Otizm

Otizm

Otizm, İçeyöneliklik; toplumsal etkileşmelerden, gerçeklerden kaçarak, gerçekle ilgisi bulunmayan bir düşünce evreni içinde yaşama özelliği

Otizm Nedir

Otizm, İçeyöneliklik; toplumsal etkileşmelerden, gerçeklerden kaçarak, gerçekle ilgisi bulunmayan bir düşünce evreni içinde yaşama özelliği.

Otizm iletişim ve sosyal gelişim alanlarındaki kısıtlılıkla seyreden ve çocuğun gelişimini önemli derecede olumsuz etkileyen bir bozukluktur.

Otizm, iletişim ve sosyal gelişim alanlarındaki kısıtlılıkla seyreden ve çocuğun gelişimini önemli derecede olumsuz etkileyen bir bozukluktur.

Doğuştan gelen bir bozukluk olmasına rağmen, belirtiler bebeklik ve erken çocukluk döneminde belirmeye başlar.

Konuşmanın gecikmesi veya gelişmemesi, ilgi alanlarında sınırlılık, insanlar ile ilişki kurma yerine cansız nesnelerle ilgilenme, oyuna ilgi duymama, yaşıtlarıyla oyun oynamama ve tekrar edici basmakalıp davranışlarda bulunma gibi özellikler ile kendini gösterir.

Otistik çocuğu olan aileleri, çocuğun tedavisinin sağlanması ve izlenmesi konusunda Tanı Özel eğitim Merkezi, çocuk ruh sağlığı klinikleri, Özel eğitim okulları, MEB Özel eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü, MEB Rehberlik ve Araştırma Merkezleri gibi kurum ve kuruluşlardan yardım alabilirler.

Özel eğitim Merkezimizde alanında uzman pedagog ve özel eğitim öğretmenleriyle otistik çocuk ve gençlerimize yönelik eğitim ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

Otizmin Belirtileri

Otistik çocuklarda normalden sapan davranışlar 4 grupta toplanır.

Sosyal etkileşimde yetersizlik :

Gözlerinize bakmazlar, kayıtsızdırlar, İsmi ile çağrıldığında çoğu kez aldırmazlar, duymuyormuş gibi davranırlar, yaşıtları ile oyun oynamazlar, Tek başlarına kalırlar, Başka duygularını ve düşüncelerini anlamakta güçlük çekerler ya da uygun tepkilerle karşılık veremezler.

İletişimde ve oyunda yetersizlik:

Konuşma gecikir, dil gelişimi geride kalır, Konuşmayı bir iletişim amacı ya da aracı olarak kullanmazlar. Beden dilini kullanmada ya da anlamada zorlanırlar. Oyuna ve oyuncağa ilgisiz kalırlar Rol yapmazlar, hayali oyunları yoktur.

Takıntılar:

Nesne takıntıları vardır, herhangi bir nesneyi özellikle sert nesneleri ellerinde tutarlar, taşırlar. Çevirerek, döndürerek izlerler ya da koklarlar
el çırpma, sallama, sallanma, koşma, dönme gibi yineleyen davranışları vardır, Sadece bir ya da birkaç kısıtlı konu ile ilgilenirler,

Günlük yaşamda belli işleri, bellişekillerde yapma konusunda ağır ısrar ederler. düzen değişikliklerine ya da aksamalara karşı ağır tepkide bulunurlar. Genellikle değişime direnç gösterirler. aynılıkta ısrarları vardır.

Diğer belirtiler:

Görme, işitme, tat, koku ya da dokunma duyu bazılarında ya da tümünde ağır duyarlılık gösterirler, acıya karşı duyarsızdırlar. Düştüklerinde, yaralandıklarında canının yandığına ilişkin tepki göstermezler, ağır hareketlilik ya da hareketsizlik gösterirler, Tehlikeler karşısında duyarsızdırlar.

Bu belirtilerin birkaçı ya da çoğu bir arada gözlenebilir.

Otistik çocuğu olan aileleri, çocuğun tedavisinin sağlanması ve izlenmesi konusunda Tanı Özel eğitim Merkezi, çocuk ruh sağlığı klinikleri, Özel eğitim okulları, MEB Özel eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü, MEB Rehberlik ve Araştırma Merkezleri gibi kurum ve kuruluşlardan yardım alabilirler.

Özel eğitim Merkezimizde alanında uzman pedagog ve özel eğitim öğretmenleriyle otistik çocuk ve gençlerimize yönelik eğitim ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

Otizmin Nedenleri

Kalıtımsal Etkiler

Otizmin nedenleri konusunda kalıtımsal etkiler üzerinde önemle durulmaktadır. Otizmi olan çocukların kardeşlerinin de otizm tanısı alma yüzdelerinin %3-6 arasında oranlara ulaştığı belirtilmektedir. Otizmin nedenlerini aydınlatmaya yönelik yapılan son dönem araştırmalarda genetik, beyin işlevleri, bağışıklık sistemi etkenleri de incelenmektedir. Organik, nörolojik ya da biyolojik faktörlerin otizmin nedenleri arasında önemi göz ardı edilememektedir.

Gebelikteki Sorunlar

Otizme yol açan önemli etkenlerden biri de pek çok çalışmada vurgulanan, gebelikte görülen beklenmedik sorunlar ve doğum travmaları olabilir. Ayrıca Otistik çocukların beklenmedik yaşam değişiklikleri, ayrılıklar, uyaransız kalma ve benzeri stres yaratan durumlara duyarlı olduklarını gösteren çalışmalar da bulunmaktadır.

Otistik çocukların ve ailelerin sorunlarla baş edebilme yolları

Otistik çocuğu olan aileler için en önemli soru, kendilerini nelerin beklediği ve çocuk ileride nasıl olacağıdır. özellikle çok erken yaşlardaki duruma bakıp çocuğun ileride hangi noktaya geleceğini ve nasıl bir gelişim göstereceğini kestirmek zordur.

Aileler çocuk öncelikli olarak konuşup konuşamayacağını sonra, okula gidip gidemeyecegini giderse ne tür güçlüklerle karşılaşacaklarını bilmek isterler. çocuğun içinde bulunduğu durumun erken fark edilmesi ve eğitim aldığı sürece çocuğun izlenmesi, güçlü ve zayıf taraf ortaya çıkarılması aileye ve eğitimciye yol gösterir.

Erken Tanı

Otizmde ilerisi için umudu artıran etkenlerden birincisi erken tanıdır. Olabildiğince erken fark edilerek çocuğun çocuk ruh sağlığı kliniğine götürülmesi ve Tanının konması ya da en azından belirtilere yönelik tedavi edici girişimlerin başlatılması çocuğun ilişki kurma güçlüğü ile baş edilmesini kolaylaştırır.

Erken Tanı ve müdahale:

Çocuğun kendine ve çevresine farkındalığını, ilgilerini, öğrenmesini ve becerilerini geliştirmesini hızlandırır. Ailenin ve çocuğa Tanı koyan uzmanların çocuğu gelişimsel düzeyine uygun bir müdahale Programına hızla başlatmasında yarar vardır.

Okul öncesi dönemde konuşması gecikmiş ya da durmuş ve ilgi alanı kısıtlı yaşına uygun becerileri göstermeyen bir çocuğun klinikte ayaktan bireysel tedavisinin yanı sıra uygun bir kreş ya da anaokuluna gönderilmesi ve Özel eğitim programına alınması gerekir. Bu müdahalede bireysel tedavi erken yaşlarda çocuğun ana babasının da katılımıyla farklı yöntemlerle uygulanabilir.

Otistik çocukların ve ailelerin sorunlarla baş edebilme yolları

Otistik çocuğu olan aileler için en önemli soru, kendilerini nelerin beklediği ve çocuk ileride nasıl olacağıdır. özellikle çok erken yaşlardaki duruma bakıp çocuğun ileride hangi noktaya geleceğini ve nasıl bir gelişim göstereceğini kestirmek zordur.

Aileler çocuk öncelikli olarak konuşup konuşamayacağını sonra, okula gidip gidemeyeceğini giderse ne tür güçlüklerle karşılaşacaklarını bilmek isterler. çocuğun içinde bulunduğu durumun erken fark edilmesi ve eğitim aldığı sürece çocuğun izlenmesi, güçlü ve zayıf taraf ortaya çıkarılması aileye ve eğitimciye yol gösterir.

Otizmde ilerisi için umudu artıran etkenlerden birincisi erken Tanıdır. Olabildiğince erken fark edilerek çocuğun çocuk ruh sağlığı kliniğine götürülmesi ve Tanının konması ya da en azından belirtilere yönelik tedavi edici girişimlerin başlatılması çocuğun ilişki kurma güçlüğü ile baş edilmesini kolaylaştırır.

Erken Tanı ve müdahale:

Çocuğun kendine ve çevresine farkındalığını, ilgilerini, öğrenmesini ve becerilerini geliştirmesini hızlandırır. Ailenin ve çocuğa Tanı koyan uzmanların çocuğu gelişimsel düzeyine uygun bir müdahale Programına hızla başlatmasında yarar vardır.

Okul öncesi dönemde konuşması gecikmiş ya da durmuş ve ilgi alanı kısıtlı yaşına uygun becerileri göstermeyen bir çocuğun klinikte ayaktan bireysel tedavisinin yanı sıra uygun bir kreş ya da anaokuluna gönderilmesi ve Özel eğitim Programına alınması gerekir. Bu müdahalede bireysel tedavi erken yaşlarda çocuğun ana babasının da katılımıyla farklı yöntemlerle uygulanabilir.

Anne baba ve çocuk birlikte oyun terapisine alınabilirler. Video kayıt yöntemleri ile terapi yürütülebilir.

Çocuğun yaşı ve gereksinimi göz önüne alınarak bireysel tedavi uygulanabilir.

Çocuğun yaşıtları ile bir arada olmasının sağlanabilmesi için bir kreşe ya da ana okuluna gönderilmesi de tedavinin bir parçasıdır. özellikle taklit becerisinin gelişimi ile otistik çocuk yaşıtlarıyla bir arada olmaktan yararlanır. Dil gelişimi hızlanır. Duygusal ve sosyal gelişimi desteklenmiş olur.

Otistik çocukların kendi haline bırakılmaması gerekir. Bu nedenle belirli bir düzen içinde eğitim ve öğretim olanaklarından yararlanması sağlanmalıdır. ilköğretim çağına geldiğinde de okula gitmelidir.

Otistik çocuğun otistik belirtilerinin derecesi de gelişimini olumsuz etkileyebilecek bir diğer faktördür. Belirtiler çok ağır ve çocuğun yaşı büyükse tedavisi klinikte aralıklı izlenerek ve bir özel eğitim kurumuna gitmesi sağlanarak yürütülür. çeşitli sosyal ve sportif etkinliklerden de yararlanması mümkündür.

Otistik çocuğun gelişimini etkileyen bir diğer faktör de çocuğun için de bulunduğu çevredir. Otistik çocukların da tüm çocuklar gibi bol uyarana gereksinimleri vardır. çocuğun uyaranları kabul derecesine göre çevresi düzenlenmelidir.

Çocuğa; dokunmak, onunla konuşmak çevresinde olup biteni onun anlayabileceği gibi sade bir dille ona anlatımak, yaşadıklarını, birlikte geçirdikleri anları çocuğa anlatımak, Masal ve hikaye okumak, resimli kitaplara bakmak ve günlük kullanım alanı içindeki eşyaların adını, işlevini öğretmek önemlidir.

Oyun alanı, oyuncaklar, yaşıtlarıyla birlikte olma, sosyal yaşamın bir parçası olma çocuğun gelişimini hızlandırır.

Otistik çocuklarla ilgilenirken birinci adım çocukla ilişki kurmaktır: Çocukla ilişki kurarken, eğer çocuğun tercih ettiği bir ilişki ya da oyun varsa, öncelikle onun seçilmesi ve sürdürülmesi gerekir.

Çocuğun ilişki biçimi ya da oyunu tek düze olsa bile, bu oyun ya da ilişki şekli, yetişkin tarafından zaman içinde zenginleştirilebilir. Ancak otistik çocukların çoğu ilişki aramaz, kendi başına yineleyici davranışlar yaparlar. Bu durum da anne babayı ümitsizliğe düşürür ve çabuk pes etmelerine neden olabilir.

Bu durumda ilişki kurmanın çeşitli yolları denenmeli ve pes etmeden uygun olan yol bulunmalıdır. Genellikle her çocuk gıdıklanma, hoplatma, kucakta yüz yüze oturarak sallanma ve şarkı söyleme gibi oyuncaksız oynanabilen oyunlardan keyif alır: Çocukla ilişki kurmaya çalışırken ve oyunlar oynanırken;

Çocukla yüz yüze ve göz göze gelmeye çalışılmalıdır

Çocukla oynayan kişinin oyunlara keyifle ve içtenlikle katılması önemlidir. Mekanik ve ödev gibi yapılan oyunlara çocuklar da içtenlikle katılmazlar. Çabuk geri çekilirler.

ilişki kurma yollarından bir diğeri de, hayali oyunların geliştirilmesidir. Otizmi olan çocukların temel belirtilerinden bir tanesi de kendiliğinden hayali oyuna başlamamaları ya da katılmamalarıdır. Bu tür oyunlar için, evcilik oyuncakları gibi hayali oyunlar oynayabileceği oyuncaklar gerekir.

Günlük yaşamını anlayabileceği ve anlamlandırabileceği yeme yedirme, uyku, alışveriş ve pikniğe gitme gibi oyunların oynanması yararlıdır. Oynanan oyunlar çocuğun ilgisini çekmiyormuş gibi görünse bile oyun sürdürülmelidir. Oyuna ilgi çekebilmek için önce oyuncağın işlevi gösterilir sonra çocuğun yaşantısıyla ilgili önemli olaylar oyunlaştırılır.

Bütün çocuklar için yemek yemek, yedirmek, uyumak ve uyutmak, banyo yapmak berbere gitmek, doktora gitme önemli olaylardır. Hayali oyunlar çocuğun belleğinin gelişmesini, hayal kurmasını, olayları akılda tutmasını sağlar. yaşam olayları, günlük yapılan faaliyetler kısa hayali oyun senaryoları haline getirilip, 2-3 cümlelik oyunlar şeklinde oynanabilir.

Eğer oyun çocuğun ilgisini çekmediyse 4-5 dakika sürdürülür ve belirli sonuç Bölümüyle sonlandırılır. Bu oyunlar esnasında öncelikle çocuğun ilgilendiği oyun üzerinden ve onu izleyerek oynamaya dikkat edilmelidir.

Etkinlikler çocuğun gelişimsel düzeyine, dikkatini toplama süresine, bellek kapasitesine ve el becerisine uygun olmalıdır. çocuğun gelişim düzeyinin üstündeki etkinlikler onu başarısız hissettireceğinden hevesini azaltacaktır.

Çocukla ilişki kurulurken ve eğitimde kullanılan dil çocuğun düzeyine uygun olmalıdır. İletişim problemi olan çocuk için kısa ve net cümleler kullanmak önemlidir. Çocuğun oyun ve eğitim saatlerini tek ve uzun bir sürede yapmaktansa kısa sürelerde sık sık tekrar ekmekte yarar vardır.

Çocuk ile konuşurken onun göz seviyesine eğilmek ve ona bakarak konuşmak gerekir. Çocuktan bir şey yapması istenirken kısa ve net cümleler kullanılmalıdır, örneğin”buraya gel” gibi ve vurgulanarak söylenmelidir.

Çevrede çocuğun dikkatini dağıtacak uyaranlar olmamasına özen gösterilmelidir. Oyun kurulacak malzeme ile çocuğun önceden serbestçe oynayıp keşfetmesi çocuğun oyuna merakını arttırır. Çocuğun dikkatini toplamasını kolaylaştırmak için abartılı mimikler, tonlamalar yapmak etkili olacaktır.

İlişki kurma aşamasında zorluk çekilen davranışlar arasında; göz göze gelme adıyla çağrıldığında bakma, selamlaşma, anlama, taklit, istekleri yerine getirme, farkındalık davranışları sayılabilir. Göz göze gelme ve adı söylendiğinde bakma sağlandıktan sonra, ilişki kurma boyutunda çok önemli bir mesafe kaydedilmiş olur.

Otizm Tedavisi

Otizmde Tedavi Yaklaşımları

Bugün otizm tedavisinde en önemli yaklaşım Özel eğitim ve davranış tedavileridir, nadiren ilaç tedavisi kullanılır. Tedavi planı kişiden kişiye değişmektedir, çünkü yaygın gelişimsel bozuklukların belirtileri geniş bir yelpazede yer alır ve çocuğun yaç düzeyine geriliğinin ağırlık derecesine göre değişir.

Eğitim

Otistik çocukların kendine özgü öğrenme gereksinimleri ve özellikleri vardır. eğitim uygulamaları açısından bu özelliklerin dikkate alınması gerekmektedir. Söz konusu özellikler Bütün otistik çocuklarda bulunmamasına karşın çoğunda, sıklıkla gözlenmektedir. Otistik çocukların öğrenme özellikleri aşağıdaki gibi açıklanmıştır;

Organizasyon güçlüğü;

Otistik çocuk için organizasyon karmaşık, birbiriyle bağlantılı ve soyut bir durumdur. Sistematik alışkanlıklar ve çalışma rutini oluşturulması bu güçlüklerin giderilmesinde etkili olur. Bu amaçla organizasyon güçlükleri için beceri kontrol listeleri hazırlanabilir. Görsel programlar ile çocuklara neyi tamamlamış oldukları bundan sonraki aşamada yapılması gereken şeylerin neler olduğu ve neşekilde devam edileceği gösterilmiş olur.

Dikkatin kolaylıkla dağılması;

Otistik çocukların dikkatleri bir biçimde dağılıyor olsa da, dikkatlerini dağıtan unsur çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Bu durumda çocuğun dikkatini dağıtan unsur belirlenmeli ve ona uygun bir çevre düzenlemesi yapılmalıdır.

Sıralama

Otistik çocuklar yapmaları gereken işlerin sırasını sıklıkla unuturlar. Sıralamalar var olan ilişkilerin fark edilmesini gerektirdiğinden eğitimci tarafından genellikle göz ardı edilir.

Genelleme güçlükleri yaşarlar,

Belirli bir ortamda öğrendiklerini diğer bir ortama aktarmakta güçlük yaşarlar. Uygun genellemeler yapılabilmesi sıralamalar için gereken ilkelerin anlaşılmasını ve benzer durumlarda uygulanmasını gerektirir. Genelleme becerilerinin geliştirilmesi için anne babalarla uzmanların dayanışma içinde olmaları, benzer yaklaşımları benimsemeleri ve benzer becerilerin geliştirilmesine odaklanmaları gerekir.

Otistik çocuklarda sayısal kavramları anlama yeteneği sıra dışı bir biçimde gelişmiş olabilir ancak organizasyon ve iletişim yetersizlikleri nedeniyle bu yeteneklerini kullanamayabilirler.

Otizm tedavisinde erken tanı ve tedavi,

Hastalığın seyrini değiştirmek ve çocuğun daha yüksek bir iyilik düzeyine ulaşmasını sağlamak bakımından önemlidir. Ayrıca Özel eğitimin bir an önce başlatılması önemlidir.

Erken Tanı konan otistik çocuklarla yapılan çalışmalarda özellikle sosyal, duygusal ve dil alanında büyük gelişmeler sağlanmıştır. 5-6 yaşına kadar hiçbir tedavi uygulanmayan çocuklarda ise zamanla gösterdikleri pek çok davranışın bile kaybolduğu bilinmektedir.

Otizm yaygın gelişimsel bozukluklar kapsamı içinde yer alan bir çocuk ruh sağlığı sorunudur. Yaygın gelişimsel bozukluklar kapsamı içinde:

Rett Sendromu ; başlangıçta baş çevresi dahil, normal gelişme gözlenir, ancak 5 aylık ile 4 yaş arasında baş çevresi yeterince büyümez, takiben el becerilerinin kaybı ve stereotipik el burma hareketleri gözlenir. Sosyal beceriler ve ifade edici alıcı dil gelişimi 2 veya 3 yaşlarında bozulur: Çocukluk Dezintegratif bozukluğu ; çocuklar 2-4 yaşlarında normal gelişim gösterirler, sonrasında sosyal, iletişim, Konuşma ve uyum becerilerinde ağır gerileme (regresyon) oluşur.

Asperger Sendromu ; normal bir zeka ve normale yakın gelişimi olan ancak, karşılıklı sosyal etkileşim ve ilişkilerde niteliksel bozukluklar, bazı tuhaf davranışlarla kendini gösteren bir bozukluktur. Asperger bozukluğu olan çoğu çocuk normal dil gelişimine sahip olmasına rağmen, yüz ifadeleri ve sosyal jestleri sıklıkla sosyal etkileşim gibi eksiktir. Diğer insanlara nasıl yaklaşılacağı konusunda”sezgisel bilgileri” eksiktir.

Otistik çocuğu olan aileleri, çocuğun tedavisinin sağlanması ve izlenmesi konusunda Tanı Özel eğitim Merkezi, çocuk ruh sağlığı klinikleri, Özel eğitim okulları, MEB Özel eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü, MEB Rehberlik ve Araştırma Merkezleri gibi kurum ve kuruluşlardan yardım alabilirler.

Özel eğitim Merkezimizde alanında uzman pedagog ve özel eğitim öğretmenleriyle otistik çocuk ve gençlerimize yönelik eğitim ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

Otistik çocuğun eğitimi

Otizmde bazı durumlarda ilaç tedavisi uygulanmasına rağmen genel tedavi ve rebilitasyon yöntemi eğitimdir. Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde Milli Eğitim Bakanlığı’nca hazırlanan destek eğitim programları sunulmaktadır.

Bireylerin, var olan yeterliklerinin en üst düzeyde geliştirilerek sosyal yaşama etkin katılımının artırılmasının temel yolu eğitimdir.

Özel eğitime ihtiyacı olan tüm bireylerde olduğu gibi otizmi olan çocuklarda eğitim ve ev ortamları uygun şekilde yapılandırıldığında, işlevsel eğitim programları geliştirildiğinde, öğretim süreci bireysellik esasına göre hazırlandığında, bağımsız yaşam becerilerinin edinilmesi ve toplumsal entegrasyon bağlamında önemli ilerlemeler kaydedilmektedir.

Otizmi olan bireylerin bağımsız yaşam becerilerini geliştirmeleri, davranış problemlerinin azaltılarak gereksinimleri olan beceriler kazanabilmeleri, uygun eğitim Programlarıyla Bütünleştirilmiş, yapılandırılmış ve zenginleştirilmiş öğretim ortam erken yaştan itibaren sağlanmasıyla doğrudan ilişkilidir.

Otizmli bireylerin, tanı konulmasından itibaren destek eğitim programlarına alınarak gelişimlerinin desteklenmeleri gerekmektedir. Bireyin örgün eğitime dahil olduktan sonra da düzeyine/tanısına uygun destek eğitim programlarına katılması, gelişiminin en üst düzeyde desteklenmesini sağlayacaktır.

Otizm, sosyalleşme ve iletişim gibi çoklu temel fonksiyonların gelişmesinde gecikmeleri de içeren bir spektrum bozukluğudur.

Otizmli bireylerin erken çocukluk döneminden başlayarak yetişkinlik dönemindeki iş ve mesleki eğitim programları da dahil olmak üzere yaşam boyu süren kaliteli ve nitelikli bir özel eğitim hizmeti almaları, bozukluğun türüne, derecesine, bireyin yaşına ve özelliklerine, ihtiyaçlarına göre işlevsel olarak planlanmış eğitim programlarının sayısının artırılması, çeşitlendirilmesi ile mümkün olabilmektedir.

Otizm eğitim programı, özel eğitim hizmetleri kapsamında özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam eden otizmi olan bireylerin eğitim ortamlarından verimli ve etkili biçimde yararlanmalarını sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Otizmle ilgili eğitim programın detaylarına aşağıdaki tablodan ulaşabilirsiniz.

Albert Einstein’i hatırlıyor musunuz? Thomas Edison, Otistik çocuklar hasta değil, sadece farklıdırlar. Normal olan bizlerin dışında, “normal olmayan” bakış açıları olabilir.

Einstein, İlk, orta, lise eğitimin her alanında bir çok sorunlar yaşadı. Okuldan atıldı. Niye atılmasın ki, Mahallenin bakkalı, kaç yaşına gelmiş bir adamı, bir paket sigara, bir kibrit, üstü nedir, Bakkal çok iyi biliyor ama Einstein, bu basit hesapları yapamıyordu. Bakkal, zeki, uyanık felaket akıllıydı. O, ise aptal, geri zekalı…

Bugün, Einstein dediğimizde herkes hatırlar, fakat bir kibrit ve sigara için adamı kazıklayan o bakkalı kimler hatırlıyor ki…

e=m.c2, çok basit gibi görünüyor olabilir ama çok karmaşık, ilginç bir formül… Bunu O’ndan başka kim düşünebilirdi?

Deneylerle kanıtlanabilecek bir şey mi? Hayır.

Yani bir gram madde, ışık hızını karesiyle çarpılacak kadar bir enerji açığa çıkartabilecek. Şöyle bir düşünün, hiç akla yatkın görünmüyor değil mi? ama doğru.

Nereden anladık, Hiroşima ve Nagazaki’den…

Aslında O, böyle düşünmemişti, Enerji barışçıl, insani amaçlarla kullanılabilirdi. Albert, “Normal” değildi. Oysa yanındaki öğrencisi Oppenheimer, çok normaldi. Madem bu kadar büyük bir enerji açığa çıkıyor, o zaman Japonları niye vurmayalım dedi.

O, belki çok üzüldü ama, insanlığın yeniden doğmasına yol açabilecek teorisi böyle kötü bir amaç için kullanıldı.

Einstein’i hepimiz hatırlarız, uzun kulakları, garip gülümsemeleri ile… Peki Oppenheimer’ı hatırlayan var mı? Yoktur.

Albert Einstein, anormal, oysa o çok ” normaldi“.

Amerikalı, gündelik çıkarlarını bilebilecek bir fizikçiydi. Fakat çok normaldi, Normal olarak hiç bir şeyi bulamaz, geliştiremezdi, normal olmayan bir adamı iliğine kadar kullandı…

Hiroşima, Nagazaki ve bugün kü bilumum kötülükler, Oppenheimer zekasından ve “normalliğinden” çıktı.

O mahalle bakkalı, oppenheimer.. Hepsi çok akıllı, çok zekiydiler, çok normal…

Ama bir adam aptal, geri zekalı ve “normal” değildi…

YGB YAYGIN GELİŞİMSEL BOZUKLUKLAR   ANA SAYFA  İLETİŞİM

Rett Sendromu

Rett Sendromu

Yaygın Gelişimsel Bozukluklar Rett Sendromu

Rett Sendromu, ilk defa Dr. Andreas Rett tarafından Tanımlanmış, Dr. Bengt Hagberg ve çalışma arkadaşları tarafından 1983 yılında yayınlanan raporla, bir hastalık olarak dünya çapında tanınmıştır. Rett Sendromu (RS), dünyada çeşitli ırklarda ve etnik gruplarda, özellikle kız çocuklarında görülen nörolojik bir rahatsızlıktır.

Bu sendromun, erkeklerde de görülebileceii bilinmektedir, fakat erkeklerde görüldüğüünde bu bebeklerde genellikle düşük, doğum anında ölüm veya anne karnında erken ölüm gibi durumlar ortaya çıkmaktadır.

RS’li çocuklar, 6-18 aylık olana kadar normal veya normale yakın bir gelişim gösterirler. Bu süreden sonra çocuk, geçici durgunluk veya gerileme sürecine girer, iletişim kurma becerisini yitirir ve ellerini birbirine kenetler. Hemen ardından stereotipik el hareketleri, yürüyüş bozuklukları ve kafa gelişiminde gözle görülebilir bir yavaşlama ortaya çıkar. nöbet geçirme, uyanıkken düzensiz soluk alıp verme gibi problemlerle de karşılaşılabilir.

Rett Sendromu‘nun, otizm, beyin felci veya spesifik olmayan gelişme bozukluklarında olduğu gibi teşhisi çok zordur. Dünyada, çeşitli ilkelerde yapılan araştırmalara göre her 23 binde 1 doğumdan, 10 binde 1 doğuma kadar ulaşan oranlarda RS’li kız çocuğu doğmaktadır.

Bazı çocuklar konuşma kabiliyetlerini yitirmeden önce tek tek kelimeler kullanmaya ve kelime kombinasyonları yapmaya başlayabilirler. RS’in şiddetinin bütün hastalar için zor olduğunu tahmin etmek zor değildir.

Apraxia (denge bozukluğu), en temel vücut hareketlerinin yerine getirilmesinde yetersizlik ve RS’in sebep olduğu tüm engelli davranışların gözlemlenebildiği durumdur. Gözün sabit bakışı ve konuşma kabiliyeti de dahil tüm vücut hareketlerine etki ederek çocuğun kontrollşekilde hareket etmesini zorlaştırır.

Apraxia ve sözel iletişim becerisinin eksikliği nedeniyle, zekanın doğruyu tayin etmesi de zorlaşır. Çoğu geleneksel test metotları, ellerin kullanımına ve/veya sözel iletişime gereksinim duyar bu durum RS’li bir çocuk için belki de imkansızdır.

RS’te büyüme genellikle yavaştır, birçok RS’li bayan yaşına göre oldukça küçük gürünmektedir. yapılan çalışmalar, doymak bilmez bir iştahları varmış gibi görülmelerine rağmen birçoğunun orta dereceden üst sınıra kadar değişebilen oranlarda yetersiz beslenme problemi ile karşı karşıya olduklarını göstermektedir.

Buna; yutma zorluğu, yetersiz besin girişi, enerjinin dengesiz harcanması veya vücudun besleyici gıdalardan yeteri kadar yararlanamaması gibi problemler neden olmaktadır. Bu gibi durumlarda, kilo almasına ve boyunun uzamasına yardımcı olacak, dikkatini ve etkileşimini geliştirecek tamamlayıcı bir beslenme programı (ağız yoluyla yüksek kalori/kilo aldırma diyetleri, NG tüp veya gastrostomy butonu) uygulanmalıdır.

Bütün bu zorluklara rağmen, Rett Sendrom’lu bir hasta orta yaşlarına, hatta daha ileri yaşlara kadar öğrenmeye devam edebilir, ailesi ve arkadaşlarıyla iyi vakit geçirebilir. Bütün duygular hakkında tecrübe sahibidirler, evde veya topluluk arasında sosyal, eğitim veya eğlence amaçlı aktivitelere katıldıklarında, hoş ve çekici kişiliklerini gösterirler.

YAYGIN GELİŞİMSEL BOZUKLUKLAR

Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezleri

EĞİTİM PROGRAMLARIMIZ      KÜTÜPHANE

ANA SAYFA       İLETİŞİM

Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezleri

Bu sitedeki tüm bilgiler sizleri aydınlatmak amaçlı olup tedavi niteliğinde değildir. Özel Tanı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi yazılan yazılardan yola çıkarak uygulanan tedavilerdeki doğacak aksaklıklardan sorumlu tutulamaz. Bu sitenin tüm içeriği Tanı Özel Eğitim Merkezi tarafından hazırlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, çoğaltıp dağıtılamaz ve yayınlanamaz. Tüm hakları saklıdır.

 

YGB Sık Sorulan Sorular

YGB Sık Sorulan Sorular

Yaygın Gelişimsel Bozukluklarda en çok merak edilenler

1. Yaygın gelişimsel bozukluk/otizm spektrumu bozukluğu ne demektir?

Yaygın Gelişimsel Bozukluklar (YGB)/ Otizm Spektrumu Bozuklukları (OSB) temel olarak; sosyal etkileşim, dil becerileri / sosyal iletişim ve soyut algıda / imajinasyon gelişme gecikmesi ya da tamamen gelişmeme olarak tanımlanabilir. Ek olarak; stereotipik / basmakalıp davranış, ilgi ve aktiviteler sık görülür. Tüm bu özellikler zekâdan, zihinsel işlev kapasitesinden bağımsızdır, beynin belli bölgelerinin işlevlerinin farkından kaynaklanmaktadır.

2. Neden spektrum?

Spektrum kavramı, özelliklerin hafif düzey ve az sayıda oluşu ile çok belirgin düzey ve çok sayıda oluşu arasında değişebilmesinden kaynaklanmaktadır. Kimi bireylerde tüm özellikler tamamen belirgin olarak gözlenirken, kimilerinde özelliklerden bazıları çok hafif olarak kendini belli eder.

3. Yaygın Gelişimsel Bozukluklarda Tanı nasıl konur?

Tanının varlığı uluslar arası mutabakata varılmış tanı sistemleri ile ortaya konur. Bu spektrum içindeki tüm bozukluklar için farklı tanı kriterleri mevcuttur. Örneğin, otizm tanısı için anormal gelişim özelliklerinin 3 yaşından önce başlamış olması ve karşılıklı sosyal iletişim ve etkileşimde niteliksel bozulmalar; kısıtlı, tekrarlayıcı, basmakalıp davranış, ilgi ve aktivitelerin varlığı gereklidir. Tüm bu alanlardaki özellikler belli sayıda belirtiyi göstermelidir ve başka tıbbi tanılarla açıklanabilir olmamalıdır.

4. Yaygın Gelişimsel Bozukluklarda hangi tanılar var?

Bu grupta; Çocukluk-çağı otizmi, Rett bozukluğu, çocukluk-çağı dezintegratif bozukluğu, Atipik otizm ya da yüksek fonksiyonlu otizm, Asperger sendromu, başka türlü adlandırılamayan YGB yer alır.

5. Yaygın Gelişimsel Bozukluklarda Tanıların birbirinden farkı ne?

Bu grupta yer alan en temel tanı, çocukluk-çağı otizmidir. Rett Bozukluğu: ilk 5 ayda normal bir gelişim dönemi sonrası baş büyüklüğünde azalan bir büyüme hızı, iletişimde bozulma ve beraberinde yürüyüş, el ve vücut hareketlerinde bozulma ile karekterize bir bozukluktur. Çocukluk-çağı Dezintegratif Bozukluğu: en az 2 yaşına kadar normal bir gelişim sonrası sosyal iletişim ve etkileşimde belirgin ve kalıcı bir bozulma ile kendine özgü bir gidişi olan bir bozukluktur.

Atipik otizm/ yüksek fonksiyonlu otizm: çocukluk-çağı otizmindeki “3 yaşından önce başlamalı” kriterinin olmaması ve belirti sayısının daha az oluşu ve daha yüksek zekânın varlığı tanıyı belirler. Asperger Sendromu: otizmde görülen sosyal etkileşimde bozukluk ve basmakalıp ilgilerin varlığının yanında dil becerilerinin normal gelişimi ile karekterize bir bozukluktur. Başka türlü adlandırılamayan-YGB: BTA-YGB tanısı, belirgin sosyal etkileşim bozukluğu varlığında diğer tanıları alacak kadar yeterli belirtinin olmadığı durumlarda konur.

6. Yaygın Gelişimsel Bozukluklarda Tanı önemli mi?

Tanının ne olduğu şu durumlarda önem kazanır: (1)Uygun tedavi yaklaşımının seçilmesi (2) Beklentilerinşekillenmesi, (3) Özelliklerin anlaşılması ve bu özelliklere yönelik adaptif yöntemlerin geliştirilmesi, (4) Profesyoneller arasında ortak bir dil kullanımı, (5) Rapor düzenlenmesi ve rapor için devlet desteği. Her çocuk birbirinden farklı olumlu ve olumsuz özelliklere sahiptir. Uygulamada tanıdan çok bu özelliklerin doğru anlaşılması ve kullanılması ön plandadır.

7. Yaygın Gelişimsel Bozukluklarda Tanıyı kim koyar?

YGB/OSB tanısı mutlaka bu alanda eğitim görmüş bir tıp doktoru tarafından konur.

8. Mutlaka Çocuk Psikiyatristi görmeli midir?

Tanının netleştirilmesi, tedavinin düzenlenmesi, ek tanıların teşhis ve tedavisi, önlenebilir ya da tedavi edilebilir, sebebi bilinen nörolojik, endokrinolojik, metabolik vs. (tıbbi) tanıların atlanmaması için mutlaka en az bir kez bir çocuk psikiyatrisi uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

9. Yaygın Gelişimsel Bozukluklar Başka tanılarla karışır mı?

Ayırıcı tanıda özellikle: Çocukluk başlangıçlı şizofreni, davranış semptomları ile mental retardasyon, karışık alıcı/ifade edici dil bozuklukları, konjenital sağırlık veya ciddi işitme bozuklukları, seçici konuşmazlık, psikososyal deprivasyon (yoksunluk), dezintegratif (regresif) psikoz. Tanı bir çocuk psikiyatrisi uzmanı tarafından netleştirilir.

10. Tanı ömür boyu mu? Yoksa geçici mi?

Tanının varlığı problemin ömür boyu olduğu anlamına gelmez. Uygun genetik özellikler ve tedavinin varlığında belli bir süre sonra YGB özellikleri tanı konma kriterlerini karşılamayacak düzeyde iyileşme gösterebilir. Bu durumda tanı geçici olmuş olur. Fakat genel anlamda bu tanı grubuna ait özellikler nitelik olarak azalsa da nicelik olarak pek azalmazlar ve vakaların çoğu tanı kriterlerini ömür boyu karşılamaya devam eder.

11. Ne sıklıkla görülür?

Otizm tanısı ilk geliştirildiği dönemde on binde bir gibi verilen görülme sıklığı geçtiğimiz on yıl içinde on binde altmış gibi bir düzeye yükselmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin Sağlık Bakanlığı’nın sağladığı 2007 verilerine göre Amerika çapında bu rakam yüz ellide bir sıklığına ulaşmıştır. Otizm’in ülkemizde ne kadar yaygın olduğu konusunda vaka istatistiklerinin istenilen düzeyde sistematik bir biçimde tutulmamasından dolayı net bir yanıt vermek olası değildir.

Fakat otizmin görülme oranı ülkeler arasında ciddi biçimde değişmemektedir. Yakın zamana dek 150’de 1 görülme sıklığından bahsedilirken, Council of Exceptional Children’ın bülteninde belirttiği gibi bu oran 100’de 1’e kadar artış göstermiştir. Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti verilerine göre otizm teşhis oranlarında %10-17 arası bir artış oranı tespit edilmektedir.

Erkeklerde 3–5 kat daha sık görülür. Sosyoekonomik düzey ve coğrafyadan bağımsız olarak tüm dünyada benzer sıklıkla görülür. YGB tanılı çocukların kardeşlerinde YGB görülme sıklığı %2-4’dür. Geniş katılımlı ikiz çalışmalarında, aynı yumurta ikizlerinin her ikisinde birlikte görülme oranı %36–90 kadar sık iken, farklı yumurta ikizlerinde %0–25 oranlarında bulunmuştur.

12. Biyolojik nedenleri nelerdir?

Özellikle belli gen bölgelerindeki polimorfizm, mutasyon vs. gibi değişimlerin sorumlu olduğu beyin değişiklikleri ön plandadır (Genetik). Temporal lob, beyincik, bazal ganglia ve belli alt bölgeleri üzerine yapılmış ve yapılmakta olan çok sayıda çalışma mevcuttur. Saptanan belli özellikler dışında kesin odak ve bozulma henüz aydınlatılamamıştır. Konjenital kızamıkçık, fenilketonüri, tuberoz skleroz, frajil X gibi nörobiyolojik ve genetik hastalıklarda YGB görülebilmesi biyolojik doğasına kanıt sunar.

13. Psikososyal nedenleri nelerdir?

20. yüzyıl başlarında, çocuklarına yetersiz ilgi gösteren ebeveynler bu bozukluğun ortaya çıkışında sorumlu tutulmuştur. Fakat bu teori daha sonra desteklenmemiştir. Çocuktan gelen ilişki arayışı davranışının belirgin derecede düşük oluşu ve buna karşılık olarak ebeveynlerin azalmış ilgileri bu tip teorilerin gelişiminden sorumlu olabilir. Ayrıca, ciddi çocuk ihmali vakalarında “tepkisel bağlanma bozukluğu” denen çocuğun iletişim aramama davranışı ve dil gelişimindeki gecikmeler YGB’ ye benzer bir tablo oluşturabilmektedir. Fakat bu vakalar tedaviden çok hızlı bir yarar görürler.

14. Neden biz?

Bu sorunun cevabı net olmasa da, burada özellikle genetik faktörler sorumlu görülmektedir. YGB tanılı bireylerin akrabalarında YGB ve sosyal iletişim zorluklarına daha sık rastlanmaktadır.

15. Yetiştirmenin bir etkisi var mı?

Yetiştirmenin bozukluğun varlığına etkisi yok gibi görünmektedir. Fakat var olan problemi olumlu ya da olumsuz yönde etkileyebilir. Ciddi anlamda sosyal uyaran eksikliği ör, gün boyu TV seyretme problemi pekiştirebilmektedir.

16. Tanı artıyor mu?

Bu alanda sosyal bilinç ve klinik başvurular artıyor. Tanı kriterleri daha hafif formları da kapsayacakşekilde genişliyor. Daha çok Doktor YGB grubu bozuklukları daha yakından tanımaya başlıyor. Bu nedenlerle tanı oranları artıyor olabilir. Daha önceleri 2000’de bir olarak ifade edilen YGB sıklığı günümüzde 250’de bir olarak ifade edilmeye başlamıştır. Sayılan tüm nedenlerin yanı sıra sıklığında gerçek bir artış söz konusu olduğu düşünülmektedir.

17. Beyin filmi çektirmek gerekir mi?

Beyin filmi, MR, beyin tomografisi, beyin haritası gibi görüntüleme yöntemlerinin YGB tanısında bir değeri yoktur. Fakat doktorunuzun; bilinen nörobiyolojik tanıların varlığından şüphelendiği, YGB’ ye ek başka bir patoloji olabileceğini düşündüğü vs. gibi durumlarda gerekli olabilir.

18. Kan tahlili gerekir mi?

Yukarıdaki durumlara benzer durumlar dışında ve ilaç kullanımı varlığında belirli tetkikler istenmesi durumu dışında gerekli değildir.

19. Diğer özellikleri nelerdir?

Sosyal etkileşim, dil becerileri/ sosyal iletişim ve soyut algı/ imajinasyon alanlarındaki kısıtlılık dışında; sıklıkla, ciddi öğrenme güçlükleri, günlük işlerde aynılıkta yoğun ısrar etme, hareket eden cisimlere aşırı ilgi, görsel uzaysal becerilerde ve sıralı bellekte yüksek işlevsellik tekrarlayıcı/ stereotipik davranışlar, göz temasının az olması veya hiç olmaması, aşırı neşe, kızgınlık veya sıkıntı haricinde boş yüz ifadesi, diğer insanlar yokmuş gibi davranma, konuşulan kelimeleri tekrarlama (ekolali), mecaz kelimeleri/esprileri anlamakta güçlük, cümle kurarken bağlaçları/zamirleri (çünkü ve ben) yanlış kullanma, sesin volumünü ayarlama sorunu (bağırarak/çok sessizce konuşma), kokulara veya tatlara veya bazı kumaşlara karşı duyarlılık

20. Başka tanılar eşlik eder mi?

Konjenital kızamıkçık, fenilketonüri, tuberoz skleroz, frajil X gibi iyi tanımlanmış nörobiyolojik hastalıklar, yaklaşık %10 oranında YGB ile birlikte bulunurlar. Ayrıca, dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu, mental retardasyon (zihinsel gerilik) (%30–60), epilepsi (%25); yanı sıra bozukluğun gidişi içinde sık duygudurum (moral) değişiklikleri ve obsesif-kompulsif bozukluk (takıntı bozukluğu) belirtileri gözlenebilir.

21. Bu çocukların yapamayacağı şeyler nelerdir?

Genellikle; esnek çözüm gerektiren durumlar, bekleyebilme, başkalarının yüz ve beden ifadelerini anlama, anlamlandırma, ilişki başlatma, sürdürme, arkadaş edinme, soyut kavramları anlama, zekâsından beklenen oranda kendini ifade etme gibi durumlarda zorlanırlar.

22. Bu çocukların daha iyi yapacağı şeyler nelerdir?

Genellikle; ezberleme, görsel-mekânsal bellek gerektiren işler; bazı çocuklar, erken yaşta okuma-yazma, belli teknik-kategorik alanlarda üstün yeteneklilik, sosyal ilişki gerektirmeyen bazı alanlarda (ör, elektronik aletler, bilgisayar vs.) başarı gösterirler.

23. Nasıl tedavi edilir?

(1) Özel eğitim;
(2) eğitimi kolaylaştırıcı, destekleyici ilaç tedavisi (Ör, Risperdal, Ritalin gibi);
(3) Ek problemlere yönelik ilaç tedavisi (Ör, Prozac, Depakin, gibi);
(4) Fiziksel eğitim (uğraş terapisi);
(5). Davranışçı terapi

24. İlaç mutlaka gerekli mi?

Tüm diğer tıbbi bozukluklarda olduğu gibi, akılcı ilaç kullanımında risk/yarar oranının bu bozukluklarda da gözetilmesi uygundur. Dikkat, bilişsel işlevler, davranış problemleri, takıntılar, keyifsizlik ve benzeri pek çok alanda ilaç tedavilerinin etkileri kanıtlanmıştır. Ek problemlerin varlığında ilaç tedavisine daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Ek bir fayda beklenmediği ya da risklerin yüksek olduğu durumlarda ilaç tedavisi gerekmeyebilir.

25. Özel eğitim mutlaka gerekli mi?

Her çocuk ve her yaş grubunun farklı kısıtlılık ve ihtiyaçları vardır. Genel bir değerlendirme ve tedavi planı geliştirme amacıyla özel eğitim uzmanının değerlendirmesi gerekir. Bu tanı grubundaki bozuklukların tedavisi özel eğitimdir. İlaç tedavileri eğitimi kolaylaştırmaya ya da eşlik eden sorunları ortadan kaldırmaya yöneliktir.

26. Hangi tedaviden en çok fayda görülür?

İlaç tedavileri ve/veya özel eğitimin diğer tedavilere üstünlüğü bilinmektedir. Bunların yanı sıra diğer tedavilerden (fiziksel eğitim, davranış tedavileri) de yarar sağlanabilir.

27. Tedaviden neler beklemeliyim?

(1) Sosyalleşmede düzelme/artış
(2) Dikkat fonksiyonlarında iyileşme
(3) Bilişsel işlevlerde gelişme
(4) Davranım problemlerinde azalma
(5) Dil becerilerinde artma
(6) Takıntılarda azalma
(7) Motor becerilerde artış
(8) Kendini ifade etme becerilerinde artış

28. Tedavinin etkili olacağını önceden gösteren belirteçler var mı?

(1) Erken tanı ve tedavi;
(2) Dil ve iletişim becerilerindeki gelişimsel düzeyin yüksek olması;
(3) Mental retardasyon (zihinsel gerilik) olmaması;
(4) Ek problemlerin az olması ya da bulunmaması;
(5) Yaygın gelişimsel bozukluk tipi gibi faktörler sayılabilir. Bu konuda yeterli sayıda bilimsel veri bulunmamaktadır.

29. Başka alternatif tedaviler işe yarar mı?

Diyet tedavisi; yunuslarla eğitim, at binme tedavisi, magnezyum, diğer eser element ve vitaminler, biyo-feedback vs. gibi alternatif yöntemlerin etkinliği bilimsel olarak gösterilememiştir

30. Nasıl yaklaşmalıyım? Ben ne yapabilirim?

Problemin doğasını anlayarak, çocuğunuza uygun hedef, yöntem ve beklentileri doktorunuz ve özel eğitimcinizin işbirliğindeşekillendirmek; eğitim yöntemlerini mümkün olduğunca düzenli ve sık olarak özel eğitim seansları dışında da uygulamak; Sosyalleşmesini artırıcı önlemler almak (ör, yuva); Çevresini imajinasyonu (soyut algı) artırıcı uyaranlarla zenginleştirmek; Sosyal iletişimi kısıtlayıcı, tekdüze uyaranları kısıtlamak (ör, televizyon); İşaret dilini kullanmayı teşvik etmek

31. Başka problemler gelecekte eklenir mi?

Epilepsi gelişme riski özellikle ergenlik çağında artmaktadır (%25). Duygudurum bozuklukları ve bazı psikotik bozukluk sıklığı artabilmektedir. Bu konuda yeterli sayıda çalışma yoktur.

32. Başka çocuk yaparsak aynı durumla karşılaşır mıyız?

Geniş anlamıyla yaygın gelişimsel bozukluk tanısına kardeşlerde rastlama oranı %2-4’dür. Kardeşinde “otizm” gelişme ihtimali yaklaşık %1’dir. Vakanın şikâyetlerinin ağırlığı arttıkça kardeşinde de benzer bozukluk görülme olasılığı artmaktadır.

Dr. Koray Karabekiroğlu

Özel eğitim Merkezimizde alanında uzman pedagog ve özel eğitim öğretmenleriyle Yaygın Gelişimsel Bozukluklar üzerine çocuk ve gençlerimize yönelik eğitim ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

YAYGIN GELİŞİMSEL BOZUKLUKLAR   EĞİTİM PROGRAMLARIMIZ

ANA SAYFA       İLETİŞİM

Dezintegratif Bozukluk Heller Sendromu

Dezintegratif Bozukluk

Heller Sendromu Çocukluk Çağı Dezintegratif Bozukluğu

Çocukluğun dezintegratif bozukluğu olan çocuklarda doğumdan itibaren en az iki yıl tamamen normal gelişim kaydedilir. Belirtiler sıklıkla 3-4 yaş arası görülmeye başlar. Bu tanıyı koyabilmek için belirtilerin 10 yaştan önce gelişmiş olması gerekir. ağır mental retardasyonla ve lokodistrofiyle (ilerleyici çocuk nörolojisi hastalıkları) birlikte görülmektedir.

Ayrıca epilepsiye rastlama olasılığı da sıktır. Başlangıç ani veya dereceli olabilir. ilk bulgular, aktivitede artış, huzursuzluk ve anksiyetedir. Daha sonra konuşma ve diğer yetilerde kayıplar kaydedilir, klinik tablo platoya erişir ve sonraki gelişim sınırlı olabilir. Eğer ilerleyici bir nörolojik bozukluğun sonucu olarak ortaya çıkıyorsa klinik tablo kötüleşme hatta ölümle sonuçlanabilir.

Bu psikoza heller demansı veya infantil demans da denilmektedir. Otizmdeki gerilemeyle ilişkisi tartışmalıdır. Genelde, nöroloji kliniklerinde yataklı tetkiklerle teşhis edilir.

Öncesinde normal işlev gören çocuğun 3-4 yaşlarında başlayan zeka, dil ve sosyal işlevlerinde birkaç ay içinde gelişen deteryasyon (yıkım)’dur. Tahminen otistik bozuklukların 10’da biri sıklıkta gözlenir. Erkek/kız oranı 4-8/1’dir.

Sebep bilinmiyor. Konvulzif sendromlar, tuber sklerozis ve çeşitli metabolik hastalıklarla birlikte bulunabilmektedir: Çocukluğun Dezintegratif bozukluğu DSM-IV Tanı ölçütleri şunlardır:

a. Doğumdan sonraki iki yıl içinde yaşına uygun sözel ve sözel olmayan iletişim, toplumsal ilişkiler, oyunlar ve uyumsal davranışların olması ile kendini belli eden gürünüşte normal bir gelişmenin olması

b. Aşağıdakilerden en az iki alanda daha önce edinilmiş olan becerilerin (10 yaşından önce) klinik olarak önemli ölçüde yitirilmesi.

Bunlar:

Sözel anlatım ya da dili algılama

Toplumsal beceriler ya da uyumsal davranış

Bağırsak ya da mesane kontrol

Oyun

Motor beceriler

c. Aşağıdakilerden en az iki alanda olağan dışı bir işlevselliğin olması:

Toplumsal etkileşimde nitel bir bozulma (sözel olmayan davranışlarda bozulma, yaşıtlarıyla ilişki kuramama, toplumsal ya da duygusal karşılıklar verememe vb. )

İletişimde nitel bozukluklar (konuşulan dilin gelişiminde gecikme olması ya da hiç gelişmemi olması, bir söyleşiyi başlatamama ya da sürdürmede, dilin basmakalıp ve yineleyici bir biçimde kullanılması, çeşitli imgesel oyunlar oynamama vb. )

Motor basmakalıp davranışlar ve mannerizmler de içinde olmak üzere davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı, basmakalıp ve yineleyici görüntülerin olması.

Çocukluk çağı dezintegratif bozukluğu (ÇÇDB), yaşamın ilk iki yılında sözel ve sözel olmayan iletişim, sosyal etkileşim becerileri, oyun, mesane ve bağırsak kontrolü ile motor davranış alanlarında normal gelişimi takiben 2-10 yaşları arasında belirtilen alanların en az ikisinde gerileme gözlenen nöropsikiyatrik bir sendrom olarak tanımlanmaktadır.

Klinik tabloya, toplumsal etkileşim ve iletişimde nitel bozulma, davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı, basmakalıp ve yineleyici bir örüntü eşlik edebilir.

ÇÇDB, ICD-10’da Rett Sendromu’ndan ayrılması amacıyla “Çocukluk Çağının Diğer Dezintegratif Bozuklukları” başlığı altında yer alırken DSM-IV’te “Yaygın Gelişimsel Bozukluklar” başlığı altında sınıflandırılmıştır. Yazında ÇÇDB’ye, dezintegratif bozukluk, Heller Demansı ya da Heller Sendromu isimleri de verilmektedir.

Yakın dönemde yayımlanmış olan DSM-5’te tanı kategorisi ile ilgili değişiklik yapılmıştır. DSM-IV’te “Yaygın Gelişimsel Bozukluklar” çatısı altında yer alan otistik bozukluk, Asperger Sendromu, başka türlü adlandırılamayan yaygın gelişimsel bozukluk ve ÇÇDB tanıları yerine birleştirilmiş tek bir tanı olarak “Otizm Spektrum Bozukluğu” kullanılması önerilmiştir.

Genetik alt yapısı nedeniyle Rett Sendromu tanıya dahil edilmemiştir. ÇÇDB etiyolojisi hala net olarak bilinmeyen ve oldukça nadir görülen bir bozukluktur. Toplumdaki prevalansının 100.000’de 1.1 ve 6.4 arasında değiştiği gösterilmiştir. Net oranlar saptanamamış olsa da, ÇÇDB’nin erkeklerde kızlara göre daha sık görüldüğü bildirilmektedir. ÇÇDB’nin ortalama başlangıç yaşı 3.36 yıldır. Ancak yazında 1.2 ile 9 yaşları arasında başlayan olgular bildirilmiştir.

ÇÇDB sinsice (aylar içinde) veya akut bir biçimde (günler içinde) başlayabilir. Olguların bir kısmında, işlevsellikteki gerileme ortaya çıkmadan önce anksiyete, aşırı hareketlilik ve irritabilite gibi öncü belirtilerin olduğu “haber verici dönem” saptanabilir. Bu “haber verici dönem” pratikte, anksiyete bozuklukları, depresif bozukluk, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gibi birçok klinik tablo ile karışabilmektedir.

Bu yazıda, ender görülen bir tablo olan ÇÇDB nedeniyle polikliniğimizde izlediğimiz 3 yaş 3 aylık bir erkek olgu sunulmuştur.

OLGU

Üç yaş üç aylık erkek olgu polikliniğimize “konuşmama, aşırı hareketlilik ve huzursuzluk” yakınmaları ile getirildi. Annesinden, çocuğunun çok hareketli olduğu, yerinde bir an bile durmadığı ve sürekli kendi etrafında döndüğü, çok huzursuz ve sinirli olduğu, ismi seslenildiğinde dönüp bakmadığı, göz temasının kısıtlı olduğu, konuşmadığı, kimseyle iletişim kurmadığı, yaşıtlarıyla ve oyuncaklarla oynamadığı öğrenildi.

Özgeçmişinde; annenin ikinci gebeliğinden, hastanede, normal spontan vaginal doğumla 3150 gr ağırlığında, miadında dünyaya geldiği, gebelik dönemi süresince, doğum sırasında ve sonrasında herhangi bir sorun yaşanmadığı öğrenildi.

Annenin ilk gebeliğinden olan, kendisinden üç yaş büyük sağlıklı bir kardeşinin olduğu; kaybedilmiş gebelik, küretaj ya da ailede erken bebek-çocuk ölümü olmadığı belirtildi. Olgunun nöro-motor gelişimi sorgulandığında, bir yaşına kadar anne sütü aldığı, yürümeye bir yaşında, cümle kurmaya iki yaşında başladığı, 2.5 yaşından beri gündüzleri idrar ve dışkısını söylediği, geceleri ise annesinin altına bez bağladığı, yaşıtlarıyla ve oyuncaklarıyla oynadığı, iletişiminde herhangi bir problem olmadığı ifade edildi.

Üç yaşına kadar gelişiminde herhangi bir sorun izlenmeyen olgunun ilk yakınmalarının yaklaşık üç ay önce başladığı, bir gece aniden ağlayarak ve çığlık atarak uyandığı ve o geceden sonra ailesinin anlam veremediği korkuları olduğu, uyku düzeninde bozulma meydana geldiği bildirildi. Ardından aşırı hareketlilik, sürekli kendi etrafında dönme, konuşmama, idrar ve dışkısını söylememe, aşırı sinirlilik, çevreyle iletişim kurmama, ismi seslenilince dönüp bakmama ve gelişiminde giderek artan biçimde gerileme yakınmalarının olduğu öğrenildi.

Soygeçmişinde belirgin bir özellik yoktu. Anne 29 yaşında, lise mezunu, ev hanımı; baba 31 yaşında, yüksekokul mezunu, memur olarak çalışmakta idi. Anne-baba arasında kan bağı bulunmadığı, çekirdek ve geniş ailede herhangi bir psikiyatrik, nörolojik ya da metabolik hastalığı olan, gelişimsel gerilik öyküsü bulunan bir birey bulunmadığı öğrenildi. Altı yaşında sağlıklı erkek kardeşi ile ilişkileri, yakınmalarının başlangıcına kadar iyi olarak tariflenen olgunun, sonrasında kardeş ilişkileri bozulmuştu. Anne-baba tutumları olağan olarak izleniyordu.

Mevcut yakınmalarla öncelikle pediatrik nöroloji polikliniğine başvurduğu, burada nörometabolik hastalıklar açısından değerlendirildiği öğrenilen olgunun bu amaçla yapılan kan tetkiklerinde herhangi bir problem saptanmadığı, tiroid fonksiyon testlerinin normal sınırlar içerisinde olduğu öğrenildi. Çekilen uyku-uyanıklık elektroensefalografi (EEG)’sinde ve kraniyal manyetik rezonans görüntüleme (MRG)’sinde patolojik bir bulguya rastlanmayan olgunun, nörolojik muayenesinde de olağan dışı bir durumla karşılaşılmadığı bildirildi. Sonrasında olgu bu haliyle tarafımıza yönlendirilmişti.

Psikiyatrik görüşmede, olgunun bilincinin açık olduğu ancak görüşme odasında göz ilişkisi kurmadığı, ismi seslenildiğinde bakmadığı, verilen komutlara uymadığı, konuşmadığı, görüşme boyunca hareket ettiği ve odanın ortasında kendi etrafında sürekli döndüğü gözlendi.

Olguda DSM-IV tanı ölçütlerine göre, doğumdan sonraki iki yıl içinde yaşına uygun, görünüşte normal bir gelişimin olması, daha önce edinilmiş sözel anlatım, toplumsal beceriler, bağırsak ve mesane kontrolü, oyun, motor beceri gibi alanlarda 10 yaşından önce yitim olması, toplumsal etkileşim ve iletişimde nitel bozukluklar, motor basmakalıp davranışlar ve manyerizmler de içinde olmak üzere davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı basmakalıp ve yineleyici örüntülerin olması ve bu bozukluğun başka yaygın gelişimsel bozukluk (YGB) veya şizofreni ile daha iyi açıklanamaması nedeniyle ÇÇDB düşünüldü. Olası bir organik hastalığı gözden kaçırmamak adına, pediatri kliniği ile iletişim halinde olunarak, olgunun bu haliyle ÇÇDB olarak değerlendirilmesinin uygun olduğu kanaatine varıldı.

Belirtilerine yönelik risperidon 0.5mg/gün başlandı. Aileye psiko-eğitim yapılarak olguya bireysel ve grup özel eğitim önerildi ve üç hafta sonra kontrole çağrıldı. Eş zamanlı olarak pediatri kliniğinde de takiplerinin devam edilmesi önerildi. Olgu sonraki kontrolüne gelmedi. Bundan yaklaşık dört hafta sonra randevu dışı olarak başvurdu. Bu başvurularında, bürokratik işlemlerin halen sürmesinden dolayı özel eğitime başlayamadıklarını, bu yüzden kontrole gelemediklerini ancak ilacı düzenli kullandıklarını ve kısmi fayda gördüklerini belirttiler.

Yapılan organik değerlendirmelerde herhangi bir sorun saptanmayan olgunun, öncekine göre göz temasının bir miktar arttığı ve yönergelere daha iyi uyduğu izlendi. İlaçla ilgili herhangi yan etki gözlenmedi. Aileye davranışçı önerilerde bulunularak, hastalığın doğası ve ebeveynlere düşen sorumluluklar ile ilgili daha ayrıntılı bilgi verildi, risperidon 0.75mg/gün’e yükseltildi. Sonraki kontrolde, özel eğitime başladıkları, okulda ılımlı düzeyde uyum sorunları yaşamasına rağmen sonrasında bu sorunların düzeldiği, öncekine göre göz temasının artmış olduğu izlendi. Olgunun tarafımızdan izlemi sürmektedir.

TARTIŞMA

Bu yazıda, ÇÇDB tanısıyla izlenen üç yaş üç aylık bir erkek hasta bildirilmiştir. ÇÇDB çocuk psikiyatrisi pratiğinde oldukça nadir görülen ve etiyolojisi hala tam olarak bilinemeyen bir bozukluktur (5). ÇÇDB ile ilgili literatür çoğunlukla olgu sunumlarından oluşmaktadır (9-13). ÇÇDB ortalama üç yaşlarında, sinsice veya akut bir biçimde (günler içinde) başlayabilmektedir (8,9). Olguların bir kısmında, işlevsellikteki gerileme ortaya çıkmadan önce anksiyete, aşırı hareketlilik ve irritabilite gibi öncü belirtilerin olduğu “haber verici dönem” saptanabilmektedir (8).

Olgumuzda bozukluk üç yaş civarında akut bir biçimde başlamış, bu durum öncelikle organik bir bozukluk olabileceğini düşündürerek aileyi pediatrik nöroloji kliniğine yönlendirmiştir. Pediatrik nöroloji tarafından değerlendirilen olgunun yapılan tetkiklerinde ön planda organik bir patoloji olmadığı kanaatine varılmış, bu haliyle tarafımıza yönlendirilen olgu, DSM-IV ölçütlerine göre ve dışlama yöntemiyle ÇÇDB olarak değerlendirilmiştir.

Olgunun klinik belirtilerinin tam olarak ortaya çıkmasından önce gözlenen anksiyete bulguları, uyku problemleri ve aşırı hareketlilik yakınmalarının, klinik kitaplarda sözü edilen “haber verici dönem” özelliklerini gösterdiği de dikkati çekmiştir. Bu durum bize, “çocuğun kendisinde olan gerilemeyi fark ettiği ancak dile getiremediği için davranışlarına yansıttığı bir dönemi yaşadığını” düşündürmüştür. Sonrasında olguların yitimle birlikte farkındalık yetilerinin azalıyor olması, “haber verici dönem” bulgularını azaltıyor olabilir.

Literatür incelendiğinde, ÇÇDB olan çocuklarda en sık konuşma alanında bozulma gözlenirken bunu sırasıyla toplumsal beceriler ve uyum davranışlarında bozulma, stereotipik davranışlar, bağırsak ve mesane kontrolünü kaybetme ve motor beceri kaybı izlemektedir (9,14,15).

Olgumuzda da literatüre benzer kayıplar olduğu saptanmış, erken müdahalenin önemi düşünülerek, pediatri kliniğinden izlemine son vermeden süratle bireysel ve grup özel eğitime yönlendirilmiştir.

Özel eğitime başladığı ilk günlerde uyum sorunu yaşayan olgunun, sonrasında bu uyum sorunlarının kısa bir süre içinde azaldığı ve ortadan kaybolduğu, ilaç tedavisi ile birlikte özel eğitime cevap vermeye başladığı gözlenmiştir.

Literatürde ÇÇDB olgularında, zihinsel yetilerdeki kaybın kalıcı olduğu bildirilmekle birlikte (16), olgumuzda izlediğimiz ılımlı miktar düzelme, ÇÇDB tanısını erken akla getirmenin ve “organik testlerin tamamı tamamlanmamış bile olsa” en azından destekleyici müdahalenin erken başlamasının, yeti kaybının hızını azaltabileceğini düşündürmüştür.

ÇÇDB tanısı koymadan önce, nörolojik bozukluklar, kronik nöro enfeksiyonlar veya epileptik ensefalopatilerin ayrılması ve ÇÇDB’ye eşlik edebilecek epilepsinin ayrımı için detaylı bir nörolojik inceleme yapılması gerekmektedir (15).

Olgumuzun çocuk nörolojisi polikliniğinde yapılan nörolojik muayenesi, istenilen rutin kan tetkikleri ve tiroid fonksiyon testlerinde, çekilen kranial MRG ve EEG’sinde herhangi bir patolojik özellik saptanmamış ve ön planda organik etiyoloji düşünülmemiştir. ÇÇDB’de diğer YGB’ları da ayrıcı tanıda düşünülmeli, özellikle de otizm ile mutlaka ayrıcı tanısının yapılması gerekmektedir.

ÇÇDB olguları ilk iki yaşta nöromotor gelişimin normal olması ve ilerleyici yeti kaybı bulunmasıyla otizmden ayırt edilebilmektedir. Otizm olan olgularda belirtiler üç yaşından önce başlamaktadır. Belirtiler başladığında dil gelişiminin yeterli olmadığı görülür. Motor becerilerde genellikle bozukluk görülmez. Edinilmiş bağırsak ve mesane kontrolünün yitirilmesi yoktur ve bilişsel işlevlerde ilerleyici bir yıkım gözlenmez (16). Bu nedenlerden dolayı olgumuzda otizm düşünülmemiştir.

ÇÇDB’nin özgül bir tedavisi bulunmamaktadır.

Hastanın ve ailenin psikoeğitimi, özel eğitim ve psikofarmakolojik ajanlar başlıca tedavi yöntemleridir. Özellikle anksiyete bulguları, aşırı hareketlilik, kendini yaralayıcı davranışlar, saldırganlık, davranış sorunları bulunması durumunda psikofarmakolojik tedavi seçeneği sıkça gündeme gelmektedir. Bu belirtilere yönelik atipik antipsikotiklerin (11,17-20) ve özgül serotonin geri alım inhibitörlerinin (20) literatürde sıkça kullanıldığı görülmektedir.

Olgumuzda literatüre uygun şekilde sinirlilik, davranış sorunları ve aşırı hareketlilik yakınmalarına yönelik risperidon tedavisi başlanmış, ayrıca aileye uygun psikoeğitim verdikten sonra olgu temel becerilerin kazandırılması amacıyla özel eğitime yönlendirilmiştir. Olgunun son kontrolünde, uygulanan tedavilerden kısmen fayda gördüğü izlenmiştir. Bu durum bize, tanı ve destekleyici tedavide erken müdahalede bulunmanın önemini bir kez daha vurgulamıştır.

ÇÇDB, YGB’ları içerisinde en az tanınanıdır. Tanı koydurucu özgül bir testin olmayışı, belirtilerinin otizme benzemesi ve bozukluğun başlangıç dönemi bulgularının birçok başka psikiyatrik bozukluklarla karıştırılabilmesi nedeniyle ÇÇDB tanısı atlanabilmektedir. Bu nedenle daha fazla klinik olgunun sunulması ve yapılacak daha geniş çaplı, uzun süreli çalışmalar ile olguların izleme çalışmaları, bozukluğun ortaya çıkış tarzını anlamamıza ve ÇÇDB tanısını daha erken yakalayıp, erken müdahale etmemize yardımcı olacaktır.

Kaynak: Düşünen Adam The Journal of Psychiatry and Neurological Sciencesi, Volume 27, Number 4, December 2014 – Kemal Utku Yazıcı, İpek Perçinel

Özel eğitim Merkezimizde alanında uzman pedagog ve özel eğitim öğretmenleriyle Dezintegratif Bozukluklar üzerine çocuk ve gençlerimize yönelik eğitim ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

YAYGIN GELİŞİMSEL BOZUKLUKLAR

YGB ile ilgili okuyabileceğiniz diğer yazılar
Otizm
Otizm Nedir
Otizmin Nedenleri
Otizm Belirtileri
Otizm Tedavisi
Otistik Çocukların Eğitimi
Yaygın Gelişimsel Bozukluklar
YGB en sık sorulanlar
YGB Destek Eğitim Programı
Asperger Sendromu
Rett Sendromu
Atipik Otizm
Otizm Hastalık Değildir
Hipotonik Bebek
Yaşananlar İz Bırakır
YGB Tanımı ve Özellikleri

YGB Tanımı ve Özellikleri

YGB Tanımı ve Özellikleri

Yaygın Gelişimsel Bozukluklar Özür Grubunun Tanımı ve Özellikleri

YGB Tanımı ve Özellikleri

YGB Tanımı ve Özellikleri

YGB Tanımı ve Özellikleri

Yaygın gelişimsel bozukluk, birden fazla bozukluğu içeren genel bir tanı grubu olup erken çocukluk döneminde başlayan sosyal etkileşim, dil gelişimi ve davranış alanlarında yetersizliklere sahip olma durumudur.

Davranış Sorunları, yineleyici, sınırlı ilgi ve davranışları kapsamaktadır. Bu durumlar gelişimin birçok alanını etkileyerek kalıcı ve süreğen işlev bozukluklarına yol açarlar.

1980 öncesinde Amerikan Psikiyatri Birliğinin sınıflandırmasında yaygın gelişimsel bozukluklar çocukluk şizofrenisinin bir alt tipi olarak sınıflandırılmaktaydı. Amerikan Psikiyatri Birliği, 1994 yılında yaygın gelişimsel bozuklukları be bozukluktan oluşan bir grup olarak sınıflandırımıştır.

 

Bunlar;

Otizm
Rett Sendromu
Çocukluğun Dezintegratif Bozukluğu
Asperger bozukluğu
Başka Türlü Adlandırılmayan yaygın gelişimsel Bozukluk (Atipik Otizm)
‘ tur .

Otizm

YGB Tanımı ve Özellikleri

YGB Tanımı ve Özellikleri

Otizm, yaşamın erken dönemlerinde başlayan ve yaşam boyu süren, sosyal ilişkiler, iletişim, davranış ve bilişsel gelişmede gecikme ve sapma gibi özellikler gösteren nöropsikiyatrik bir bozukluk olarak kabul edilmektedir.

Yaygın gelişimsel bozuklukların en iyi bilineni otizm (İnfantil otizm olarak da bilinir.) olup karşılıklı sosyal etkileşimde, sözel iletişimde bozukluklar ve basmakalıp stereotipik davranış örüntüsü ile karakterizedir. İnfantil otizm kavramı ilk kez Leo Kanner tarafından 1943 yılında tıp literatürüne kazandırılmış ve 1980’e kadar bu terim kullanılmıştır.

Otizm terimi, zaman içinde yerini, otizm spektrum bozuklukları (ASD-Autism Spectrum Disorders) terimine bırakmıştır. Otizm spektrum bozuklukları, yaygın gelişimsel bozukluklarla (Pervasive Developmental Disorders-PDD) eşanlamlı olup ileri düzeyde ve karmaşık bir gelişimsel yetersizlik anlamında kullanılmaktadır. Otizm ise bu sınıflandırma altında yer alan kategorilerden yalnızca biridir.

Otizm spektrum bozukluğunun nörolojik nedenlerden kaynaklandığı sanılmaktadır. Otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin önemli bir bölümünde (yaklaşık %35), beyindeki anormal elektrik hareketlerine bağlı olarak nöbet, istemsiz hareketler, bilinç yitimi vb. nörolojik sorunlar da görülebilir. Otizm spektrum bozukluğu bir ruh hastalığı değildir, ancak belirtileri bazı ruh hastalıklarını çağrıştırabilir. Yapılan bilimsel araştırmalar, otizm spektrum bozukluğunun çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin sosyoekonomik özellikleriyle ilişkisi olmadığını göstermiştir.

Otizm spektrum bozukluğunun kalıtsal olabileceği yönünde bulgular vardır, ancak buna yol açan gen ya da genler henüz bulunmuş değildir. Önceki yıllarda otizm spektrum bozukluğunun görülme oranının 500’de bir olduğu kabul edilirken son verilere göre otizm spektrum bozukluğunun yaklaşık her 150 çocuktan birini etkilediği düşünülmektedir.

Ayrıca, erkeklerdeki yaygınlığı kızlardan dört kat fazladır.Sanıldığının aksine, otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin çoğunda, farklı düzeylerde zeka geriliği görülür. Ayrıca, zeka testlerinde belli alanlar, diğer alanlara kıyasla çok daha geri çıkabilir. Otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin pek azında (yaklaşık %10), çok güçlü bellek, müzik yeteneği vb. üstün özelliklere rastlanır.

Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından 2000 yılında yayımlanmış olan DSM-IV-TR (Ruhsal bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı) kılavuzuna göre yaygın gelişimsel bozukluklar içinde yer alan otizm tanısının konulabilmesi için aşağıda sıralanan belirtilerden en az altısının görülmesi gerekir.

Ayrıca, bu belirtilerden en az ikisinin sosyal etkileşim sorunları kategorisinden, en az birer tanesinin ise diğer iki kategoriden (iletişim Sorunları ve sınırlı/yinelenen ilgi ve davranışlar) olması şarttır. Bu belirtilerden en az birinin 36 aydan önce ortaya çıkmış olması da bir diğer koşuldur. Otizm spektrum bozukluğu şemsiyesi altında yer alan diğer kategoriler için daha farklı ölçütler söz konusudur. Aşağıda, her bir belirtiye ilişkin ayrıntılıar yer almaktadır:

a. Sosyal Etkileşim Sorunları

Sosyal etkileşim için gerekli sözel olmayan davranışlarda yetersizlik
Sıra dışı göz kontağı özellikleri: göz kontağı hiç kurmamak, çok kısa süreli kurmak ya da alışılmadık biçimde kurmak. Örneğin, birden bire gözlerini karşısındakinin gözlerine dikmek ve kaçırmak gibi.

Jest ve mimik kullanımında sınırlılık: konuşurken çok az jest ve mimik kullanmak.

Başkalarına yaklaşmada sıra dışı özellikler: Sosyal ortamların gerektirdiği mesafeyi ayarlayamamak, Başkalarına fazla yakın ya da uzak durmak.

Ses kullanımında sıra dışılık: konuşurken alışılmadık ses kalitesi ve vurgu özellikleri göstermek.

Yaşa uygun akran ilişkileri geliştirememek

Arkadaşlık kurmakta zorlanmak: çok az sayıda arkadaşa sahip olmak ya da hiç arkadaş edinememek.

Akranlarla etkileşimde bulunmamak: Kendi yaşıtlarıyla oynamada, konuşmada vb. çok isteksiz davranmak. Örneğin, yalnızca kendisinden çok küçük ya da büyük kişilerle etkileşimde bulunmak.

Yalnızca özel ilgilere dayalı ilişkiler geliştirmek: Belli kişilerle, yalnızca belli ilgilere dayalı olarak (favori konularda) etkileşimde bulunmak.

Grup içinde etkileşimde bulunurken zorlanmak: İş birliğine dayalı oyunların kurallarına uymakta zorlanmak.

Başkalarıyla zevk, başarı ya da ilgi paylaşımında sınırlılık

Yalnız olmayı tercih etmek: Başka, genellikle aile üyeleriyle ya da arkadaşlarıyla birlikte yaptığı pek çok şeyi (TV izlemek, yemek yemek, oyun oynamak vb. ) yalnız başına yapmayı yeğlemek.

Belli olay ya da durumlara dikkatini çekme çabası göstermemek. Örneğin; Şaşırtıcı bir durum karşısında başkalarına işaret etmemek, bir şey başardıığında başkalarıyla paylaşmamak vb.

Sözel övgü karşısında tepki vermemek: Başta kendisine yönelttiği övgü sözleri ya da sözel onaylamalar karşısında çok az tepki vermek ya da hiç tepki vermemek. Örneğin, hoşnutluk belirtisi göstermemek.

Sosyal-duygusal davranışlarda sınırlılık

Başka ilgisi karşısında tepkisiz kalmak: Birileri kendisine seslendiğinde ya da kendisiyle etkileşmek istediğinde tepki vermemek, duymuyormuş ya da fark etmiyormuş gibi davranmak.

Başkasının yaptıklarına karşı ilgisizlik: Ortama birinin girmesi, ortamdan birinin çıkması, birinin konuşmaya başlaması gibi başka çocukların çok ilgisini çeken bazı olaylar karşısında ilgisiz kalmak; böyle durumlarda, gülümseme gibi hoşnutluk ya da ağlama gibi hoşnutsuzluk ifadeleri göstermemek.

Başkasının duygularını anlamada yetersizlik: Üzülen, ağlayan, kızan, sevinen vb. kişiler karşısında duyarsız davranmak. Örneğin, üzgün birini rahatlatma çabası göstermemek.

İletişim Sorunları

Dil gelişiminde gecikme

İki yaşından büyük olup da tek bir sözcük bile söylememek.
Üç yaşından büyük olup da iki sözcüklük basit ifadeler (Baba git.’ vb. ) kullanmamak.

Konuşmaya başladıktan sonra basit bir dil bilgisi yapısı kullanmak ya da belli yanlışları tekrarlamaya devam etmek.

Karşılıklı Konuşmada zorluk
Karşılıklı Konuşma başlatmada, sürdürmede ve sonlandırmada önemli sorunlar göstermek: örneğin; bir kez konuşmaya başlayınca konuşmayı uzun bir monolog şeklinde sürdürmek ve karşısındakilerin yorumlarını göz ardı etmek.

Konuşma konularında seçicilik: Kendi favori konuları dışındaki konularda çok zor ve isteksiz olarak konuşmak.
Sıra dışı ya da yinelenen dil kullanmak

Başkalarının kendisine söylediklerini tekrarlamak.
Televizyondan duyduklarını ya da kitaplardan okuduklarını, ilişkisiz zamanlarda ve bağlam dışı olarak yinelemek.

Kendisinin uydurduğu ya da yalnızca kendisine anlam ifade eden sözleri tekrarlamak.

Ağır resmi ve didaktik konuşma özellikleri göstermek.

Gelişimsel düzeye uygun olmayan oyun senaryolu oyunlarda sınırlılık: Oyuncaklarla evcilik, okulculuk, doktorculuk vb. hayali oyunlar oynamamak.

Sembolik oyunlarda sınırlılık: Bir nesneyi başka bir nesne olarak (çubuğu mikrofon olarak vb. ) kullanarak oyun oynamamak.

Oyuncaklarla alışılmadık biçimlerde oynamak. Örneğin; topu zıplatmak yerine sürekli olarak bir eliyle vurmak, legoları birbirine takıp bir şeyler yapmak yerine sıraya dizmek vb.

Sosyal oyunlara ilgisizlik: Küçük yaşlardayken sosyal oyunlara karşı ilgi göstermemek.

Sınırlı /Tekrarlayıcı İlgi ve Davranışlar
Sınırlı alanda, yoğun ve sıra dışı ilgilere sahip olmak

İlgi takıntıları: Bazı konulara karşı ağır ilgi duymak ve başka konuları dışlayarak sürekli o konularla ilgili konuşmak, okumak, ilgilenmek vb. istemek.

Bazı sıra dışı konulara ağır ilgi duymak. Örneğin; astrofizik, uçak kazaları ya da sulama sistemleri.

İlgi duyduğu konularla ilgili ince ayrıntılıar anımsamak: Kendi favori konularındaki en ince ayrıntıları bile ezbere bilmek.

Belli düzen ve rutinlere ilişkin ağır ısrarcılık
Belli etkinlikleri her zaman belli bir sırayla yapmak istemek: örneğin, arabanın kapılarını hep aynı sırayla kapatmak.

Günlük rutinlerde değişiklik olmamasını istemek. Örneğin; eve gelirken hep aynı güzergahı izlemek ya da eve geldiğinde önce televizyonu açıp sonra tuvalete gitmek.

Günlük yaşamdaki değişiklikler karşısında ağır tepki göstermek:
En ufak bir değişiklik karşısında ağır kaygılanmak ya da öfke nöbeti yaşamak.

Değişiklikleri daha kolay kabullenebilmek için meydana gelecek değişikliklerle ilgili önceden bilgi sahibi olmaya gereksinim duymak.

Tekrarlayıcı (kendini uyarıcı) davranışlar

Sıra dışı beden hareketleri: Parmak ucunda yürümek, çok yavaş yürümek, kendi ekseni etrafında dönmek, durduğu yerde sallanmak, farklı bir beden duruşuna sahip olmak vb.

Sıra dışı el hareketleri: Ellerini sallamak, parmaklarını gözlerinin önünde hareket ettirmek, ellerini farklı biçimlerde tutmak vb.

Nesnelerle ilgili sıra dışı ilgiler ve takıntılar
Nesneleri sıra dışı amaçlarla kullanmak: Örneğin, oyuncak arabanın tekerleklerini çevirmek ya da oyuncak bebeğin gözlerini açıp kapamak vb. davranışları tekrar tekrar yapmak.

Nesnelerin duyusal özellikleriyle ağır ilgilenmek: örneğin, eline aldığı her nesneyi koklamak ya da gözlerinin önünde tutarak ve evirip çevirerek incelemek.

Hareket eden nesnelere ağır ilgi göstermek: örneğin; tekerlek ya da pervane gibi dönen nesnelere, akan su ya da yanıp sönen ışık gibi hızlı hareket eden görüntülere uzun sürelerle bakmak.

Nesne takıntıları: Bazı sıra dışı nesneleri (bir silgi ya da küçük bir zincir parçası vb. ) elinden bırakmak ya da gözünün önünden ayırmak istememek.

2. Rett Sendromu

Rett Sendromu, ilk defa Dr. Andreas Rett tarafından Tanımlanmış, Dr. Bengt Hagberg ve çalışma arkadaşları tarafından 1983 yılında yayınlanan raporla, bir hastalık olarak dünya çapında tanınmıştır. Rett Sendromu (RS), dünyada çeşitli ırklarda ve etnik gruplarda, özellikle kız çocuklarında görülen nörolojik bir rahatsızlıktır.

Bu sendromun, erkeklerde de görülebileceii bilinmektedir, fakat erkeklerde görüldüğüünde bu bebeklerde genellikle düşük, doğum anında ölüm veya anne karnında erken ölüm gibi durumlar ortaya çıkmaktadır.

RS’li çocuklar, 6-18 aylık olana kadar normal veya normale yakın bir gelişim gösterirler. Bu süreden sonra çocuk, geçici durgunluk veya gerileme sürecine girer, iletişim kurma becerisini yitirir ve ellerini birbirine kenetler. Hemen ardından stereotipik el hareketleri, yürüyüş bozuklukları ve kafa gelişiminde gözle görülebilir bir yavaşlama ortaya çıkar. nöbet geçirme, uyanıkken düzensiz soluk alıp verme gibi problemlerle de karşılaşılabilir.

Rett Sendromu‘nun, otizm, beyin felci veya spesifik olmayan gelişme bozukluklarında olduğu gibi teşhisi çok zordur. Dünyada, çeşitli ilkelerde yapılan araştırmalara göre her 23 binde 1 doğumdan, 10 binde 1 doğuma kadar ulaşan oranlarda RS’li kız çocuğu doğmaktadır.

Bazı çocuklar konuşma kabiliyetlerini yitirmeden önce tek tek kelimeler kullanmaya ve kelime kombinasyonları yapmaya başlayabilirler. RS’in şiddetinin bütün hastalar için zor olduğunu tahmin etmek zor değildir.

Apraxia (denge bozukluğu), en temel vücut hareketlerinin yerine getirilmesinde yetersizlik ve RS’in sebep olduğu tüm engelli davranışların gözlemlenebildiği durumdur. Gözün sabit bakışı ve konuşma kabiliyeti de dahil tüm vücut hareketlerine etki ederek çocuğun kontrollşekilde hareket etmesini zorlaştırır.

Apraxia ve sözel iletişim becerisinin eksikliği nedeniyle, zekanın doğruyu tayin etmesi de zorlaşır. Çoğu geleneksel test metotları, ellerin kullanımına ve/veya sözel iletişime gereksinim duyar bu durum RS’li bir çocuk için belki de imkansızdır.

RS’te büyüme genellikle yavaştır, birçok RS’li bayan yaşına göre oldukça küçük gürünmektedir. yapılan çalışmalar, doymak bilmez bir iştahları varmış gibi görülmelerine rağmen birçoğunun orta dereceden üst sınıra kadar değişebilen oranlarda yetersiz beslenme problemi ile karşı karşıya olduklarını göstermektedir.

Buna; yutma zorluğu, yetersiz besin girişi, enerjinin dengesiz harcanması veya vücudun besleyici gıdalardan yeteri kadar yararlanamaması gibi problemler neden olmaktadır. Bu gibi durumlarda, kilo almasına ve boyunun uzamasına yardımcı olacak, dikkatini ve etkileşimini geliştirecek tamamlayıcı bir beslenme programı (ağız yoluyla yüksek kalori/kilo aldırma diyetleri, NG tüp veya gastrostomy butonu) uygulanmalıdır.

Bütün bu zorluklara rağmen, Rett Sendrom’lu bir hasta orta yaşlarına, hatta daha ileri yaşlara kadar öğrenmeye devam edebilir, ailesi ve arkadaşlarıyla iyi vakit geçirebilir. Bütün duygular hakkında tecrübe sahibidirler, evde veya topluluk arasında sosyal, eğitim veya eğlence amaçlı aktivitelere katıldıklarında, ho ve çekici kişiliklerini gösterirler.

3: Çocukluğun Dezintegratif bozukluğu

Çocukluğun dezintegratif bozukluğu olan çocuklarda doğumdan itibaren en az iki yıl tamamen normal gelişim kaydedilir. Belirtiler sıklıkla 3-4 yaş arası görülmeye başlar. Bu tanıyı koyabilmek için belirtilerin 10 yaştan önce gelişmiş olması gerekir. ağır mental retardasyonla ve lokodistrofiyle (ilerleyici çocuk nörolojisi hastalıkları) birlikte görülmektedir.

Ayrıca epilepsiye rastlama olasılığı da sıktır. Başlangıç ani veya dereceli olabilir. ilk bulgular, aktivitede artış, huzursuzluk ve anksiyetedir. Daha sonra konuşma ve diğer yetilerde kayıplar kaydedilir, klinik tablo platoya erişir ve sonraki gelişim sınırlı olabilir. Eğer ilerleyici bir nörolojik bozukluğun sonucu olarak ortaya çıkıyorsa klinik tablo kötüleşme hatta ölümle sonuçlanabilir.

Bu psikoza heller demansı veya infantil demans da denilmektedir. Otizmdeki gerilemeyle ilişkisi tartışmalıdır. Genelde, nöroloji kliniklerinde yataklı tetkiklerle teşhis edilir.

Öncesinde normal işlev gören çocuğun 3-4 yaşlarında başlayan zeka, dil ve sosyal işlevlerinde birkaç ay içinde gelişen deteryasyon (yıkım)’dur. Tahminen otistik bozuklukların 10’da biri sıklıkta gözlenir. Erkek/kız oranı 4-8/1’dir.

Sebep bilinmiyor. Konvulzif sendromlar, tuber sklerozis ve çeşitli metabolik hastalıklarla birlikte bulunabilmektedir: Çocukluğun Dezintegratif bozukluğu DSM-IV Tanı ölçütleri şunlardır:

a. Doğumdan sonraki iki yıl içinde yaşına uygun sözel ve sözel olmayan iletişim, toplumsal ilişkiler, oyunlar ve uyumsal davranışların olması ile kendini belli eden gürünüşte normal bir gelişmenin olması

b. Aşağıdakilerden en az iki alanda daha önce edinilmiş olan becerilerin (10 yaşından önce) klinik olarak önemli ölçüde yitirilmesi.

Bunlar:

Sözel anlatım ya da dili algılama
Toplumsal beceriler ya da uyumsal davranış
Bağırsak ya da mesane kontrol
Oyun
Motor beceriler

c. Aşağıdakilerden en az iki alanda olağan dışı bir işlevselliğin olması:
Toplumsal etkileşimde nitel bir bozulma (sözel olmayan davranışlarda bozulma, yaşıtlarıyla ilişki kuramama, toplumsal ya da duygusal karşılıklar verememe vb. )

İletişimde nitel bozukluklar (konuşulan dilin gelişiminde gecikme olması ya da hiç gelişmemi olması, bir söyleşiyi başlatamama ya da sürdürmede, dilin basmakalıp ve yineleyici bir biçimde kullanılması, çeşitli imgesel oyunlar oynamama vb. )

Motor basmakalıp davranışlar ve mannerizmler de içinde olmak üzere davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı, basmakalıp ve yineleyici görüntülerin olması

4. Asperger bozukluğu

Asperger Sendromu’nda, tipik olarak otizmli bireylerde görülen sosyal ilişki ve iletişim sorunlarının yanı sıra sınırlı ilgi alanı görür. çok sınırlı konularda ve dar çerçeveli alanlarda derin bilgilere sahiplerdir, bu nedenle bu çocuklara”küçük profesör” yakıştırması yapılır.

Otizmden farklı olarak zamanında konuşmaya başlarlar; ağır bilgiçlik ve el becerilerinde özel sorunlar görür. Bu çocuklar normal veya üstün zekaya sahiptirler. Mekanik oyuncaklara çok düşkündürler ve ilgi alanı sınırlı olan insanlarla daha iyi yakınlık kurarlar. Amaçsızca birtakım nesneleri toplayabilirler, öz bakım sorunları yoktur.

Erişkinlikte ise kurallara sıkıca bağlı, soğuk ve mesafeli insanlar olarak tanınırlar. Bu bireylerin sosyal hayatında, genelde bir tane çok yakın arkadaşları vardır ve bu kişinin de sıklıkla dar, kısıtlı ilgi alanı vardır.

Duygusal hayatında hep akılcı ve heyecansız yorumlamalara sahiptir, davranış sorunları görülebilir, jest, mimik ve vücut dilini kullanmada sorunları vardır. Bu sendromda genetik ilişki sıklıkla baba ve oğul arasında kurulur. Otizm ve Asperger Sendromu birbirine dönüşebilir bir nitelik taşır.

Asperger Sendromu’nun klinik özellikleri şöyle sıralanabilir:

Normal dil gelişimi, normal zeka ve hatta bazen üstün zekaya sahip olma, beceriksizlik, bilgiççe, ders veriyormuş gibi konuşma tarzı, antisosyal şiddet içeren davranışlar görülmektedir. Görülme sıklığı 1000’de 1’dir. Erkeklerde 2-4 kat daha fazladır. Tanı genelde 5 yaş civarında konabilir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu ve depresyonla eşzamanlı görülür. Özellikle dede ve babalardan ailevi geçiş görülür.

5. Başka türlü Adlandırılamayan yaygın gelişimsel Bozukluk (Atipik Otizm)

Atipik otizm, dil ve sosyal iletişimle ilgili sorunlar, dilin amaca yönelik kullanımındaki sorunlar, ağır çekingenlik, ağır utangaçlık, gündelik ve özel yaşamında belli ilkelere ağır katı yaklaşım ve bağlılık gibi durumlarla ilişkili olarak göz önüne alınabilir. Bazı kişilik tipleri ve bozuklukları (Şizoid kişilik, Şizotipal kişilik, çekingen kişilik) yine atipik otizmle ilişkili olabilir, fakat farklıar vardır.

Örneğin, şizoid kişilikler toplumsal ilişkileri anlar, özellikle istemezler. Buna karşın otizmli bireylerde ilişki kurma arzusu olduğu, ama beceremedikleri ileri sürülmüştür.

Atipik otizmle tipik otizm arasındaki farklıar oldukça tartışmalıdır. Araştırmalar ve sonuçlar yeterli olmasa da elde edilen belli bulgular vardır. Tipik otizmde, tanı kalıcıdır. Hafiften ağıra giden bir yelpazesi vardır. Dil sorunu bazı olgularda düzelir, ama çoğu kez kalıcıdır. Kendine zarar verme davranışı sıktır. Yaş, cinsi, ailede benzer durum özellikleri ve iletişim sorunu temelde atipik otizmle aynıdır.

Stereotipilerin ağırlırlığı, sıklığı, şiddeti küçük yaşlarda atipik otizmle aynı olabilir ve ilerleyen yaşa rağmen değişmeden kalıcı olabilir. Zeka en ağırdan en hafife kadar değişen düzeylerde geri olabilir. Dar ilgi alanı, takıntılı davranış, duyusal belirtiler atipik otizmde görülenle aynı olabilir.

Geç yürüyebilir. Öz bakım sorunları belirgindir ve ilerleyen yaşa rağmen kalıcı olabilir. Buna karşın atipik otizmde ilerleyen yaşla tanı değişebilir ve bir kişilik özelliğinee dönüşebilir. Otizm belirtileri zamanla kaybolabilir; iyi eğitimle ve elverişli şartlarda tamamen normale dönebilir.

Ağır formu yoktur ve hafif otizmden ayrılması zordur. Bu nedenle normal gelişimin bir parçası olarak görülebilir. Otizme özgü davranışlar belirli durumlarda (zorlanma) açığa çıkacakşekilde maskelenebilir veya değişik gürünümler altında gizlenebilir (yalancı dışa dönüklük vb. ). Mizah anlama ve oluşturmada, karşı cinsle ilişki başta olmak üzere insan ilişkilerinde hep ciddi sorunlar yaşanır.

Dil sorunu varsa kısa sürelidir; sonuç olarak düzgün gramer ve fonoloji ile konuşurlar. Kendine zarar verici davranış görülmez. Belirtiler şiddet ve bir araya geliş yoğunluğu açısından, toplumsal yasayı ve düzeni bozacak şekilde belli bir sınırı aşmaz. Genel gelişim eğrisi elverişli şartlar altında düzelme yönündedir.

Öğrenme sorunları olabilir ve okul sorunları yaşanır. Stereotipik (tekrarlayıcı) hareketler ilerleyen yaşla sebat etmez. Dar ve yoğunlaşmış bir ilgi alanı vardır, ancak toplumsal açıdan daha anlamlı bir konuda (mesleğinde vb. ) bu durum başarıya neden olabilir. Takıntılı davranış, ritüeller atipik otizmde daha belirgin olabilir. Panik ataklar sık görülebilir.

Bu sitedeki tüm bilgiler sizleri aydınlatmak amaçlı olup tedavi niteliğinde değildir. Özel Tanı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi yazılan yazılardan yola çıkarak uygulanan tedavilerdeki doğacak aksaklıklardan sorumlu tutulamaz. Bu sitenin tüm içeriği Tanı Özel Eğitim Merkezi tarafından hazırlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, çoğaltıp dağıtılamaz ve yayınlanamaz. Tüm hakları saklıdır.

YAYGIN GELİŞİMSEL BOZUKLUKLAR     ANA SAYFA

YGB Destek Eğitim Programı

YGB Destek Eğitim Programı

YGB Destek Eğitim Programı

Yaygın Gelişimsel Bozukluklar Destek Eğitim Programı

YGB Destek Eğitim Programı

YGB Destek Eğitim Programı

YGB Destek Eğitim Programı

Bireylerin, var olan yeterliklerinin en üst düzeyde geliştirilerek sosyal yaşama etkin katılımının artırılmasının temel yolu eğitimdir.

Özel eğitime ihtiyacı olan tüm bireylerde olduğu gibi yaygın gelişimsel bozukluğu (YGB) olan bireylerde de eğitim ve ev ortamları uygun şekilde yapılandırıldığında, işlevsel eğitim Programları geliştirildiğinde, öğretim süreci bireysellik esasına göre hazırlandığında, bağımsız yaşam becerilerinin edinilmesi ve toplumsal entegrasyon bağlamında önemli ilerlemeler kaydedilmektedir.

Yaygın gelişimsel bozukluğu olan bireylerin bağımsız yaşam becerilerini geliştirmeleri, davranış problemlerinin azaltılarak gereksinimleri olan beceriler kazanabilmeleri, uygun eğitim Programlarıyla Bütünleştirilmiş, yapılandırılmış ve zenginleştirilmiş öğretim ortam erken yaştan itibaren sağlanmasıyla doğrudan ilişkilidir. yaygın gelişimsel bozukluk gösteren bireylerin, Tanı aldıkları ilk andan itibaren destek eğitim Programlarına alınarak gelişimlerinin desteklenmeleri gerekmektedir. Bireyin örgün eğitime dahil olduktan sonra da düzeyine/tanısına uygun destek eğitim Programlarına katılması, gelişiminin en üst düzeyde desteklenmesini sağlayacaktır.

Yaygın gelişimsel bozukluklar (YGB), sosyalleşme ve iletişim gibi çoklu temel fonksiyonların gelişmesinde gecikmeleri de içeren bir spektrum bozukluğudur. Bu grupta yer alan en çok bilinen yaygın gelişimsel bozukluk otizmdir. Bu yelpazede yer alan diğer bozukluklar, Rett Sendromu, çocukluğun Dezintegratif bozukluğu, Asperger Sendromu ve Başka türlü Adlandırılamayan Bozukluk (Atipik Otizm)’tur.

YGB’li bireylerin erken çocukluk döneminden başlayarak yetişkinlik dönemindeki iş ve mesleki eğitim Programları da dahil olmak üzere yaşam boyu süren kaliteli ve nitelikli bir Özel eğitim hizmeti almaları, bozukluğun türüne, derecesine, bireyin yaşına ve özelliklerine, ihtiyaçlarına göre işlevsel olarak planlanmış eğitim Programlarının sayısının artırılması, çeşitlendirilmesi ile mümkün olabilmektedir.

YGB Destek Eğitim Programı Yapısı

Yaygın Gelişimsel Bozukluklar Destek Eğitim Programının Yapısı

Yaygın Gelişimsel Bozukluklar Destek eğitim Programı, hedeflenen amaçlara ulaşmayı sağlayacak çeşitli modüller ve bu modüllere yönelik kazanımlardan oluşmaktadır. Her bir modülde bireylerde ulaşılması beklenen kazanımlar, içerik, açıklamalar ve ölçme değerlendirme bölümlerileri yer almaktadır.

Modüller bireyselleştirilmiş eğitim programı hazırlama ve uygulamaya imkan sağlayacakşekilde, kendi içerisinde Bütünlüğü olan ve birbirini işlevsel olarak tamamlayacak yapıda hazırlanmıştır.

Modüllerde yer alan kazanımlar bireye kazandırılacak bilgi, beceri ve tutumlardan oluşmaktadır.

Modüller uygulayıcıya rehber olabilmesinin yanında eğitim kurumunun uygulayacağı eğitime de bir standart getirdiği gibi ölçme değerlendirme sürecini de kolaylaştırmaktadır.

YGB Destek Eğitim Programı Giriş

Yaygın Gelişimsel Bozukluklar Destek Eğitim Programı Giriş

Bireylerin, var olan yeterliklerinin en üst düzeyde geliştirilerek sosyal yaşama etkin katılımının artırılmasının temel yolu eğitimdir. Özel eğitime ihtiyacı olan tüm bireylerde olduğu gibi yaygın gelişimsel bozukluğu (YGB) olan bireylerde de eğitim ve ev ortamları uygun şekilde yapılandırıldığında, işlevsel eğitim programları geliştirildiğinde, öğretim süreci bireysellik esasına göre hazırlandığında, bağımsız yaşam becerilerinin edinilmesi ve toplumsal entegrasyon bağlamında önemli ilerlemeler kaydedilmektedir.

Yaygın gelişimsel bozukluğu olan bireylerin bağımsız yaşam becerilerini geliştirmeleri, davranış problemlerinin azaltılarak gereksinimleri olan beceriler kazanabilmeleri, uygun eğitim programlarıyla bütünleştirilmiş, yapılandırılmış ve zenginleştirilmiş öğretim ortamı erken yaştan itibaren sağlanmasıyla doğrudan ilişkilidir.

Yaygın gelişimsel bozukluk gösteren bireylerin, tanı aldıkları ilk andan itibaren destek eğitim programlarına alınarak gelişimlerinin desteklenmeleri gerekmektedir. Bireyin örgün eğitime dahil olduktan sonra da düzeyine/tanısına uygun destek eğitim programlarına katılması, gelişiminin en üst düzeyde desteklenmesini sağlayacaktır.

Yaygın gelişimsel bozukluklar (YGB), sosyalleşme ve iletişim gibi çoklu temel fonksiyonların gelişmesinde gecikmeleri de içeren bir spektrum bozukluğudur. Bu grupta yer alan en çok bilinen yaygın gelişimsel bozukluk otizmdir. Bu yelpazede yer alan diğer bozukluklar, Rett Sendromu, çocukluğun Dezintegratif bozukluğu, Asperger Sendromu ve Başka türlü Adlandırılamayan Bozukluk (Atipik Otizm)’tur.

YGB’li bireylerin erken çocukluk döneminden başlayarak yetişkinlik dönemindeki iş ve mesleki eğitim programları da dahil olmak üzere yaşam boyu süren kaliteli ve nitelikli bir özel eğitim hizmeti almaları, bozukluğun türüne, derecesine, bireyin yaşına ve özelliklerine, ihtiyaçlarına göre işlevsel olarak planlanmış eğitim programlarının sayısının artırılması, çeşitlendirilmesi ile mümkün olabilmektedir.

Yaygın gelişimsel bozukluklar destek eğitim programı, özel eğitim hizmetleri kapsamında özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam eden yaygın gelişimsel bozukluğu olan bireylerin eğitim ortamlarından verimli ve etkili biçimde yararlanmalarını sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Bu Programın hazırlanmasında 3797 sayılı Millî eğitim Bakanlığının Teşkilat ve görevleri hakkında Kanun’un Ek 3. maddesi ile 24/07/2008 tarihli ve 5793 sayılı Bazı Kanun ve Kanun hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun’un 25. maddesi dayanak teşkil etmektedir.

YGB Destek Eğitim Programı Düzeyi ve Amaçları

Yaygın Gelişimsel Bozukluklar Destek Eğitim Programı Düzeyi ve Amaçları

PROGRAMIN DÜZEYİ

Program, yaygın gelişimsel bozukluklar tanı grubu içerisinde yer alan her yaştaki bireyin gelişimsel özellikleri, eğitim ihtiyaçları ve öncelikleri dikkate alınarak hazırlanmıştır.

YGB Destek Eğitim Programı GENEL AMAÇLARI

Bu program ile bireylerin; işlevsel becerilerin kazandırılmasına ön koşul oluşturan temel eşleme ve taklit becerilerini geliştirmeleri, sosyal etkileşim başlatma ve sürdürme becerilerini geliştirmeleri, iletişim becerilerini geliştirmeleri, bağımsız çalışma ve işlevde bulunma ile organize olma becerilerini kazanmaları, öz bakım ve günlük yaşam becerilerini geliştirmeleri, akademik becerilerini geliştirmeleri, toplumsal yaşama katılım ve sosyal uyum becerilerini geliştirmeleri beklenmektedir.

PROGRAM İLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR

Modüllerde yer alan kazanımlar Yaygın Gelişimsel Bozukluklar Destek eğitim Programı’nın genel amaçlarına ulaşmayı sağlayacak nitelikte belirlenmiştir.

Yaygın gelişimsel bozukluk gösteren bireylerin başka bir yetersizliği olması halinde, sahip olduğu diğer yetersizlik alanına ait programlardan birey için uygun olan modüller belirlenerek bireysel eğitim programına dahil edilmelidir.

Programı oluşturan modüller ve kazanımlar bireylerin yaşadığı güçlükler göz önünde bulundurularak hazırlanmıştır. Bireyin ihtiyaçlarına göre aynı anda birden fazla modülden kazanımlar bireysel eğitim programına dahil edilebilir.

Program modüllerinde yer alan kazanımların gerçekleşebilmesi için öğrenme ve öğretme sürecinde modülde belirtilen gerekli araç-gereç ve donanımlar sağlanmalıdır.

Programda yer alan modüller arasında genel bir hiyerarşik düzen olmakla birlikte bireyin yaşı, tıbbi tanısı, gelişim düzeyi ve öncelikli ihtiyaçları dikkate alınarak modüllerin seçiminde farklı yapılandırmalar olabilir. Ancak eşleme, taklit, yönerge takip beceri modülleri öğrenmeye hazırlık çalışmalarına temel oluşturduğu için bireyin eğitim programında öncelikli olarak yer almalıdır.

Bireyin eğitim planı doğrultusunda bağlı olduğu rehberlik ve araştırma merkezi, varsa devam ettiği okul ya da kurum ve diğer ilgili kuruluşlarla iş birliği yapılmalıdır. Bireyin eğitim planı, yapılacak çalışmalar, öneriler konusunda varsa devam ettiği kurum/okul personeli (sınıf öğretmeni, rehber öğretmen, özel eğitim öğretmeni, branş öğretmeni, kurum psikoloğu, okul öncesi öğretmeni, sosyal hizmet uzman vb. ) ile görüş alışverişi yapılarak bireyin gelişimi desteklenmelidir.

Bireyin destek eğitim sürecinin sonunda devam ettiği kurum tarafından hazırlanan gelişim raporu ve ekinde birey kazanım günlük yaşama geçişini ve kalıcılığını sağlayacak öneriler, bağlı olduğu rehberlik ve araştırma merkezinin yanı sıra bireyin ailesine, 2828 sayılı yasa ile devlet koruması altında bulunan bireyin yasal vasi statüsünde olan kuruma, varsa devam ettiği okulun rehberlik ve psikolojik danışma servisine iletilmelidir.

Destek eğitim sürecinde bireyselleştirilmiş eğitim programı geliştirme birimince gerek görülmesi durumunda uzman (psikiyatrist, sosyal hizmet uzmanı, fizyoterapist, dil ve Konuşma terapisti, iş ve uğraşı terapisti vb. ) desteği alınabilir.

Destek eğitim programının verimliliğini artırmak amacıyla modüllerde yer alan uygulamaya yönelik kazanımların gerçek ortamlarda ya da yapılandırılmış ortamlarda işlenmesi sağlanmalıdır.

YGB Destek Eğitim Programı Aile Eğitimi

YGB Destek Eğitim Programı Aile Eğitiminin Planlanması

Aile eğitiminin planlanması ve aile iş birliği

Bireyin gelişim ve eğitim sürecinde aile, okul ve toplum üçgeni temel bir role sahiptir. Okul ve ailenin iş birliği ise bireyin çok yönlü ve sağlıklı gelişimi için gerekli bir faktördür. Bu iş birliği sayesinde öğretmen veya uygulayıcı ile aile, bireyin gelişimini birlikte takip eder, destekler ve öğrenilenler pekiştirilir.

Ailenin eğitim sürecine katılımındaki rolleri:

A) Ailenin, eğitim kurumu tarafından hazırlanan programlara katılarak bilgilendirildiği katılım türü (Öğrenen rolü),

B) Ailenin, haber bültenleri, veli toplantıları ile bilgilerin aktarıldığı katılım türü (Bilgi alıcı rolü),

C) Ailenin, kendi çocuğunun öğretmeni olduğu katılım türü (öğreten rolü),
D) Ailelerin gönüllü olarak eğitim faaliyetlerinde yer aldıkları katılım türüdür.

Ailenin eğitim sürecindeki rollerini yerine getirmesi, katılımı ve iş birliği Özel eğitime ihtiyacı olan bireyler açısından çok daha fazla önem taşımaktadır. Özel eğitimin ve destek eğitim programlarının daha etkili duruma gelmesi ve işlevselliğinin artırılması uygulayıcılar, anne-babalar ve ailelerin birlikte çalışmaları ile sağlanabilecektir.

Ailelerin eğitim sürecine katlımlarının önemi

Ailelerin, özel eğitim sürecine aktif olarak katılma ve iş birliği sağlamanın önemini destekleyen nedenler şu şekilde sıralanabilir:

Aileler, Özel eğitime ihtiyacı olan bireyin gerçek durumunu herkesten daha iyi bilirler ve onları daha iyi tanırlar. Çocuğun öğrenmeleri ile daha ilgilidirler.

Aileler, bireyin eğitime başladığı andan itibaren, onun eğitim programına doğrudan katılan ilk yetişkin grubudur.

Aileler, toplum tarafından kendilerine ve çocuklarına sağlanan eğitim hizmetlerinin niteliğini artırmada etkili olabilirler.

Aileler, öğretim süreci boyunca çocuklarına eğitim hizmeti veren ekip tarafından alınan kararları izleyebilir ve uygulayabilirler.

Bireyselleştirilmiş eğitim Programları (BEP)

Bireyselleştirilmiş eğitim Programları (BEP)’nın uygulanması ve BEP’in gereği olarak toplantıların düzenlenmesi anne babalara yeni roller sunmakta, aile-uygulayıcı toplantıları, aile-uygulayıcı görüşmelerine dönüşerek yeni bir boyut kazanımaktadır. Böylece anne babaların özel eğitimine katılımı artmakta, aile-uygulayıcı iletişimi gelişmekte, birbirleriyle ve başkalarıyla daha üretken ilişkiler kurmayı öğrenmektedirler.

Özel eğitimde aile katılım ve iş birliği süreci;

Öğretici olarak aileler, Aile eğitim Programları ve destek grupları olarak ikiye ayrılmaktadır.

Öğretici Olarak Aileler

Tüm anne babalar doğumdan itibaren çocuk birçok beceriyi öğrenmesinden sorumludurlar.

Normal gelişim gösteren bireyler birçok beceriyi anne babalarından kolaylıkla öğrenebilirken özel eğitime ihtiyacı olan bireyler sistematik öğretim uygulamalarına gereksinim duymaktadırlar. Bu nedenle anne babaların öğretici olarak yetiştirilmesi gündeme gelmektedir.

Özel eğitime ihtiyacı olan bireylere, ev ortamında her gün rutin olarak yerine getirmek durumunda oldukları önemli becerilerin öğretiminde, yeterli uygulama olanağı sağlanamayabilir.

Ailelerin öğretici olarak görevlendirilmesi sürecinde, tüm gelişim alanları ile ilgili olarak çocuğuna nasıl katkıda bulunacağına yönelik sistematik bilgilendirmeler yapılmalı, örnek etkinlikler ve uygulamalar hazırlanarak ailenin süreci tamamlaması hedeflenmelidir.

Ailelerin öğretici olarak görev aldıkları bu uygulama sürecinde; öğretim oturumları için her gün belirli bir zaman ayrılmalı, öğretim süreci 5-10’ar dakikalık oturumlar biçiminde düzenlenmeli, bireye tutarlı davranılmalı ve yapılan çalışmalar mutlaka kaydedilmelidir.

Aile Eğitim Programları ve Destek Grupları

Aile eğitim Programları, anne babalara yeni eğitim politikaları, yasal düzenlemeler, özel eğitim yöntemleri, öğretim stratejilerinin ev ortamında ve diğer sosyal ortamlarda kullanımına ilişkin bilgi veren tek oturumluk programlardan ya da bireyselleştirilmiş eğitim planlarının hazırlanması ve davranış yönetimi ve kontrolü, problem çözme, stresle başa çıkma yeterliliklerinin kazandırılması gibi çok oturumlu ve farklı amaçlara dönük programlardan oluşabilmektedir.

YGB Destek eğitim Programı, aşağıda belirtilen modüllerden oluşmaktadır:

YGB Destek eğitim Programı, Özel eğitim hizmetleri kapsamında özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam eden yaygın gelişimsel bozukluğu olan bireylerin eğitim ortamlarından verimli ve etkili biçimde yararlanmalarını sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Programın detaylarına aşağıdaki tablodan ulaşabilirsiniz.

Özel eğitim Merkezimizde alanında uzman pedagog ve özel eğitim öğretmenleriyle Yaygın Gelişimsel Bozukluklar üzerine çocuk ve gençlerimize yönelik eğitim ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

YGB DEP Öğrenme ve öğretme süreci YGB DEP Ölçme Değerlendirme
Eşleme Becerileri Taklit Becerileri
Yönerge Takip Becerileri Görsel Destek Kullanımı
Alıcı Dil Becerileri İfade Edici Dil Becerileri
Oyun ve Müzik Becerileri Özbakım Becerileri
Günlük Yaşam Becerileri Motor Beceriler
Sosyal Beceriler Okuma Yazma Modülü
Matematik Modülü YGB Eğitim Programı pdf

Yaygın Gelişimsel Bozukluklar      Eğitim Programlarımız    Ana Sayfa

Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezleri

Davranış Bozukluğu Tedavisi

Davranış Bozukluğu Tedavisi

Davranış Bozukluğu Tedavisi

Davranış Bozukluğu Tedavisi

Davranış Bozukluğu Tedavisi

Çocukların gelişim dönemlerinde karşılaşılan sorunlar olağan ve geçicidir, ancak çocuk bu dönemlerde sorunlarını çözerken engellemelerle karşılaşırsa, dönemsel diye nitelenen sorunların çözümü çocuğun ileriki yaşlarına ertelenir. Bu durumlarda ortaya çıkan sorunlar uyum ve davranış bozuklukları olarak tanımlanır.

Bu sorunları taşıyan çocuklar büyük ölçüde tedavi edilebilir. Antisosyal davranışlar, yaşadıkları olumsuz durumlara gösterdikleri bir tepki olduğu için, çocuklarda erişkinlerden daha fazla ve daha kolay tedavi edilebilir.

Bu sorunları taşıyan çocuklar; davranışlarıyla çevresindekilerin kendilerine olumsuz yaklaşmalarına neden olabilirler. Bu durumda çocuk daha da fazla tepki gösterir.

Çok ileri durumlarda, aile bireyleri kendi çocuklarından şiddet görebilirler. Özellikle 10 yaşından önce başlayan uyum ve davranış bozuklukları tedavi edilmez ise ileride suça yatkın olma olasılığı yüksektir.

Çocuklukta davranış bozuklukları kendiliğinden geçmez. Aileler böyle durumlarda mutlaka profesyonel yardım almalıdır.

Ailelere ve öğretmenlere çocuğu pozitif yönlendirmeleri için neleri yapmaları gerektiği anlatılmalıdır.

Çocukların tedavisinde, aile; çocuğun eğitimiyle ilgili danışmanlık almalıdır.

Davranış Terapisi

Uyum ve davranış bozuklukları olan çocuklar kendi duygularını anlatmakta ve başkalarını anlamakta güçlük çekerler. Ben merkezci oldukları için kendilerini başkalarının yerine koyamazlar, dünyayı tehlikeli görür ve kendilerini tehdit altında hissederler, bir sorun karşısında alternatif çözüm bulmakta zorlanır ve agresif bir tutum takınırlar. Bu çocuklarla davranış terapisi çalışılmalıdır.

İlaç Tedavisi

Çocuktaki davranış bozuklukları tehlike duruma gelmişse, (şiddet vb.) ilaç tedavisi düşünülebilir. Psikoterapi yetersiz kalıyorsa, aynı zamanda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, depresyon ve kaygı gibi davranım bozukluklarıda varsa ilaç tedavisi başlatılmalıdır.

Özel eğitim ve Rehabilitasyon Merkezimizde alanında uzman pedagog ve özel eğitim öğretmenleriyle davranış bozukluğu gösteren çocuk ve gençlerimize yönelik eğitim ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI   ANA SAYFA   İLETİŞİM   DİL VE KONUŞMA SORUNLARI

Bu sitedeki tüm bilgiler sizleri aydınlatmak amaçlı olup tedavi niteliğinde değildir. Özel Tanı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi yazılan yazılardan yola çıkarak uygulanan tedavilerdeki doğacak aksaklıklardan sorumlu tutulamaz. Bu sitenin tüm içeriği Tanı Özel Eğitim Merkezi tarafından hazırlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, çoğaltıp dağıtılamaz ve yayınlanamaz. Tüm hakları saklıdır.

Davranış Bozuklukları

Davranış Bozuklukları, Davranış Bozukluğu Nedir

Davranış Bozukluğu Nedir?

Davranış bozuklukları: Çocuklar her yeni gelişim dönemine geçtiklerinde yeni beceriler kazanırlar. Çocuğun edindiği her yeni beceri beraberinde çözülmesi gereken bir sorunu da getirir.

Davranış Bozuklukları

Davranış Bozuklukları

Gelişim dönemlerinde karşılaşılan sorunlar olağan ve geçicidir, ancak çocuk bu dönemlerde çevresindeki yetişkinlerin yanlış tutumlarına maruz kalırsa veya sorunlarını çözerken engellemelerle karşılaşırsa, dönemsel (olağan) diye nitelenen bu sorunların çözümü yeni gelişim dönemlerine ve çocuğun ileriki yaşlarına ertelenir.

Bu durumlarda ortaya çıkan sorunlar uyum ve davranış bozuklukları olarak adlandırılır.

Örneğin, çocuk, sosyal-duygusal gelişimi gereği yaşıtlarıyla oyun oynaması gereken bir yaşta, sürekli yalnız kaldıysa, ileride içine kapanık bir çocuk ve yetişkin olabilir.

Çocuk gelişimsel olarak kendi kendine üstünü giyinme ve yemek yeme davranışlarını yapabilecek becerilere sahipken, aile tarafından sürekli bu becerilerini sergilemesi engellendiyse, bu alandaki gelişimini farketmesi ileriki yaşlara kalacağı için yeni gelişim dönemlerinde ortaya çıkacak sorunlarla baş etmesi güçleşecektir.

Baskıcı, aşırı disiplinli, aşırı koruyucu ve alaycı, aşağılayıcı aile tutumları da uyum ve davranış bozukluklarına yol açar. Uyum bozuklukları yalnızca ailenin yanlış tutumlarına bağlı olarak gelişmez, çevresel faktörlere bağlı olarak da gelişebilir.

Yangın, deprem, tüp patlaması gibi travmatik olaylar; evdeki kavga ve huzursuzluklar, aile içi şiddet gibi aile içi sorunlar; ölüm veya boşanma nedeniyle anne-babadan uzak kalma gibi kayıp ve ayrılıklar da uyum ve davranış bozukluklarına yol açan çevresel faktörlere örnek olarak verilebilir.

Çocuklarda davranış bozuklukları

Altını ıslatma ve dışkı kaçırma, Psikolojik kökenli kekemelik, Parmak emme, Tırnak yeme, Fobiler ve korkular, Yeme bozuklukları ve iştahsızlık, Uyku bozuklukları, Mastürbasyon (kendi kendini tatmin etme), İçe kapanıklık, Çalma, Yalan söyleme, Aşırı hareketlilik, Saldırganlık, Saç yolma, Uyur gezerlik, Bağımlılık, Aşırı inatçılık

Uyum Bozukluğu ile Normal Davranışı Birbirinden Ayırdetmek

Aileler genellikle, çocuğun gelişim dönemine bağlı olarak yaşadığı olağan sorunlarla, uyum bozukluğu olarak kabul edilen davranışlar arasında ayırım yapmanın zor olduğunu ifade eder.

Anne-babalar için bu ayrımı sağlıklı biçimde yapmak çok zordur, ancak belirli kriterleri göz önünde bulundurarak en azından bir uzmana başvurmaları gerekip gerekmediğini tespit edebilirler.

Örneğin, alt ıslatma davranışını ele alalım. Birbuçuk yaşında tuvalet eğitimi almış bir çocuğun, ilk 1-1,5 sene, zaman zaman altına kaçırması normaldir. Çoğu zaman çocuk kaslarını kontrol etmekte güçlük çekebileceği için tuvalet eğitimini takiben gece ve gündüz görülebilen alt ıslatma davranışı normal kabul edilmelidir.

Çocuk 3,5-4 yaşından sonra da alt ıslatma davranışına devam ediyorsa bu davranış uyum bozukluğu olarak kabul edilebilir; çünkü artık yeni bir beceriyi ( tuvalet eğitimi ) kazanımak için gerekli olan adaptasyon süreci aşılmıştır.

Bunun gibi, bebeklik dönemindeki parmak emme davranışı normal kabul edilirken, 1 yaşından sonraki parmak emme davranışı uyum ve davranış bozukluğuna işaret eder.

Anne-babaların çocuğun hangi yaşta karşılaştığı sorunların normal, kısa süreli ve geçici olduğunu tespit edebilmesi için bu konularda bilinçli ve bilgili olması gerekmektedir.

Çocuk gelişimi ve eğitimi konusunda çok okuyan bilinçli aileler bile bu tip sorunları farketmekte güçlük çekmektedirler. Bu nedenle tüm anne-babaları insanın kişilik gelişiminde çok önemli olan 0-6 yaş döneminde 6 ayda bir bile olsa, çocuk gelişimlerini kontrol ettirmek, anne-babanın farkına varamadığı bir sorun olup olmadığını öğrenmek ve ortaya çıkabilecek olası uyum ve davranış bozukluklarına karşı önlem almak için bir psikoloğa başvurmalarında yarar vardır.

Hatalı Anne – Baba Tutumları

Yukarıda sözünü ettiğimiz gibi hatalı anne-baba tutumlarına bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bazen de, davranış bozukluğu başka bir faktöre bağlı olarak ortaya çıkar, ancak hatalı anne-baba tutumları nedeniyle
– Tırmanarak artabilir,
– Yeni uyum ve davranış bozukluk ortaya çıkmasına neden olabilir,
– Öz-güven eksikliği, içe kapanıklık, aşırı kaygılı olma gibi sorunların ortaya çıkmasına katkıda bulunarak kişilik gelişimini olumsuz etkileyebilir.

Anne-babalar çocuğun bilinçli olarak bellirli davranışları yaptıklarını düşünerek sorunu görmezden gelir veya davranışı ve çocuğu baskı altına almaya çalışır Oysa, çocukların çok büyük bir çoğunluğu, bilinçli olarak bu davranışları sergilemez. Çevrelerine bir mesaj vermek için, yani rahatsız oldukları durumları ifade etmek için bunu yaparlar.

Anne-babalar sorunu gidermek için, davranışı yapan çocuğu küçük düşürücü, aşağılayıcı ve suçlayıcı tavırlar sergilerler. Bazı aileler sorunu gidermek için çeşitli ceza yöntemlerine, hatta şiddete bile başvurmaktadırlar.

Mastürbasyon yapan çocuğa ceza vermek, parmağını emen çocuğun ağzına biber sürmek ve altını ıslatan çocuğu deşifre etmek bu tip tutumlara örnek olarak verilebilir. Ailelerin, cezadan ve suçlayıcı tavırlardan uzak durmaları gerekir. Bu tip baskıcı tutumlar sorunu artırmaktan başka bir işe yaramaz.

Bazı aileler ise, sorunu kendi haline bırakıp, kendiliğinden geçmesini beklerler. Oysa, uyum ve davranış bozuklukları kendiliğinden geçmez, mutlaka bu bozukluğun altında yatan sebepler ortadan kaldırıldıktan sonra geçer.

Zaman içinde kendiliğinden geçen inatlaşma, parmak emme, alt ıslatma vb. Sorunlar yukarıda sözünü ettiğimiz normal dönemsel sorunlardır.

Uyum bozukluğu olarak ortaya çıkan davranışlar ise ileriki yaşlarda ortadan kalkmış gibi gözükse bile ya yeni bir sorun olarak, ya da tekrarlanarak karşımıza çıkar.

Örneğin, parmak emme davranışı okul yıllarında tırnak yeme veya öz-güven eksikliği olarak yeniden belirebilir.

Alt ıslatma davranışı olan 3 ve 4 yaşlarında iki çocuğu ele alalım; 3 yaşındaki çocuğun sorunu 6 ay içinde kendiliğinden geçebilir, çünkü bu yaşta görülen bu davranış normaldir; ancak 4 yaşındaki çocuğun davranışı kendiliğinden geçmez, çünkü bu bir uyum bozukluğudur.

Uyum ve Davranış Bozukluğu Tedavisi

Ailelerin uyum ve davranış bozuklukları konusunda çok bilinçli ve dikkatli olmaları, böyle bir sorundan şüphelendiklerinde bir uzmana başvurmaktan çekinmemeleri gerekir.

Psikologlar, anne-baba ve çocukla yapılan ayrı ayrı görüşmelerle sorunun sebeplerini tespit ederler. Çocuğun yaş dönemine, sorunun çeşidine ve şiddetine göre aileye gerekli önerilerde bulunur ve gerek görürlerse çocukla belirli bir süre düzenli olarak görüşerek sorunun ortadan kalkmasını sağlarlar.

Ailelerin de amacı uzmanların amacıyla paralel olmalıdır; amaç, davranış bozukluğunu ortadan kaldırmaya çalışmak değil, bu bozukluğu ortaya çıkaran sebepleri ortadan kaldırmaya çalışmak olmalıdır.

Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezimizde alanında uzman pedagog ve özel eğitim öğretmenleriyle davranış bozukluğu gösteren çocuk ve gençlerimize yönelik eğitim ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

Bu sitedeki tüm bilgiler sizleri aydınlatmak amaçlı olup tedavi niteliğinde değildir. Özel Tanı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi yazılan yazılardan yola çıkarak uygulanan tedavilerdeki doğacak aksaklıklardan sorumlu tutulamaz. Bu sitenin tüm içeriği Tanı Özel Eğitim Merkezi tarafından hazırlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, çoğaltıp dağıtılamaz ve yayınlanamaz. Tüm hakları saklıdır.

DAVRANIŞ BOZUKLUĞU TEDAVİSİ    ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ   EĞİTİM PROGRAMLARIMIZ    TANI ÖZEL REHABİLİTASYON MERKEZİ   İLETİŞİM   PERPA LIFE