Ana Sayfa Tel: 0212 320 08 09

Dezintegratif Bozukluk

Dezintegratif Bozukluk
Hakkımızda Hizmetlerimiz Galeri İletişim

Çocukluk Çağı Dezintegratif Bozukluğu

Çocukluğun dezintegratif bozukluğu olan çocuklarda doğumdan itibaren en az iki yıl tamamen normal gelişim kaydedilir. Belirtiler sıklıkla 3-4 yaş arası görülmeye başlar. Bu tanıyı koyabilmek için belirtilerin 10 yaştan önce gelişmiş olması gerekir. ağır mental retardasyonla ve lokodistrofiyle (ilerleyici çocuk nörolojisi hastalıkları) birlikte görülmektedir.

Ayrıca epilepsiye rastlama olasılığı da sıktır. Başlangıç ani veya dereceli olabilir. ilk bulgular, aktivitede artış, huzursuzluk ve anksiyetedir. Daha sonra konuşma ve diğer yetilerde kayıplar kaydedilir, klinik tablo platoya erişir ve sonraki gelişim sınırlı olabilir. Eğer ilerleyici bir nörolojik bozukluğun sonucu olarak ortaya çıkıyorsa klinik tablo kötüleşme hatta ölümle sonuçlanabilir.

Bu psikoza heller demansı veya infantil demans da denilmektedir. Otizmdeki gerilemeyle ilişkisi tartışmalıdır. Genelde, nöroloji kliniklerinde yataklı tetkiklerle teşhis edilir.

Öncesinde normal işlev gören çocuğun 3-4 yaşlarında başlayan zeka, dil ve sosyal işlevlerinde birkaç ay içinde gelişen deteryasyon (yıkım)'dur. Tahminen otistik bozuklukların 10'da biri sıklıkta gözlenir. Erkek/kız oranı 4-8/1'dir.

Sebep bilinmiyor. Konvulzif sendromlar, tuber sklerozis ve çeşitli metabolik hastalıklarla birlikte bulunabilmektedir: Çocukluğun Dezintegratif bozukluğu DSM-IV Tanı ölçütleri şunlardır:

a. Doğumdan sonraki iki yıl içinde yaşına uygun sözel ve sözel olmayan iletişim, toplumsal ilişkiler, oyunlar ve uyumsal davranışların olması ile kendini belli eden gürünüşte normal bir gelişmenin olması

b. Aşağıdakilerden en az iki alanda daha önce edinilmiş olan becerilerin (10 yaşından önce) klinik olarak önemli ölçüde yitirilmesi.

Bunlar:

Sözel anlatım ya da dili algılama
Toplumsal beceriler ya da uyumsal davranış
Bağırsak ya da mesane kontrol
Oyun
Motor beceriler

c. Aşağıdakilerden en az iki alanda olağan dışı bir işlevselliğin olması:
Toplumsal etkileşimde nitel bir bozulma (sözel olmayan davranışlarda bozulma, yaşıtlarıyla ilişki kuramama, toplumsal ya da duygusal karşılıklar verememe vb. )

İletişimde nitel bozukluklar (konuşulan dilin gelişiminde gecikme olması ya da hiç gelişmemi olması, bir söyleşiyi başlatamama ya da sürdürmede, dilin basmakalıp ve yineleyici bir biçimde kullanılması, çeşitli imgesel oyunlar oynamama vb. )

Motor basmakalıp davranışlar ve mannerizmler de içinde olmak üzere davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı, basmakalıp ve yineleyici görüntülerin olması.

Çocukluk çağı dezintegratif bozukluğu (ÇÇDB), yaşamın ilk iki yılında sözel ve sözel olmayan iletişim, sosyal etkileşim becerileri, oyun, mesane ve bağırsak kontrolü ile motor davranış alanlarında normal gelişimi takiben 2-10 yaşları arasında belirtilen alanların en az ikisinde gerileme gözlenen nöropsikiyatrik bir sendrom olarak tanımlanmaktadır.

Klinik tabloya, toplumsal etkileşim ve iletişimde nitel bozulma, davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı, basmakalıp ve yineleyici bir örüntü eşlik edebilir.

ÇÇDB, ICD-10’da Rett Sendromu’ndan ayrılması amacıyla “Çocukluk Çağının Diğer Dezintegratif Bozuklukları” başlığı altında yer alırken DSM-IV’te “Yaygın Gelişimsel Bozukluklar” başlığı altında sınıflandırılmıştır. Yazında ÇÇDB’ye, dezintegratif bozukluk, Heller Demansı ya da Heller Sendromu isimleri de verilmektedir.

Yakın dönemde yayımlanmış olan DSM-5’te tanı kategorisi ile ilgili değişiklik yapılmıştır. DSM-IV’te “Yaygın Gelişimsel Bozukluklar” çatısı altında yer alan otistik bozukluk, Asperger Sendromu, başka türlü adlandırılamayan yaygın gelişimsel bozukluk ve ÇÇDB tanıları yerine birleştirilmiş tek bir tanı olarak “Otizm Spektrum Bozukluğu” kullanılması önerilmiştir.

Genetik alt yapısı nedeniyle Rett Sendromu tanıya dahil edilmemiştir. ÇÇDB etiyolojisi hala net olarak bilinmeyen ve oldukça nadir görülen bir bozukluktur. Toplumdaki prevalansının 100.000’de 1.1 ve 6.4 arasında değiştiği gösterilmiştir. Net oranlar saptanamamış olsa da, ÇÇDB’nin erkeklerde kızlara göre daha sık görüldüğü bildirilmektedir. ÇÇDB’nin ortalama başlangıç yaşı 3.36 yıldır. Ancak yazında 1.2 ile 9 yaşları arasında başlayan olgular bildirilmiştir.

ÇÇDB sinsice (aylar içinde) veya akut bir biçimde (günler içinde) başlayabilir. Olguların bir kısmında, işlevsellikteki gerileme ortaya çıkmadan önce anksiyete, aşırı hareketlilik ve irritabilite gibi öncü belirtilerin olduğu “haber verici dönem” saptanabilir. Bu “haber verici dönem” pratikte, anksiyete bozuklukları, depresif bozukluk, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gibi birçok klinik tablo ile karışabilmektedir.

Bu yazıda, ender görülen bir tablo olan ÇÇDB nedeniyle polikliniğimizde izlediğimiz 3 yaş 3 aylık bir erkek olgu sunulmuştur.

OLGU

Üç yaş üç aylık erkek olgu polikliniğimize “konuşmama, aşırı hareketlilik ve huzursuzluk” yakınmaları ile getirildi. Annesinden, çocuğunun çok hareketli olduğu, yerinde bir an bile durmadığı ve sürekli kendi etrafında döndüğü, çok huzursuz ve sinirli olduğu, ismi seslenildiğinde dönüp bakmadığı, göz temasının kısıtlı olduğu, konuşmadığı, kimseyle iletişim kurmadığı, yaşıtlarıyla ve oyuncaklarla oynamadığı öğrenildi.

Özgeçmişinde; annenin ikinci gebeliğinden, hastanede, normal spontan vaginal doğumla 3150 gr ağırlığında, miadında dünyaya geldiği, gebelik dönemi süresince, doğum sırasında ve sonrasında herhangi bir sorun yaşanmadığı öğrenildi.

Annenin ilk gebeliğinden olan, kendisinden üç yaş büyük sağlıklı bir kardeşinin olduğu; kaybedilmiş gebelik, küretaj ya da ailede erken bebek-çocuk ölümü olmadığı belirtildi. Olgunun nöro-motor gelişimi sorgulandığında, bir yaşına kadar anne sütü aldığı, yürümeye bir yaşında, cümle kurmaya iki yaşında başladığı, 2.5 yaşından beri gündüzleri idrar ve dışkısını söylediği, geceleri ise annesinin altına bez bağladığı, yaşıtlarıyla ve oyuncaklarıyla oynadığı, iletişiminde herhangi bir problem olmadığı ifade edildi.

Üç yaşına kadar gelişiminde herhangi bir sorun izlenmeyen olgunun ilk yakınmalarının yaklaşık üç ay önce başladığı, bir gece aniden ağlayarak ve çığlık atarak uyandığı ve o geceden sonra ailesinin anlam veremediği korkuları olduğu, uyku düzeninde bozulma meydana geldiği bildirildi. Ardından aşırı hareketlilik, sürekli kendi etrafında dönme, konuşmama, idrar ve dışkısını söylememe, aşırı sinirlilik, çevreyle iletişim kurmama, ismi seslenilince dönüp bakmama ve gelişiminde giderek artan biçimde gerileme yakınmalarının olduğu öğrenildi.

Soygeçmişinde belirgin bir özellik yoktu. Anne 29 yaşında, lise mezunu, ev hanımı; baba 31 yaşında, yüksekokul mezunu, memur olarak çalışmakta idi. Anne-baba arasında kan bağı bulunmadığı, çekirdek ve geniş ailede herhangi bir psikiyatrik, nörolojik ya da metabolik hastalığı olan, gelişimsel gerilik öyküsü bulunan bir birey bulunmadığı öğrenildi. Altı yaşında sağlıklı erkek kardeşi ile ilişkileri, yakınmalarının başlangıcına kadar iyi olarak tariflenen olgunun, sonrasında kardeş ilişkileri bozulmuştu. Anne-baba tutumları olağan olarak izleniyordu.

Mevcut yakınmalarla öncelikle pediatrik nöroloji polikliniğine başvurduğu, burada nörometabolik hastalıklar açısından değerlendirildiği öğrenilen olgunun bu amaçla yapılan kan tetkiklerinde herhangi bir problem saptanmadığı, tiroid fonksiyon testlerinin normal sınırlar içerisinde olduğu öğrenildi. Çekilen uyku-uyanıklık elektroensefalografi (EEG)’sinde ve kraniyal manyetik rezonans görüntüleme (MRG)’sinde patolojik bir bulguya rastlanmayan olgunun, nörolojik muayenesinde de olağan dışı bir durumla karşılaşılmadığı bildirildi. Sonrasında olgu bu haliyle tarafımıza yönlendirilmişti.

Psikiyatrik görüşmede, olgunun bilincinin açık olduğu ancak görüşme odasında göz ilişkisi kurmadığı, ismi seslenildiğinde bakmadığı, verilen komutlara uymadığı, konuşmadığı, görüşme boyunca hareket ettiği ve odanın ortasında kendi etrafında sürekli döndüğü gözlendi.

Olguda DSM-IV tanı ölçütlerine göre, doğumdan sonraki iki yıl içinde yaşına uygun, görünüşte normal bir gelişimin olması, daha önce edinilmiş sözel anlatım, toplumsal beceriler, bağırsak ve mesane kontrolü, oyun, motor beceri gibi alanlarda 10 yaşından önce yitim olması, toplumsal etkileşim ve iletişimde nitel bozukluklar, motor basmakalıp davranışlar ve manyerizmler de içinde olmak üzere davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı basmakalıp ve yineleyici örüntülerin olması ve bu bozukluğun başka yaygın gelişimsel bozukluk (YGB) veya şizofreni ile daha iyi açıklanamaması nedeniyle ÇÇDB düşünüldü. Olası bir organik hastalığı gözden kaçırmamak adına, pediatri kliniği ile iletişim halinde olunarak, olgunun bu haliyle ÇÇDB olarak değerlendirilmesinin uygun olduğu kanaatine varıldı.

Belirtilerine yönelik risperidon 0.5mg/gün başlandı. Aileye psiko-eğitim yapılarak olguya bireysel ve grup özel eğitim önerildi ve üç hafta sonra kontrole çağrıldı. Eş zamanlı olarak pediatri kliniğinde de takiplerinin devam edilmesi önerildi. Olgu sonraki kontrolüne gelmedi. Bundan yaklaşık dört hafta sonra randevu dışı olarak başvurdu. Bu başvurularında, bürokratik işlemlerin halen sürmesinden dolayı özel eğitime başlayamadıklarını, bu yüzden kontrole gelemediklerini ancak ilacı düzenli kullandıklarını ve kısmi fayda gördüklerini belirttiler.

Yapılan organik değerlendirmelerde herhangi bir sorun saptanmayan olgunun, öncekine göre göz temasının bir miktar arttığı ve yönergelere daha iyi uyduğu izlendi. İlaçla ilgili herhangi yan etki gözlenmedi. Aileye davranışçı önerilerde bulunularak, hastalığın doğası ve ebeveynlere düşen sorumluluklar ile ilgili daha ayrıntılı bilgi verildi, risperidon 0.75mg/gün’e yükseltildi. Sonraki kontrolde, özel eğitime başladıkları, okulda ılımlı düzeyde uyum sorunları yaşamasına rağmen sonrasında bu sorunların düzeldiği, öncekine göre göz temasının artmış olduğu izlendi. Olgunun tarafımızdan izlemi sürmektedir.

TARTIŞMA

Bu yazıda, ÇÇDB tanısıyla izlenen üç yaş üç aylık bir erkek hasta bildirilmiştir. ÇÇDB çocuk psikiyatrisi pratiğinde oldukça nadir görülen ve etiyolojisi hala tam olarak bilinemeyen bir bozukluktur (5). ÇÇDB ile ilgili literatür çoğunlukla olgu sunumlarından oluşmaktadır (9-13). ÇÇDB ortalama üç yaşlarında, sinsice veya akut bir biçimde (günler içinde) başlayabilmektedir (8,9). Olguların bir kısmında, işlevsellikteki gerileme ortaya çıkmadan önce anksiyete, aşırı hareketlilik ve irritabilite gibi öncü belirtilerin olduğu “haber verici dönem” saptanabilmektedir (8).

Olgumuzda bozukluk üç yaş civarında akut bir biçimde başlamış, bu durum öncelikle organik bir bozukluk olabileceğini düşündürerek aileyi pediatrik nöroloji kliniğine yönlendirmiştir. Pediatrik nöroloji tarafından değerlendirilen olgunun yapılan tetkiklerinde ön planda organik bir patoloji olmadığı kanaatine varılmış, bu haliyle tarafımıza yönlendirilen olgu, DSM-IV ölçütlerine göre ve dışlama yöntemiyle ÇÇDB olarak değerlendirilmiştir.

Olgunun klinik belirtilerinin tam olarak ortaya çıkmasından önce gözlenen anksiyete bulguları, uyku problemleri ve aşırı hareketlilik yakınmalarının, klinik kitaplarda sözü edilen “haber verici dönem” özelliklerini gösterdiği de dikkati çekmiştir. Bu durum bize, “çocuğun kendisinde olan gerilemeyi fark ettiği ancak dile getiremediği için davranışlarına yansıttığı bir dönemi yaşadığını” düşündürmüştür. Sonrasında olguların yitimle birlikte farkındalık yetilerinin azalıyor olması, “haber verici dönem” bulgularını azaltıyor olabilir.

Literatür incelendiğinde, ÇÇDB olan çocuklarda en sık konuşma alanında bozulma gözlenirken bunu sırasıyla toplumsal beceriler ve uyum davranışlarında bozulma, stereotipik davranışlar, bağırsak ve mesane kontrolünü kaybetme ve motor beceri kaybı izlemektedir (9,14,15).

Olgumuzda da literatüre benzer kayıplar olduğu saptanmış, erken müdahalenin önemi düşünülerek, pediatri kliniğinden izlemine son vermeden süratle bireysel ve grup özel eğitime yönlendirilmiştir.

Özel eğitime başladığı ilk günlerde uyum sorunu yaşayan olgunun, sonrasında bu uyum sorunlarının kısa bir süre içinde azaldığı ve ortadan kaybolduğu, ilaç tedavisi ile birlikte özel eğitime cevap vermeye başladığı gözlenmiştir.

Literatürde ÇÇDB olgularında, zihinsel yetilerdeki kaybın kalıcı olduğu bildirilmekle birlikte (16), olgumuzda izlediğimiz ılımlı miktar düzelme, ÇÇDB tanısını erken akla getirmenin ve “organik testlerin tamamı tamamlanmamış bile olsa” en azından destekleyici müdahalenin erken başlamasının, yeti kaybının hızını azaltabileceğini düşündürmüştür.

ÇÇDB tanısı koymadan önce, nörolojik bozukluklar, kronik nöro enfeksiyonlar veya epileptik ensefalopatilerin ayrılması ve ÇÇDB’ye eşlik edebilecek epilepsinin ayrımı için detaylı bir nörolojik inceleme yapılması gerekmektedir (15).

Olgumuzun çocuk nörolojisi polikliniğinde yapılan nörolojik muayenesi, istenilen rutin kan tetkikleri ve tiroid fonksiyon testlerinde, çekilen kranial MRG ve EEG’sinde herhangi bir patolojik özellik saptanmamış ve ön planda organik etiyoloji düşünülmemiştir. ÇÇDB’de diğer YGB’ları da ayrıcı tanıda düşünülmeli, özellikle de otizm ile mutlaka ayrıcı tanısının yapılması gerekmektedir.

ÇÇDB olguları ilk iki yaşta nöromotor gelişimin normal olması ve ilerleyici yeti kaybı bulunmasıyla otizmden ayırt edilebilmektedir. Otizm olan olgularda belirtiler üç yaşından önce başlamaktadır. Belirtiler başladığında dil gelişiminin yeterli olmadığı görülür. Motor becerilerde genellikle bozukluk görülmez. Edinilmiş bağırsak ve mesane kontrolünün yitirilmesi yoktur ve bilişsel işlevlerde ilerleyici bir yıkım gözlenmez (16). Bu nedenlerden dolayı olgumuzda otizm düşünülmemiştir.

ÇÇDB’nin özgül bir tedavisi bulunmamaktadır.

Hastanın ve ailenin psikoeğitimi, özel eğitim ve psikofarmakolojik ajanlar başlıca tedavi yöntemleridir. Özellikle anksiyete bulguları, aşırı hareketlilik, kendini yaralayıcı davranışlar, saldırganlık, davranış sorunları bulunması durumunda psikofarmakolojik tedavi seçeneği sıkça gündeme gelmektedir. Bu belirtilere yönelik atipik antipsikotiklerin (11,17-20) ve özgül serotonin geri alım inhibitörlerinin (20) literatürde sıkça kullanıldığı görülmektedir.

Olgumuzda literatüre uygun şekilde sinirlilik, davranış sorunları ve aşırı hareketlilik yakınmalarına yönelik risperidon tedavisi başlanmış, ayrıca aileye uygun psikoeğitim verdikten sonra olgu temel becerilerin kazandırılması amacıyla özel eğitime yönlendirilmiştir. Olgunun son kontrolünde, uygulanan tedavilerden kısmen fayda gördüğü izlenmiştir. Bu durum bize, tanı ve destekleyici tedavide erken müdahalede bulunmanın önemini bir kez daha vurgulamıştır.

ÇÇDB, YGB’ları içerisinde en az tanınanıdır. Tanı koydurucu özgül bir testin olmayışı, belirtilerinin otizme benzemesi ve bozukluğun başlangıç dönemi bulgularının birçok başka psikiyatrik bozukluklarla karıştırılabilmesi nedeniyle ÇÇDB tanısı atlanabilmektedir. Bu nedenle daha fazla klinik olgunun sunulması ve yapılacak daha geniş çaplı, uzun süreli çalışmalar ile olguların izleme çalışmaları, bozukluğun ortaya çıkış tarzını anlamamıza ve ÇÇDB tanısını daha erken yakalayıp, erken müdahale etmemize yardımcı olacaktır.

Kaynak: Düşünen Adam The Journal of Psychiatry and Neurological Sciencesi, Volume 27, Number 4, December 2014 - Kemal Utku Yazıcı, İpek Perçinel

Özel eğitim Merkezimizde alanında uzman pedagog ve özel eğitim öğretmenleriyle Dezintegratif Bozukluklar üzerine çocuk ve gençlerimize yönelik eğitim ve öğretim çalışmaları yapılmaktadır.

YGB ile ilgili okuyabileceğiniz diğer yazılar
Otizm
Otizm Nedir
Otizmin Nedenleri
Otizm Belirtileri
Otizm Tedavisi
Otistik Çocukların Eğitimi
Yaygın Gelişimsel Bozukluklar
YGB en sık sorulanlar
YGB Destek Eğitim Programı
Asperger Sendromu
Rett Sendromu
Atipik Otizm
Dezintegratif Bozukluk
Otizm Hastalık Değildir
Hipotonik Bebek
Yaşananlar İz Bırakır
Ana Sayfa İletişim
Bu sitedeki tüm bilgiler sizleri aydınlatmak amaçlı olup tedavi niteliğinde değildir. Özel Tanı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi yazılan yazılardan yola çıkarak uygulanan tedavilerdeki doğacak aksaklıklardan sorumlu tutulamaz. Bu sitenin tüm içeriği Tanı Özel Eğitim Merkezi tarafından hazırlanmıştır. İzinsiz kopyalanamaz, çoğaltıp dağıtılamaz ve yayınlanamaz. Tüm hakları saklıdır.
Özel Tanı Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi
Talatpaşa Mahallesi Emirgazi Caddesi Zümre Sokak No:2/2
Kağıthane - İstanbul