenmesinde güçlük çekilir.

iv. Bilişsel içerikli bir konuyu öğrenmede etkili olan zihin süreci tümdengelimdir. Öğrenci kendine verilen bir kuralı özel durumlarda başarı ile uygulayamıyorsa onu kavramamıştır.

Ausubel bu psikolojik esaslara dayalı olarak sergileyici öğretim (expository teaching) adını verdiği bir model geliştirmiştir. Bu model üç basamaklı olarak uygulanmaktadır:

i. Ön düzenleyiciler kullanarak öğrenciyi yeni konuyu kavramaya hazır hale getirmek. Ausubel öğrenciler için yeni olan konuların öğrenilmesinde ön düzenleyici kullanılması gerektiğine dikkat çekmektedir. ön düzenleyiciler bilimsel terimlerin ve sözcüklerin anlamların ve bazı hatırlatmalar içerirler ve yeni kazanılacak olan bilginin öğrenciler tarafından daha rahat öğrenilmesi için kullanılırlar.

Bunlar konu işlenmeden önce öğrencilere verilir ve böylece öğrenciler konuyu öğrenmeye hazır duruma getirilmi olurlar. Ön düzenleyiciler; öğrencinin dikkatini yeni konuya çekmek, öğrenilecek yeni konunun ana düşüncelerine ve kavramlar arası ilişkilere ışık tutmak ve önceki bilgilerden yeni konuyla ilişkili olanları öğrenciye hatırlatmak amacıyla kullanılırlar. Karşılaştırmalı ve sergileyici ön düzenleyiciler olmak üzere ikiye ayrılırlar.

ii. Yeni konunun ayrıntılıarını adım adım sergilemek,

iii. Yeni konunun ana ilkesini çeşitli örneklere uygulayarak öğrencinin birleştirme, kaynaştırma ve bağdaştırma gibi zihinsel süreçlerini geliştirmesini sağlamak.

Ausubel’e göre çeşitli öğrenme durumlarıyla karşılaşan bireyin zihninde gerçekleşen öğrenmeler daha sonraki öğrenmelere temel teşkil eder. Bu öğrenmeler her zaman doğru olarak yapılandırılmış olmayabilirler. Yani öğrencilerin zihinlerinde yapılandırdıkları bilgiler arasında yanlış öğrendikleri şeyler de bulunabilir.

Bu nedenle öğretmen öncelikle bu yanlış anlamalar belirlemeli ve öğretimini bunlar giderecek şekilde planlamalıdır. çünkü herhangi bir kavramla ilgili yanlış anlamalarını konuyla ilgili daha ileri düzeydeki bilgileri anlamada sorun yarattığı, hatta bazen yeni karşılaşılan bilgilerin öğrenilmesini engellediği bilinmektedir.

Öğrenme nedir? Öğrenme Döngüsü yaklaşımı (The Learning Cycle Approach)

Öğrenme döngüsü yaklaşımı Piaget tarafından ileriye sürülen zihinsel gelişim kuramı üzerine temellendirilmiş bir öğrenme yaklaşımıdır. Bu yaklaşım öğrencilerin kavramsal gelişim yoluyla kazandıkları bilgilerin sınıfta tartışılması esasına dayalıdır. Sınıf ortamındaki uygulaması basamakta gerçekleştirilen ve ilk kez Karplus ve arkadaşları tarafından geliştirilen bu yaklaşım üç aşamada uygulanmaktadır:

i. İnceleme ve Veri Toplama aşaması
Bu aşama öğrencilerin kendilerine öğretilmek istenen kavramla ilgili olarak yeni bir öğrenme ortamında kendi çabaları, tepkileri ve aksiyonları ile deneyim kazandıkları aşamadır. Öğrenciler öğrenme ortamında yeni karşılaştıkları araç-gereçleri ve diğer materyalleri öğretmenin veya başka kişilerin yardımı olmadan incelerler ve onlar hakkında deneyim kazanımaya çalışırlar.

Bu inceleme aşamasında öğrenciler karşılaştıkları bazı şeyleri önceki bilgilerine dayalı olarak açıklayabilirken, bazı hususlarda kafalarında bir takım sorunlar veya karmaşık durumlar oluşur. Öğrenci bu sorular sahip olduğu zihin yapısıyla açıklayamadığı için soruların cevabıyla ilgili olarak öğretmenin vereceği bilgilere ihtiyaç duyar, böylece öğrenme isteği duyar ve öğrenmeye hazır hale gelmiş olur. Buna bilgiyi almaya hazır hale gelme denir.

ii. Kavram Tanıtım Aşaması
Bu aşamada öncelikle öğrenciye yeni kazandırılacak kavramla ilgili bir Tanım verilerek öğrencinin bir önceki aşamada kazandığı bilgi ve deneyimleri yorumlaması ve değerlendirmesi sağlanır. Kavramın tanımı öğretmen tarafından verilebileceği gibi, kitap, film, bilgisayar Programı gibi görsel ve basılı bir materyalden de yararlanılabilir. Bu aşamada öğrenci kendisine verilen bilgileri kullanarak ilk aşamada karşılaştığı sorulara cevap bulur.

Öğrencilerin inceleme ve veri toplama aşamasında elde ettikleri bilgilerin ve kazanımların yorumlanması ve onlara anlam verilebilmesi için, kavram tanıtım aşaması her zaman inceleme ve veri toplama aşamasını takip etmeli ve onunla ilişkilendirilmelidir. Aksi taktirde öğrencilerin öğrenme güçlükleri çekmesi söz konusu olabilir.

iii. Kavram Uygulama Aşaması
Bu aşama öğrencilerin ilk iki aşamada öğrendikleri bilgileri ve kavramları yeni ve farklı durumlara uygulayarak pekiştirdikleri aşamadır. Bu aşamada öğrencilere farklı durumlarla ilgili sorular sorulur. Bu aşama özellikle zihinsel gelişim seviyesi ortalamanın altında olan, bu nedenle de kendi kazandığı deneyimleri öğretmenin anlattıkları ile ilişkilendiremeyen, yani anlamlı öğrenme gerçekleştirmede güçlük çeken öğrenciler için oldukça yararlı olmaktadır.

Öğrenme döngüsü yaklaşımının fen derslerindeki etkililiğini diğer öğretim yöntemleri ile karşılaştırmak amacıyla yapılan bir çok çalışmada, bu yaklaşımın diğer yöntemlere göre daha başarılı sonuçlar verdiği belirlenmiştir.

Elde edilen sonuçlar öğrenme döngüsü yaklaşımının özellikle somut kavramların öğretiminde diğer yöntemlere göre daha etkili olduğunu, bu yaklaşımın uygulandığı fen derslerinde öğrencilerin kavrama ve zihin yeteneklerinin daha fazla geliştiğini ve öğrencilerin eğitim ortamından memnun kaldıklarını göstermektedir.

Öğrenme nedir? Yapılandırmacı veya Oluşturmacı (Constructivist) Öğrenme Kuramı

Öğrenme-öğretme sürecinin doğasını açıklamak için pek çok öğrenme teorisi ortaya atılmıştır. Bu teorilerden birisi de son yıllarda en çok savunulan yapılandırmacı veya oluşturmacı öğrenme teorisi (constructivisim) olarak adlandırılan teoridir.

Wittrock tarafından geliştirilen ve Ausubel’in öğrenmeyi etkileyen en önemli faktör öğrencinin mevcut bilgi birikimidir şeklinde ifade edilen düşüncesine dayanan yapılandırmacı öğrenme yaklaşımı, temelde öğrencilerin mevcut bilgilerini kullanarak yeni bilgi edinmelerini, öğrenmeyi ve kendine özgü bilgi oluşturmayı açıklamaya çalışan bir öğrenme kuramı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu düşünceye göre öğrenci yeni kazandığı bilgileri eski bilgileri ile karşılaştırarak zihninde yeniden yapılandırır ve böylece etrafındaki dünyayı anlamlandırır. Öğretmen merkezli ve öğrencilerin pasif dinleyiciler oldukları geleneksel öğretim yöntemlerinin aksine bu model öğrencinin öğrenmede çok aktif olması gerektiğini savunur.

Bu teoride, bilginin her bir öğrenen tarafından bireysel olarak yapılandırldığı, öğrencinin kendisine ulaşan bilgileri aynen almadığı ve öğrenmede bireyin ön bilgilerinin, kişisel özelliklerinin ve öğrenme ortamının son derece önemli olduğu vurgulanmaktadır.

Yapılandırmacı öğrenme modelinin en önemli savunucularından Bodner, öğrenme ve öğretmenin eş anlamlı kelimeler olmadığını, öğretmenlerin çok iyi öğretici olsalar bile, öğrencilerin her zaman öğrenemeyeceklerini vurgulamıştır. O’na göre bilgi öğrenenin kafasında yapılandırılır ve bilginin öğretmenin kafasından öğrencinin kafasına hiçbir değişikliğe uğramadan geçme şansı çok azdır.

Başka bir ifade ile öğrencilerin okuldaki eğitim-öğretim ortamlarında kazandıkları bilgiler onların bu ortama gelmeden önce sahip oldukları ön bilgilere ve eğitim-öğretim ortamının onlara sağladıklarına bağlıdır. Bu nedenle öğrencilerin ön bilgileri ve varsa yanlış kavramalar ciddi bir şekilde ortaya çıkarılmalı ve öğretim bunların dikkate alınmasıyla planlanmalıdır.

Çünkü bu tür ön bilgiler genellikle kabul edilen bilimsel teorilerden daha az mantıklı, daha az kesin ve daha az yaygındır ve öğrenci yeni kazandığı bilgileri bu ön bilgiler üzerine inşa etmektedir. Bu nedenle ön bilgiler hatal ise onlar üzerine inşa edilen bilgiler de hatal olabilir .

Temel olarak bilginin öğrenenin zihninde yapılandırıldığını savunan yapılandırmacı öğrenme teorisinin temel felsefesi beş basamakta ifade edilmektedir).

Öğrenme zihinsel bir süreçtir. Bilginin yapılanması zihinsel işlemleri gerektirir. Bu teoride materyal veya bilgi öğrenene doğrudan verilmez. Bilgiler anlamlı bir şekilde öğrenilir.

Öğrencilerin önceki bilgi birikimi öğrenmeyi etkiler. Öğrenciye yeni bilgi onun önceki bilgi birikimi ile ilişkilendirilerek verilmelidir.

Öğrenenlerin zihninde yeni bilgilerin öğretilmesine engel olabilecek çeşitli yanlış kavramalar bulunabilir. Öğrencilerin bu yanlış kavramaları bilimsel olarak kabul edilebilir bilgilerle değiştirilerek öğretim işlemi gerçekleştirilmelidir.

Öğrenme, öğrencilerin mevcut bilgilerinin yanlış ya da tatmin edici düzeyde olmadığının onlara ispatlanması ile daha sağlıklı bir şekilde meydana gelir.

Öğrencilerin mevcut bilgilerinin yetersiz olduğunun gösterilmesi ve anlamlı öğrenmenin sağlanması için öğrenci tarafından kazanılan deneyimler kullanılabilir.

Eğer öğrenci deneyimleri ile ilgili olarak mevcut bilgilerini kullanarak doğru tahminler yapabilirse, anlamlı öğrenme gerçekleşmiş olur.

Öğrenme aynı zamanda sosyal bir süreç olduğundan dolayı, bilişsel anlamda gelişme sosyal etkileşimler sonucunda meydana gelir.

Öğrenme sorgulayıcı tarzda yapılan Konuşmalarla daha da kolay gerçekleşir.

Öğrenme kavramla ilgili ek uygulamaları gerektirir.

Yeni uygulamalar öğrencinin konuyla ilgili bilgilerinin pekişmesini sağlar.

Yapılandırmacı öğrenme kuram genel olarak “dışarıdan alınan bilgiler zihnimize nasıl yerleşir?”, “bu bilgileri zihnimizde nasıl işler ve kendimize mal ederiz?” ve “önceki bilgilerimizle çelişen yeni bilgiler zihnimizde yapılanırken ne gibi değişiklikler olur?” sorularına cevap aramaktadır. Bu kurama göre öğrenme özetle aşağıdaki şekilde gerçekleşir:

Özümleme: Bireyin yeni kazandığı bilgiler önceden sahip oldukları ile çelişmiyorsa birey bu yeni bilgileri kolayca kabullenebilir (benimser).

Yerleştirme: Yeni kazanılan bilgiler önceki bilgilerle çelişiyorsa öğrencinin kafası karışır. Buna zihin dengesizliğii denir. Bu zihin dengesizliğinin ortadan kaldırılması için zihin yeniden yapılanmaya girer.

Bu yapılanma üç şekilde gerçekleşebilir:
a. birey yeni kazandığı deneyimi göz ardı eder,
b. birey yeni kazandığı deneyimi zihninde kendine uygun tarzda değiştirerek kabullenir,
c. birey düşünme tarzını yeni kazandığı deneyimi kabullenecekşekilde değiştirir.
amaçlanan öğrenmenin üçüncü durumda gerçekleşmesi beklenir.

Zihinde yapılanma (zihinsel denge): Yerleştirme işlemi başarıl olduğunda insan zihni yeniden yapılanır. Böylece kişi kendi gayretleri ile bilgilerini genişletmişve düzeltmiş olur. Buna kendi kendine ayarlama denir.

Sürekli özümleme: İnsan hayat boyunca sürekli dışarıdan bilgiler aldığı için özümleme ve kendi kendine ayarlama hayat boyu devam eder.

Yaratıcılık (kendi kendine sorular üretme): Birey dışarıdan bilgi almadan da zihninde çeşitli sorular üretip bu sorulara cevap bularak yeni bir takım bilgiler kazanabilir.

Öğrencilerin daha önceki deneyimlerinden ve ön bilgilerinden yararlanarak yeni karşılaştıkları durumlara anlam verdiklerini ve özümsediklerini savunan yapılandırmacı öğrenme teorisinin fen bilimleri eğitiminde kullanımına yönelik olarak çeşitli modeller önerilmektedir.

Bu modeller dört aşamalı model, 5E modeli ve 7E modelidir.

Öğrenme nedir? Yapılandırmacı Yöntemin 4 Aşamalı Modeli

model okul ortamında dört aşamalı olarak uygulanmaktadır. Modelin aşamalar aşağıda verilmektedir:

Birinci aşama
Bu aşamada öğrencilerin dikkatlerini kavram üzerine çekmek için bir Tanıtım yapılır. Öğrenciler sınıflara daha önceden edindikleri deneyimleri, fikirleri ve yanlış kavramalar ile gelirler. Öğretmenin görevi öğrencilerin ön bilgilerini, kavrama düzeylerini ve varsa yanlış kavramalarını ortaya çıkarmaktır. Böylece öğretim etkinliklerini öğrencilerin düzeyine göre hazırlaması olanaklı hale gelir.

İkinci aşama (odaklama aşaması )
Bu aşamada öğretilmek istenen kavramla ilgili olarak öğrencilerin zengin öğrenme yaşantıları geçirmeleri için çaba gösterilir. Öğretmen öğrencilerin aktif olduğu (grup çalışması, beyin fırtınası, sınıf tartışması, yeni araç-gereçlerle deneyim kazanma vb. ) veya öğrencilerin dikkatini çekip onları konuya odaklayacak (film izletme, data show kullanma, modeller kullandırma vb. ) değişik öğretim yöntemlerinden yararlanır.

Üçüncü aşama (mücadele aşaması )
Bu aşama öğrencilerin kavramlarla ilgili yeni öğrendiklerini ön bilgileriyle karşılaştırdıkları, sorguladıkları ve değiştirdikleri aşamadır. Öğretmen bu aşamada biraz daha aktif hale gelir ve verilmek istenen kavram veya konu öğretmenin belirleyeceği yöntem kullanılarak verilir. Öğretmen sınıfın düzeyine göre açıklamalar yapar, öğrencilerin konuyla ilgili sorular sormalarına olanak sağlayarak konunun öğrencilerce tamamen anlaşılmasına yardımcı olur.

Dördüncü aşama (uygulama aşaması )
Bu aşama öğrencilerin yeni kazandıklar bilgileri farklı durumlara uyguladıkları aşamadır. Bunun sağlanması için öğrenme-öğretme sürecinde öğrencilerin öğrenilen kavramlarla ilgili değişik uygulamalar yapmalarına olanak sağlayacak problem çözme, kompozisyon yazma, günlük hayattaki olaylarla başlant kurma gibi etkinlikler gerçekleştirilir. Ayrıca öğrencilere ilk aşamadaki yanlış kavramalar hatırlatılarak neler öğrendiklerinin farkına varmaları sağlanır. Bu aşamanın en önemli özelliği yeni kazanılan kavramlarını farklı uygulamalarla pekiştirilmesinin amaçlanmasıdır.

Öğrenme nedir? Yapılandırmacı Yöntemin 5E Modeli

Dört aşamalı bu modelin yanı sıra, beş aşamalı olarak uygulanan ve “5E Modeli” olarak bilinen bir model daha vardır. Girme, keşfetme, açıklama, derinleştirme ve değerlendirme aşamalarından oluşan bu modelin aşamalar aşağıda açıklanmaktadır:

Girme (enter/engage) aşaması
Yeni fikirleri öğrenmeye başlamadan önce, insanların eski fikirlerinin farkında olmaları gerekir. Bu nedenle öğretmenin ilk eylemi öğrencilerin konu hakkında bildiklerini tanımlamalarına yardımcı olmaktır. öğrenci karşılaştığı bir sorunu veya gözlediği bir olayı anlamak için eğlendirici ve merak uyandırıcı bir girişle derse başlar.

Bu aşamada öğrencilere olayın nedeni hakkında sorular sorulur. Bu basamakta anlatıma, Tanımlar verme, kavramları açıklama ya da öğrencilere göreceklerini ve öğreneceklerini söyleme söz konusu değildir. Burada önemli olan doğru cevab bulmalar değil, değişik fikirler ileri sürmelerini, soru sormalarını teşvik etmektir.

Keşfetme (explore) aşaması

Öğrenciler birlikte çalışarak, deneyler yaparak, öğretmenin yönlendirebileceği bilgisayar, video ya da kütüphane ortamında çalışarak sorunu çözmek için veya olayı açıklamak için düşünceler üretirler. Bu düşünceler öğretmenin süzgecinden geçtikten sonra olayı çözümlemek için beceriler ve çözüm yollarına dönüştürülür. Bu aşama en fazla oranda öğrenci faaliyetini içeren aşamadır.

Açıklama (explain) aşaması

Öğrenciler çoğu zaman öğretmenin yardımı olmadan yeni düşünme yolları bulmayı başarmakta güçlük çekerler. Öğretmenin öğrencilerin yetersiz olan eski düşüncelerini daha doğru olan yenileriyle değiştirmelerine yardımcı olduğu bu basamak modelin en öğretmen merkezli evresi olup, bu evrede öğretmen düz anlatım yöntemini kullanabileceği gibi, film ya da video, bir gösteri ya da öğrencilerin yaptıkların tanımlamaların ve sonuçlar açıklamaların teşvik edici bir etkinlik gibi daha ilgin yollara da başvurulabilir.

Öğretmen formal olarak tanımlar ve bilimsel açıklamalar yapar. Mümkün olan yerlerde, öğrencilerin deneyimlerini bir araya getirmelerinde, sonuçlarını açıklamalarında ve yeni kavramlar oluşturmalarında onlara temel bilgi düzeyinde açıklamalarda bulunarak yardımcı olur.

Derinleşme (elaborate) aşaması

İncelenmeye başlanan konuya yeni bilgiler elde edildikten sonra yeniden dönülmesi gerekir. Öğrenciler birlikte ulaşmış oldukları bilgileri veya problem çözme yaklaşımını yeni olaylara ve problemlere uygularlar. Bu yolla zihinlerinde daha önce var olmayan yeni kavramları öğrenmiş olurlar. Öğretmen, yeni bilgileri ilgili olgulara uygulamalarında öğrencilerden daha çok doğruluk ve sorumluluk ister. Öğrenciler, formal terimleri ve tanımlar kullanmaları ve yeni durumlarda anlayışlıarını sergilemeleri yönünde teşvik edilir.

Değerlendirme (evaluate) aşaması

Bu dönem, öğrencilerden anlayışlarını sergilemelerinin beklendiği ya da düşünme tarzlarını ya da davranışların değiştirdikleri evredir. Çoğu zaman, öğretmen problem çözerken öğrencileri izler ve onlara açık uçlu sorular sorar. Bu aynı zamanda yeni kavram ve becerileri öğrenmede, öğrencilerin kendi gelişmelerini değerlendirdikleri evredir. Böylelikle bu son aşamada yeni edindikleri bilgilerini ve becerilerini değerlendirerek bir sonuca ulağırlar. Öğrenciler ve öğretmen süreç içinde yeni anlayışlıara ulaşmada gelişmeyi kontrol etmeye çalıştıkça değerlendirme tekrar tekrar yapılacaktır.

Öğrenme nedir? Yapılandırmacı Yöntemin 7E Modeli

Yapılandırmacı öğretim modelinin bu iki uygulamasının yanı sıra, son yıllarda geliştirilen ve “7E Modeli” olarak bilinen bir model daha vardır. Bu model 5E modelinin daha gelişmiş bir üst modeli niteliğindedir. Teşvik etme, keşfetme, açıklama, genişletme, kapsamına alma, değiştirme ve inceleme şeklinde yedi aşamadan oluşan bu modelde her bir basamakta öğretmen ve öğrencilerin neler yapması gerektiği aşağıda açıklanmaktadır.

Öğrenme nedir? Teşvik etme (excite) aşaması
Bu basamakta öğretmen öğrencinin derse ilgisini çekmek için çeşitli sorular sorar ve öğrencilerin yeni öğretilecek kavram hakkında ne bildiklerini, hangi ön bilgilere sahip olduklarını ve ne düşündüklerini ortaya çıkarmak için değerlendirme yapar. Öğrenciler yeni anlatılacak konuyla ilgili düşünmeye sevk edilir.

Öğrenme nedir? Keşfetme (explore) aşaması
Bu basamakta öğrenciler yeni karşılaştıkları olayı keşfetmek ve gözden geçirmek için sorgulama yöntemini kullanırlar. Ayrıca yapacakları etkinliğin sınırları içerisinde kalmak şartıyla serbest düşünerek tahminler yapar ve hipotezler kurarlar, çözüme yönelik alternatif deneyler yaparlar ve bunların sonuçları üzerinde tartışırlar. Öğretmen bu aşamada pasif bir rol üstlenir, öğrencilerin birlikte çalışmasını teşvik eder, onları gözlemler ve dinler. Bunun yanı sıra yaptıkları incelemeleri tekrarlamalar için öğrencilere geniş kapsamlı sorular sorar ve onları düşünmeye, yorum yapmaya yöneltir.

Öğrenme nedir?, Açıklama (explain) aşaması
Öğrenciler farklı bilgi kaynakları kullanarak grup tartışmalar ile ve öğretmenin rehberliğinde seçilen kavramların açıklamalarını ve tanımlamalarını yapmaya çalışırlar. Öğretmen sorduğu sorularla onlardan daha derin açıklamalar yapmalarını ister. Ayrıca öğrencilerin daha önceki deneyimlerini temel alarak tanımlamalar ve açıklamalar yapar ve bu yolla yeni kavramlar ortaya atar. Öğrenciler ise öğretmenin önerilerini dinleyerek yorumlamaya çalışırlar. Açıklamalarında ise daha önce yaptıkları etkinliklerdeki kaydedilmiş gözlemleri kullanırlar.

Öğrenme nedir?, Genişletme (expand) aşaması

Öğretmen öğrencilerin formal kavramları, tanımlamalar ve açıklamalar araştırmalarını ve bunlar kullanmalarını ister. Öğrenciler ise önceki bilgilerinin yardımıyla yeni sorular sorarlar, çözüm yolları önerirler, kararlar alırlar ve deneyler tasarlarlar. Öğrenciler bunları yaparken öğretmenin teşvikine ihtiyaçları vardır. Öğrencilerin yeni uygulamalar için gerekli bilgi ve delillere sahip oldukları onlara hatırlatılmalıdır.

Öğrenme nedir?, Kapsamına alma (extend) aşaması
Öğretmen mevcut kavramlarını diğer alanlardaki anlamların da hatırlatır, karşılaştırır ve bu yolla yeni kavramlar oluşturur. Öğrencilerin bu ilişkiyi anlamalarına yardım etmek için öğrencilere sorular yöneltir. Öğrenciler ise kavramlarınıdiğer alanlardaki anlamlar ile kendilerine öğretilen anlamlar arasındaki ilişkileri Görmeye ve orijinal kavramların anlamını genişletip dünya gerçekleri ile kavramların arasında ilişki kurmaya çalışırlar.

Öğrenme nedir?, Değiştirme (exchange) aşaması

Öğretmen öğrencilere grup tartışması yoluyla kavramlar hakkında bilgi paylaşımı yaptırır. Öğrenciler ise ilgi alanlarına dayalı etkinlikler ile ilgili diğer gruplar veya kendi grubundaki arkadaşları ile işbirliği yaparlar. Bu tartışmalarla öğrencilerin fikirleri değişebilir. Bu yolla öğrenciler yeni bir plan yaparak değişen fikirleri doğrultusunda yeni deneyler yaparlar.

Öğrenme nedir?, İnceleme / sınama (examine) aşaması

Bu modelin son basamağında öğretmen yeni kavram ve becerilerini uygulayan öğrencileri inceler, davranış değişikliklerinin sebeplerini açıklamaya çalışır. Öğretmen grup çalışmalarını teşvik ederek öğrencilere, neden bu şekilde düşündün?, bunun için delilin nedir?, …hakkında ne biliyorsun?, …nasıl açıklarsın? şeklinde açık uçlu sorular yöneltir. Öğrenciler ise delillerini, açıklamalarını kullanarak ve önceki açıklamalar dikkate alarak açık uçlu sorulara cevaplar vermeye çalışırlar.

Yapılandırmacı öğrenme teorisi fen derslerinde çeşitli şekillerde kullanılmaktadır. Bu teorinin uygulanması ile gerçekleştirilen çeşitli araştırmalarda öğrencilerin yorum yapma, öğrendiklerini başka alanlara uygulama gibi yeteneklerinin geliştiği, öğrenmeye aktif olarak katıldıkları, öğrenme sürecinde daha fazla sorumluluk aldıkları ve kalıcı öğrenmeler gerçekleştirdikleri yönünde sonuçlar literatürde ortaya konulmuştur.

Laverty ve McGarvey (1991) yapılandırmacı felsefeden hareketle element ve bileşik kavramlarının ilköğretim ikinci kademe öğrencilerine öğretilmesinde öğrencilerin konuyla ilgili ön bilgilerini tespit etmişler ve öğretimlerini bu ön bilgileri dikkate alarak gerçekleştirmişlerdir. Hand ve Treagust (1991) tarafından yapılan bir başka çalışmada, asit-baz kavramlarıyla ilgili öğrencilerle yapılan mülakatlarda onların ön bilgileri tespit edilmiş ve bunlara dayalı olarak yapılandırmacı yaklaşıma uygun örnek bir ünite geliştirilerek uygulanmıştır. Uygulama sonucunda elde edilen veriler yapılandırmacı yaklaşıma uygun ünite ile öğretilen öğrencilerin geleneksel yöntemle öğretilen öğrencilerden daha başarıl olduklarını göstermiştir.

Bu teori öğrencilerin neyi öğrenip neyi öğrenemediklerini daha iyi kontrol etme imkanı verdiğinden dolayı fen bilimleri öğretmenlerine geleneksel öğretim yöntemine göre çeşitli avantajlar sağlamaktadır. Geleneksel öğretim yöntemlerine göre yapılandırmacı öğrenme modelinde öğretmenin sınıftaki rol oldukça değişmektedir. Bu teoriyi kabul edip sınıflarında kullanan öğretmenlerin aşağıdaki davranışları göstermesinin bekleneceği ifade edilmektedir.

Aynı kelimelerin aynı olayı tanımlayıp tanımlamadığından emin olmak için öğrenci cevapların doğru veya yanlış oluşlarına dikkat etmeden sorgular, öğrencilerin verdikleri cevaplar açıklamalar için ısrar eder, öğrencilerin açıklayamadıkları kelimeleri veya eşitlikleri kullanmalarına izin vermez, öğrencileri kendi cevapların vermeleri konusunda cesaretlendirir, bu ise öğrenme sürecinin temel bir parçasıdır.

Yapılandırmacı araştırmacılar sınıf öğretmenlerinin öğrencilerin önceden sahip oldukları fikirleri ortaya çıkararak yeni bir konuya başlama iyi olacağını belirtmektedir (Taber, 1995, 2000). Sequeira, Leite ve Duarte (1993) fen öğretmenlerinin öğretimlerini yapılandırmacı bir açıdan gerçekleştirmeleri ve öğrencilerin kavramalarını dikkate alan öğretim yöntemlerini kullanmaları gerektiğini ileri sürmektedir.

Öğrenciler ön bilgilerinin öğretmenler tarafından dikkate alındığın görürlerse sahip oldukları bilgileri kendilerine yeni verilenlerle birleştirme konusunda daha istekli olurlar. Öğretmenler sadece öğrencilerinin kazanmalarını istedikleri yeni bilgilerden değil, aynı zamanda onların daha önce kazandıkları bilgilerden de sorumludur. Öğrenen sadece kendi ön bilgilerinin dikkate alındığın hissederse yeni şeyleri öğrenmeye açık olacağı için öğretim faaliyetlerinin ve etkinliklerinin planlanmasından önce öğrencilerin anlatılacak konuyla ilgili sahip oldukları ön bilgiler tespit edilmelidir.

Yapılandırmacı teoriye göre bilgi her bir öğrenen tarafından bireysel olarak yapılandırılır. Birey tarafından yapılandırılan özel bilgi öğrenenin önceki tecrübelerinden ve bilgilerinden etkilendiği için, etkili bir öğrenme için, öğrenenin önceki bilgileri dikkate alınmalı ve bu tür ön bilgilerin belirlenmesini amaçlayan araştırmalar yapılmalıdır.

Eğitim, öğrencilerin yeni öğrendikleri bilgiler ile ön bilgilerini ilişkilendirebilmelerine, bir alandaki bilgilerini diğer alanlardakilerle birleştirebilmelerine ve sınıfta öğrendikleri bilgileri günlük yaşamla ilişkilendirebilmelerine yardımcı olmalıdır. 1960’l yıllardan beri yapılan müfredat reformlarında fen eğitiminin ana amacı bir takım bilgileri ezberletmekten ziyade öğrencilerde kavramsal anlamayı gerçekleştirmek olarak belirtilmektedir.

Ancak, Bugün fen sınıflarındaki çoğu öğretimler hala bilginin transferine ve problem çözmek için bazı formüllerin uygulanmasına odaklanmıştır. Pek çok fen öğretmeni ana görevlerinin temel fen kavramlarını mantıklı bir yolla öğrencilere sunmak olduğuna inanmaktadır. Onlara göre öğrenciler bu temel kavramları öğrendikten sonra kavramlar arası bağlantılar ve anlama kendiliğinden gelir. Bu tür bir fen öğretimi yaklaşım etkili öğrenmeye yol açamayacağı gibi, ezber yoluyla kazanılan bilgi kolayca unutulur ve benzer durumlara uygulanamaz.

Bu nedenle yapılandırmacı düşünceye göre, öğrenmenin etkili ve anlamlı olabilmesi için, öğrencinin öğrenme faaliyetlerine aktif olarak katılması ve öğrenmede sorumluluk alması gerekmektedir. Ülkemizde bu düşünceden hareketle son yıllarda öğrencilerin ön bilgilerini ve yanılgılarını dikkate alan ve aktif katılımlarını sağlamayı amaçlayan müfredatların geliştirilmesi ve uygulanması yönünde yapılan çalışmalara rastlanmaktadır.

Öğrenme konusundaki araştırmalara göre, anlamlı öğrenme öğrenen var olan bilgisini yeni kazandığı tecrübeleri anlamlı hale getirmek için kullandığı zaman meydana gelir. Yapılandırmacı öğrenme yaklaşım yeni bilgiyi geliştirme sürecinde ve bilginin pasif transferinden ziyade aktif kavramsal değişimi ilerleten öğretim yöntemlerine olan ihtiyaç konusunda öğrenenin ön bilgilerinin etkisini yansıtmaktadır.

Geleneksel öğretim yöntemleriyle öğretilen öğrencilerin konuları ve kavramları istenen düzeylerde öğrenemedikleri ve öğrenmelerin çoğu zaman hazır bilginin ezberlenmesi şeklinde olduğu bilinmektedir. Bu durum bilginin öğrencilere hazır halde sunulduğu geleneksel müfredatların aksine, öğrencinin ön bilgilerini dikkate alan ve öğrencinin bilgiye kendisinin ulaşmasına olanak sağlayan, yani öğrencilerin öğrenme sürecine aktif olarak katıldıkları ve öğrenmede sorumluluk aldıkları yeni müfredatların hazırlanmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Bu tür müfredatlarda laboratuar etkinliklerine ağırlık verilmesi, bu etkinliklerin yapılandırmacı bakış açısına göre düzenlenmesi ve müfredatların geliştirilmesi ve öğrenci etkinliklerinin planlanması aşamasında teknolojiden, özellikle bilgisayarlardan, yararlanılması öğrencilerin aktif katılımının sağlanması ve kalıcı izli davranış değişikliklerinin meydana getirilmesinde faydalı olacaktır.

Öğrenme ortamlarında teknoloji kullanımı öğrencilere daha zengin öğrenme ortamları sunmakta, ilgi uyanmakta, motivasyonlarının artmasın ve konuya ilişkin eski bilgilerini hatırlamalarını sağlamaktadır. yapılandırmacı yaklaşımda öğrenci merkeze alındığı ve öğrenme süreçlerinde öğrenci aktif olarak rol aldığı için öğrenci yeni öğrenme ürünlerini ortaya çıkarırken, iletişim kurarken, öğrenme öğretme süreci içerisinde teknolojinin rolü büyüktür.

Teknolojideki gelişmelere paralel olarak bilgisayar ortamında canlandırma, benzeşim gibi görsel ve işitsel materyaller geliştirilmeye ve eğitimde kullanılmaya başlanmış ve bunun sonucu olarak bilgisayar destekli eğitim kavram ortaya çıkmıştır.

Bilgisayarın, ders içeriklerini doğrudan sunma, başka yöntemlerle öğrenilenleri tekrar etme, problem çözme, alıştırmalar yapma gibi etkinliklerde öğrenme-öğretme aracı olarak kullanılması ile ilgili uygulamalara “bilgisayar destekli eğitim” adı verilmektedir. Teknoloji kullanılarak daha fazla duyu organına hitap edecek çeşitli türden materyallerin geliştirilmesi mümkün olabileceği için, teknolojinin eğitimdeki önemli katkılarından birisi etkili ders materyallerinin hazırlanması konusundadır.

Yapılandırmacı öğrenme yaklaşımında ezbere bilgiden kaçınılması, öğrencilere verilen bilgilerin önceden sahip oldukları bilgilerle birleştirilmesi ve öğrencilerin öğrenmeye aktif katılımının sağlanmaya çalışılması amaçlandığı için, özellikle soyut fen kavramlarının somutlaştırılmasında ve öğrencilere zengin ve kendilerinin yapabilecekleri öğrenme etkinliklerin sunulmasında teknoloji destekli eğitim faydalı bir yöntemdir.

Yapılandırmacı yaklaşımda teknoloji kullanımının, problemleri tanımlama, problemleri çözme ve uygun çözümler üretmeyi içeren yüksek düzeyli düşünme yeteneklerini geliştirmede etkili olduğunu belirtmektedir. Jonassen’e (1994) göre yapılandırmacı öğretim tasarımında teknoloji öğrenenleri bilişsel öğrenme stratejilerine, kritik düşünme yeteneklerine yönelten kopya edilebilir ve uygulanabilir tekniklerden oluşmaktadır.

Öğrencilerde anlamlı öğrenmelerin meydana getirilmesinde ve anlamakta güçlük çektikleri davranışların öğretiminde onların görsel ve düşünsel yapılarını harekete geçirebilecek multimedya destekli öğretim etkinliklerinin geliştirilmesi ve kullanılmasının öğrencilerin başarılarını olumlu yönde etkilediği yönünde bulgular literatürde mevcuttur.

Bilgisayar destekli öğretimin uygulanması açısından özellikle fen dersleri içerik yönünden çok elverişlidir. Bunun nedeni bilimsel kavram ve prensiplerin bu derslerde oldukça çok olması ve ders yazılımlar hazırlanırken uygun öğretim tekniklerikullanıp öğrenciye görsel olarak aktarılabilmesidir. Ayrıca bilgisayar destekli öğretim yönteminin özellikle fen derslerinde ilgiyi artırmada diğer yöntemlere göre daha etkili olduğu yönünde bulgular mevcuttur.

Yenice (2003) tarafından bilgisayar destekli eğitimin etkililiğinin belirlenmesi amacıyla yapılan deneysel bir çalışmada, bilgisayar destekli fen öğretiminin öğrencilerin fene ve bilgisayara yönelik tutumlarını olumlu yönde etkilediği tespit edilmiştir.

Özellikle çocukların okulla birlikte bilgisayar da öğrenmeye başlamaları, bilgisayarın okul ortamında hızlı bir şekilde kullanılmaya başlanmasına olanak sağlamıştır. Bilgisayarın eğitim ortamlarında bu şekilde kullanılmaya başlanması, bilgisayar destekli eğitimin etkisinin araştırılmasına yönelik yapılan çalışmaların sayısının her geçen gün artmasına sebep olmaktadır.

Bu araştırmaların sonuçları bilgisayarların özellikle mikroskobik boyutu ön planda olan kimya gibi alanlarda çeşitli kavramların öğrencilere görsel olarak izlettirilmesine olanak sağladığını ve bu kavramları zihinlerinde canlandırmalarına yardımcı olduğunu göstermektedir.

Bilgisayarın eğitim ortamlarında kullanılmasının etkili öğrenmelerin oluşmasına yardımcı olduğu yönündeki bu bulgular, öğrencilerin aktif katılım saşlanabileceği, birbirinden farklı öğrenme etkinliklerinin uygulanabileceği ve öğrencilerin farklı bilgilerini birbiriyle kolayca bağdaştırabilecekleri yapılandırmacı öğretim ortamı oluşturulmasında bilgisayarlardan daha etkin bir şekilde yararlanılmaya başlanmasına yol açmıştır, bilgisayar kullanmanın aktif öğrenme gerektirdiğini ve bunun öğrencilerin ve toplumun yapılandırmacı bir görüşe doğru değişmesine olanak sağladığını belirterek bilgisayarın getirdiği değişikliği ifade etmektedir.

Hem diğer öğrenme teorilerinde, hem öğrenme döngüsü yaklaşımında, hem de yapılandırmacı öğrenme teorisinin farklı uygulanma biçimleri olan dört aşamalı model, 5E ve 7E modellerinde öğrencilerin aktif olması gerektiği savunulduğu için, öğrencilerin birebir etkileşimde bulunabilmesine ve böylece kendi öğrenmelerini kendilerinin gerçekleştirmesine olanak sağlayan bilgisayar teknolojisi eğitim ortamlarında hızla yaygınlaşmış ve bilinçli bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır.

Günümüzde hem donanım hem de yazılımda hızlı gelişmeler meydana gelmektedir. önceleri pek çok bilgisayar programı eğitimde alıştırma ve uygulama ağırlıklı olmasına rağmen, Bugün etkili interaktif Programları bulmak mümkündür. özellikle bu özellikteki özelders yazılım sayısının artması bilgisayar kullanım oranını daha da artırmaktadır.

Bu programların bazıları yapılandırmacı öğrenmeye dayalı olarak öğrencinin kendi bilgilerini kendisinin kurup geliştirmesini ve alternatif çözümler üretmesini sağlayıcı programlardır. yapılandırmacı tasarımda teknoloji öğrenenlerin aktif öğrenmesine ve problem çözme becerilerinin geliştirilmesine destek olur. Bu tür programların sayı arttürılması özellikle yapılandırmacı felsefe ile bir öğretimin gerçekleştirilebilmesi açısından faydalı olacaktır.

İlk ortaya atıldığı zamanlarda sadece bir öğrenme teorisi olarak ifade edilen yapılandırmacı yaklaşım, günümüzde artık öğrenme teorisi kimliğinin yanı sıra, bir öğretim teorisi, bir eğitim teorisi, bir düşünme teorisi, bir kişisel bilgi teorisi, bir bilimsel bilgi teorisi ve bir müfredat geliştirme teorisi olarak da ifade edilmektedir.

Ancak buna rağmen hala tartışmalı bir teoridir. özellikle çeşitli araştırmacılar bir bilginin öğretilmesinin o bilgideki kavramların öğretiminin yanı sıra metodun öğretilmesini de içerdiğini savunmakta ve bütün bunların öğretmenin öğrencilere bir şeyler anlatımadan nasıl başarılacağının bu yaklaşımın çıkmazı olduğunu ileri sürmektedirler.

Buna rağmen günümüzde pek çok fen eğitimcisi ve eğitim araştırmacısı yapılandırmacı yaklaşımın önemli bir strateji olduğunu ve öğretimde kullanılması konusunda ilgili çevrelerin cesaretlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır.

Özellikle teknolojik gelişmelere dayalı olarak bilgisayarların eğitim ortamlarında kullanılmaya başlanması ile birlikte, öğrencileri aktif hale getiren, problem çözme becerilerini geliştirmelerine olanak sağlayan ve kendi bilgilerini kendilerinin oluşturmalarına olanak veren yapılandırmacı nitelikteki öğretim yazılım geliştirilmesi daha etkili öğrenmelerin gerçekleşmesini sağlamada önemli bir rol oynayacaktır.

Fen öğretiminde öğrenme Teorileri ve Teknoloji Destekli yapılandırmacı (Constructivist) öğrenme

Yrd. Doç . Dr. Haluk ÖZMEN
Karadeniz Teknik Üniversitesi Fatih eğitim Fakültesi ilköğretim Bölümü Trabzon
E-mail: hozmen@ktu.edu.tr

Özel eğitim Merkezimizde alanında uzman pedagog ve Özel eğitim öğretmenleriyle Öğrenme Güçlüğü çeken çocuk ve gençlerimize yönelik eğitim ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

Özel Tanı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi, öğrenme güçlüğü ile ilgili olarak, eğitim ve öğretim çalışmaları yapmaktadır. Bir sorununuz varsa lütfen 24 saat aramaktan çekinmeyin. Alanında uzman, pedagog, psikolog ve sınıf öğretmenleriyle her zaman size yardımcı olmaya hazırız.

Öğrenme Güçlüğü ile ilgili okuyabileceğiniz diğer yazılar…

Öğrenme Güçlüğü

Disleksi      Öğrenme Güçlüğü Tedavisi        Öğrenme Güçlüğü ve Beslenme    Öğrenme Güçlüğü Tanımı ve Özellikleri

Öğrenme Güçlüğü Destek Eğitim Programı

Bilim İnsanları ve öğrenme güçlüğü       Eğitim Programlarımız      Hizmetlerimiz   Ana Sayfa

http://www.kagithaneram.meb.k12.tr

Bu sitedeki tüm bilgiler sizleri aydınlatmak amaçlı olup tedavi niteliğinde değildir. Özel Tanı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi yazılan yazılardan yola çıkarak uygulanan tedavilerdeki doğacak aksaklıklardan sorumlu tutulamaz. Bu sitenin tüm içeriği Tanı Özel Eğitim Merkezi tarafından hazırlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, çoğaltıp dağıtılamaz ve yayınlanamaz. Tüm hakları saklıdır.

Öğrenme Güçlüğü ve Beslenme

Öğrenme Güçlüğü ve Beslenme

Öğrenme Güçlüğü ve Beslenme ile İlişkisi

Öğrenme Güçlüğü ve Beslenme

Öğrenme Güçlüğü ve Beslenme

Balık Tüketimi

“Çocuklara haftada 2-3 kez balık tüketimi önerilmektedir. Balıkların yağ asitlerinden en iyi şekilde faydalanabilmek için de ızgara yada buğulama tarzında pişirme yöntemleri tercih edilmelidir.”

Beslenme; büyüme, gelişme, yaşamın sürdürülmesi ve sağlığın korunması için besinlerin kullanılmasıdır. Fetal dönemde temelleri sağlam atılmış bir yeterli ve dengeli beslenme programının sağlığın korunması ve geliştirilmesinde önemli etkilerinin olduğu son yıllarda yapılan birçok çalışma ile de desteklenmektedir.

Bu nedenle artık gelişmiş ülkelerde insanlar diyetlerinde sağlık açısından uygun gıdaları seçmeye özen göstermektedirler. Bu gıdalar içerisinde ilk sırayı çoklu doymamış yağ asitleri yönünden zengin olan balık ve diğer su ürünleri almaktadır.

Balık Yağları

Balık yağlarının yağ asidi kompozisyonu üzerindeki ilk çalışmalar 1952 yılında başlamıştır(1). Daha sonraki yıllarda yapılan araştırmalar balık yağlarının yapılarının daha iyi anlaşılmasını sağlamış, son yıllarda yapılan balık yağlarının insan sağlığı üzerine olan olumlu etkileri balık lipitlerine olan ilgiyi artırmıştır.

Besin İçeriği

Balık, protein açısından oldukça önemli bir kaynaktır ve dengeli bir diyetin önemli bir bileşenini oluşturmalıdır. Balığın demir, çinko, A, B ve D vitaminleri gibi elzem vitamin ve mineralleri içermesinin yanı sıra uzun zincirli yağ asitlerinden omega-3 yağ asitlerini de içeriyor olması sayısız faydasına fayda katmasını sağlamaktadır.

Omega-3

Omega-3 yağ asitleri çoklu doymamış yağ asitleri grubunda yer almaktadır ve keten tohumu, ceviz ve özellikle planktonlar ile yağlı balıklarda bol miktarda bulunur. Keten tohumu ve cevizde alfa- linoleik asit, balık yağlarında ise Eikosapentaeonik aist ( EPA ) VE Dekosahegzaenoik asit ( DHA ) en önemli yağ asitleridir. EPA ve DHA’nın mutlaka dışardan alınması gerekmektedir. Çünkü vücut tarafından sentezlenemedikleri için elzem yağ asitleri olarak adlandırılmaktadırlar.

Omega-3 yağ asitlerinin faydalı olduğu ilk olarak Eskimolar üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda bulunmuştur. Yapılan çalışmalarda Greenland Eskimolarının tükettikleri yağlı balıklardan dolayı kalp krizi riskinin çok düşük olduğu gözlenmiş, bunun üzerine EPA ve DHA’nın faydaları üzerine yapılan çalışmalara ağırlık verilmiştir. Sonuçta bu yağ asitlerinin kalp krizi, kalp damar hastalıkları, depresyon, migren türü baş ağrıları, eklem romatizmaları, şeker hastalığı, yüksek kolesterol ve tansiyon, bazı alerji türleri ile kanser gibi birçok hastalıktan korunmada önemli etkisi olduğu tespit edilmiştir.

Yağ asitleri insan vücudunda göz, beyin, testis ve plesentada toplanır. Balık yağlarının önemli bir bileşeni olan DHA retina ve beyin için çok önemlidir ve buradaki sinirlerde bulunan yapısal yağların %30’dan fazlasını oluşturur. Ayrıca beyin gelişiminin 2/3’ü anne karnında, 1/3’ü ise doğumdan sonraki dönemden itibaren 3 yaşına kadar tamamlanmaktadır. Bu nedenle balık tüketimi özellikle gebelikte, emziklilikte ve çocukluk çağında da oldukça önemlidir.

Hamilelikte Beslenme

Anne hamilelik döneminde bebek sağlığı için doymamış yağ asitlerini tüketmelidir. DHA, cenin ve bebeğin normal gelişimi için beyin zarının %15-20, retinanın da %30-60’ının oluşmasına yardım eder. Hamilelğin özellikle son 3 ayında anneden bebeğe önemli ölçüde omega-3 yağ asitleri iletilir. Bu dönemde anne adaylarının bol miktarda balık tüketmeleri önerilmektedir. Hamile ve emziren kadınların günde 500-600 mg, çocuk ve yetişkinlerin de günde 800-1000 mg omega-3 yağ asitleri almaları gerekmektedir. 1995 yılında Dünya Sağlık Örgütünün bir raporuna göre; bebeklere vücut ağırlıklarının her kilosu için 40 mg DHA sağlanmalıdır.

Son yıllarda yapılan çalışmalarda kanında omega-3 yağ asitleri seviyesi düşük olan çocukların büyük ölçüde, davranış bozukluğu, öğrenme güçlüğü ve sağlık problemlerinin olduğu belirtilmiştir

Çocuklarda balık tüketiminin faydaları

-Erken çocukluk döneminde beyin ve retina gelişimini önemli ölçüde etkiler ve görme keskinliğini arttırır.

-Çocuklarda dikkat eksikliği, hiperaktivite, öğrenme güçlüğü, konsantrasyon zayıflığı ve duygusal dengesizlğin azalmasına yardımcı olur.

-Çocuklarda kan yağ ve lipoprotein düzeyini yetişkinlerde olduğu gibi etkileyerek çocukluk çağındaki kardiyovasküler hastalık riskini azaltır.

-Yenidoğan ve süt çocukluğu döneminde immün sistemin gelişimine katkıda bulunur.

Bütün bu olumlu etkileri göz önüne alındığında çocuklara haftada 2-3 kez balık tüketimi önerilmektedir. Balıkların yağ asitlerinden en iyi şekilde faydalanabilmek için de ızgara yada buğulama tarzında pişirme yöntemleri tercih edilmelidir.

Hangi Balıklar Tüketilmeli

Ancak alınacak doymamış yağ asitleri miktarları balıktan balığa değişmektedir. Levrek, pisi, mezgit gibi balıkların 15 gramında çoklu doymamış yağ asitleri (PUFA) miktarı 50 mg civarında iken uskumru, ringa, yılan balığı gibi yağlı balıkların 15 gramında 400 mg PUFA bulunmaktadır. Bunun için haftada 300 gr kadar yağlı balık yemek veya günde 200 mg EPA ve DHA alınması yeterli olacaktır.

Balıkların Tazeliği

Tüketilen balığın yağ asidi kompozisyonu kadar tazeliği de önemlidir. Balığın taze olup olmadığı şu şekilde anlaşılır:
• Balıkların gözleri berrak ve biraz şişkin olmalı, balık eti sert ve parlak olmalı, yüzgeçleri parlak kırmızı renkte olmalıdır.
• Balık derisi üzerine bastırıldığında tekrar eski haline gelmiyorsa taze değildir.
• Balığın kenarlarında kahverengi yada sarımsı renk değişimi olmamalıdır.
• Balığın kokusu taze ve hafif olmalı amonyak gibi kokmamalıdır.

Balıkları Saklama

Balıkların çok çabuk bozulabilen ve potansiyel olarak risk taşıyan besinler olmaları sebebiyle saklama koşulları da oldukça önemlidir. Yağsız ve yassı balıklar yağlı ve silindirik balıklardan daha uzun dayanıklıdır.

Balıkların saklanması diğer yiyecek maddelerin saklanmasından çok farklıdır. Soğukluk derecesi 0 ile +2 derece arasında olmalıdır.

Ayrıca çocuklarda ve erişkinlerde konserve balık tüketiminin Colostridium Botulinum tehlikesine sebep olması nedeniyle tüketimleri uygun değildir.

Balık Yoksa

Sayısız faydası olan balığın tabiki çocuk beslenmesindeki yeri tartışılmazdır. Ancak herhangibir nedenle haftada 1-2 kez balık tüketemeyen çocukların da omega-3 yağ asitlerinden faydalanmaları adına balık yağı suplemanları tercih edilebilir.

Ancak çocuklarda kabuklu deniz ürünlerinin tüketimi gerek kolesterol seviyesini fazlaca içeriyor olmaları gerekse vücutta kurşun ve civa toksisitesine sebep olmaları sebebiyle önerilmemektedir.

Özel eğitim Merkezimizde alanında uzman pedagog ve Özel eğitim öğretmenleriyle Öğrenme Güçlüğü çeken çocuk ve gençlerimize yönelik eğitim ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

Özel Tanı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi, öğrenme güçlüğü ile ilgili olarak, eğitim ve öğretim çalışmaları yapmaktadır. Bir sorununuz varsa lütfen 24 saat aramaktan çekinmeyin. Alanında uzman, pedagog, psikolog ve sınıf öğretmenleriyle her zaman size yardımcı olmaya hazırız.

Öğrenme Güçlüğü ile ilgili okuyabileceğiniz diğer yazılar…

Öğrenme Güçlüğü

Disleksi      Öğrenme Güçlüğü Tedavisi       Öğrenme Güçlüğü Tanımı ve Özellikleri

Öğrenme Nedir? Öğrenme Teorileri ve Kavramları         Öğrenme Güçlüğü Destek Eğitim Programı

Bilim İnsanları ve öğrenme güçlüğü       Eğitim Programlarımız      Hizmetlerimiz   Ana Sayfa

http://www.kagithaneram.meb.k12.tr

Bu sitedeki tüm bilgiler sizleri aydınlatmak amaçlı olup tedavi niteliğinde değildir. Özel Tanı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi yazılan yazılardan yola çıkarak uygulanan tedavilerdeki doğacak aksaklıklardan sorumlu tutulamaz. Bu sitenin tüm içeriği Tanı Özel Eğitim Merkezi tarafından hazırlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, çoğaltıp dağıtılamaz ve yayınlanamaz. Tüm hakları saklıdır.